Velilerin Tasavvufta yaşadığı bazı olağan üstü haller yüzlerce yıldır biliniyor.
Bazı kullara Allah’ın bildirmesiyle bazı olaylar malum olabiliyor.
Gelmiş geçmiş en büyük islam müceddidlerinden olan İmam-ı Rabbani Tayy-ı mekan ile gelecekte bulunmuş ve gördüklerini 3 ciltlik bir kitap haline getirmiştir.  Önümüzde ki günlere dair öyle şeyler haber vermiştir ki izleyince çok şaşıracaksınız.

Ahmed El Serhendi yani diğer adıyla İmam-ı Rabbani K.S. zamanda yolculuk etmeyi başardı mı? 2000 ile 2700 yılları arasında seyahatlar ve zaman yolculuğu yaptığını belirten Rabbani bu yolculuklarını 3 önemli kitapta topladı. Elbette bahsi geçen zaman yolculuğu fiziksel değildi. Tasavvufta Tayy-ı Mekan diye bilinen ruhani bir yolculuktan bahsedilmekteydi. Bu kitaplardan iki tanesi kayıpken bir tanesi ise önemli bir sahaf ve koleksiyonerin elinde bulunuyordu. Ahmet nedimin bu kitaba ulaşması ile 2000 – 2200 yılları arasında yaşanacak bir çok şey deşifre oldu. İstabul depremi, kanal istanbul, nükleer saldırı ve nüfusun büyük bir bölümünü yok edecek virüs salgını. Rabbani bu önemli kitapta deprem tahmini yaparak büyük istanbul depreminin net tarihini tahmin ediyor. Bu tahmin doğru çıkacak mı bilinmez. Yaşadıkları ve anlattıkları ise büyük sır. Kült TV’ye abone olarak araştıran insanlar topluluğunda ki yerinizi aldıysanız İmam-ı Rabbani’nin Türkiye hakkında ki kehanetlerini sizlerle paylaşıyorum.  1564 yılında o zamanlar Babür İmparatorluğu egemenliği altındaki Hindistan’ın Serhend şehrinde doğdu. Ömer bin Hattab’ın soyundan geldiği için ‘el-Fârûk’ lakabını almıştır. 1624 yılında, 60 yaşındayken vefat etmiştir. Genel olarak Nakşibendî tarikatı mensubu olmasının yanında Kadiriyye, Çeştiyye gibi diğer tarikatlar arasında da saygın bir yeri vardır. Nakşbendiyye tarikatının Müceddidiyye kolundandır. Babası ve Bâkî Billâh gibi âlimlerden dersler alarak İslâmî konularda birikime sahip oldu. Temel düşüncesi tasavvuf merkezlidir. Fakat mektuplarında şeriatsız bir tasavvuf anlayışının olamayacağını dile getirerek önce şeriat kurallarının yerine getirilmesini tavsiye ederdi. Yirmi yaşlarındayken Bâkî Billâh’ın müridi oldu. Kendisine Bâkî Billâh tarafından icazet ve halifelik verildi. Ekber Şah’ın İslâm’a karşı tahrif ve yeni bir din oluşturma çabasına karşı mücadele vermiş ve Ekber Şah’ı eleştirmiştir. Dîn-i İlâhî adlı bu yeni oluşumun çok yaygınlaşmaması İmam-ı Rabbânî’nin başarısı kabul edilir. Ekber Şah’tan sonra yerine geçen oğlu Cihangir Şah, ordu içinde mürit sayısı arttığı için vezirleri tarafından bir tehdit oluşturduğunun söylenmesi üzerine Rabbânî’yi hapse attırmıştır. Cihangir, Rabbânî’yi bir sene sonra hapisten çıkararak sohbetine aldı. Rabbânî, onlarca mürşit yetiştirip Hindistan’ın değişik bölgelerine göndererek halkı irşat ettirdi. Ehl-i Sünnet inancıyla yaşayıp yeni kavramlarla tasavvuf ıstılahını genişletti. Mektuplarında yaşadığı tecrübeleri anlatmasıyla sonraki sûfîlerin bir ıstılahî kaynağa sahip olmasını sağladı. Rabbânî, bâzı kesimlerce ikinci bin yılın mücedditi ve müçtehit kabul edilir. İslâm hükümleri ile tasavvufu birleştirmesinden dolayı ‘Sıla’ ismi de verilmiştir. Rabbânî, insanı Dünya’da ve Âhiret’te yükseltecek olan tevâzûnun ne olduğunu ve kurtuluşun ancak Ehl-i Sünnet’e uymakla olduğunu bildirmiştir. Talebelerine ilim tahsilini sıkı sıkı emretmiş, taassuba ve yobazlığa karşı mücadeleye çok önem vermiş, dîni cahillerden öğrenmeyi men etmiştir. Devamlı kitap okumalarını, ilim öğrenmelerini istemiş, önce itikadı düzeltmenin, sonra fıkıh bilgilerini öğrenmenin gerekliliğini anlatmıştır. İmam’ı Rabbani Mektubat gibi bir çok önemli eser yazarak İslam alemine kazandırmış gelmiş geçmiş en büyük mücedditlerden bir tanesidir. Tayyı Mekan yolculuklarında gördüklerini derlediği 3 eserse gelecekte yaşanacak olayların kehanetlerini içermektedir.

 

Şimdi dilerseniz İmam-ı Rabbani K.S. nin Türkiye hakkında yaptığı kehanetlere bakalım. Bu arada az sonra okuyacağım çevirilerin 1930 larda yapıldığını ve yapıldıkları dönemde boğazda bir tüp geçit olmadığını da unutmayın. Öte yandan derlemenin İmam-ı Rabbaninin şifreli eserinden ne derece isabetli tercüme edilmiş olabileceği de aktarımların doğruluğu açısından çelişki doğurmaktadır. Yine de belli başlı konular çok net şekilde saptanmıştır.

27 Mart 2022

İstanbul cehennemi denilen deprem oldu. Kayda geçen ölüm sayısı 2.6 milyon ama gerçek rakamın kayıplarla birlikte 3.2 milyon olduğu 4 sene sonra ortaya çıktı. Deprem, boğaza paralel yapılmakta olan ikinci kanal inşaatı üzerinden küçük ve büyükçekmece havzalarını açarak daha sonra durdurulamayacak olan coğrafi bir değişikliğin başlangıcını oluşturdu. Şehrin nüfusu ölüm, kayıp ve göçler sonucu 17 milyondan 6 milyona düştü. Avrupa yakasındaki sahil yerleşkeleri zemin kayması yüzünden yerleşime kapatıldı.

13 Temmuz 2037

Yeniden büyük deprem oldu. Ölü sayısı bu sefer, alınan tedbirler ve göç yüzünden azalan nüfus sebebiyle yetmiş bin de kaldı. Bu sarsıntı Darıca’nın batısından kuzeye doğru coğrafi bir yırtık meydana getirdi, orada büyük bir haliç oldu.

7 Ocak 2047

1990’larda başlayan ve önlemi alınmayan küresel ısınma sebebiyle şehrin sahil sınırlarında 20/l’lik  bir küçülme olduğu açıklandı. Aynı yıl içinde ırkçılar küresel ısınma sonucunda meydana gelen iklimsel göçlerden dolayı şehre gelmeye başlayan kuzeyli göçmenlere karşı organize şiddet göstermeye başlandı. Koalisyon hükümeti göçmenlerden aldığı yerleşim parasının yanı sıra yüzde 30 olan tüketim vergisini yüzde 60’a çıkardı. Kriz yüzünden çatışma çıktı. Bir gecede suç oranı bir önceki on yıla göre yüzde 400 arttı. Sıkıyönetim ilan edildi.

23 Temmuz 2048

Sıkıyönetime rağmen iki gün içinde 17.800 göçmen linç edildi. Evleri yağmalandı. Dönemin hükümeti tecavüz ve yaralama vakalarını kayıtlardan sildirdi.

2 Şubat 2072

Bu yıl başyalan ve 32 gün süren 1.Dünya Su Savaşları sırasından şehrin nüfusu 300 bine indi. Savaşı kaybeden Türkiye 22 yıl boyunca Çin-ABD(El serhendi efendi buna dünyanın iki yanındaki memleket der.) ortaklığı tarafından yönetildi.

21 Eylül 2087

Avrupa konfederasyon şirketi,2037 yılında Darıca’nın batısında oluşan haliçi kuzeydeki ağva havzasıyla birleştirerek İstanbul Boğazının 42 km doğusunda ikinci bir boğaz açtı. Yine aynı yılın 19 Aralığında iki boğaz arasında oluşan adayı Çin-ABD ortaklığı yüzyıllığına Avrupa konfederasyonuna kiraladı ve ada Ticari Özerk Bölge ilan edildi. Vergi sıfıra indirildi ve dünyadaki kara kazançlı para adaya akmaya başladı.

8 Ağustos 2094 

Ülke yönetimi Türkiye’ye devredildi ama şehir ABD-Çin-Avrupa adası olarak tutuldu. Nüfus,21 milyona ulaşmıştı geçen süre içinde.

1 Mart 2103

Dünyayı saran hastalık virüsü bütün önlemlere rağmen şehre girdi.3 ay içinde İstanbul adası ve civarında kayıtlara göre 16 milyon kişi öldü. Ölüleri gömecek yer olmadığı için, Avrupa yakasında 4 ada içinde de 3 tane olmak üzere dev krematoryumlar yapıldı. Şirket fırınlardan üreteceği elektrik enerjisi karşılığında bu yapıları ücretsiz olarak inşa etti. Filtrelere rağmen denizin üzeri tamamen külle kaplanmıştı. Sağ kalanlar gaz maskesi ile dolaşıyordu. Yağma olayları iki yıl devam etti.48300 yağmacı yakalandığı yerde infaz edildi.

7 Şubat 2107

Kimyasal atıklar ve çevre kirliliği yüzünden İstanbul’un güneyi alev,atom,nükleer (kelimeler sırayla,El Serhendi, Rıza Nedim ve bendenizin seçimidir)bomba atıldı. Sadece sığınaklarda bulunan 30.000 kişi kurtuldu. Savaşta kazanan olmadı ve ülkeler uzlaştı.18 gün süren savaşta 2 milyar kişi öldü. Mevcut su havzaları ve nehirler kullanılamaz hale geldi. Kuraklık, kıtlık ve salgın hastalıklar yüzünden iki yıl içinde dünya nüfusu 800 milyon kişiye indi.

2115-2203

Yılları arasında ısı, ışınma, radyasyon yüzünden İstanbul da tek bir canlı bile kalmadı.

21 Eylül 2187

Avrupa Konfederasyonuyla ile yapılmış olan kira kontratı bitti. Yönetim Türkiye’ye geçti ama vergilendirme için muhatap bulamadı. 2250 yılına kadar kimse adaya ayak basmadı.

Şu ana kadar sizlere aktardığım kehanetler günümüz diline uygun şekilde güncellenerek verilmiştir. Rabbani’nin yaptığı tasvirlerden örneğin istanbulda bir güneş patladı gibi cümleleri atom bombasına yoran çevirmen bunu bu şekilde nakşetmiştir.

Ben bu konuyu araştırırken bir başka youtuber arkadaşım İlkay Alp Giray’ın konuya ilişkin bir video yayınladığını gördüm ve derhal onunla temasa geçerek kaynak olarak çalışmasından da faydalandım. Ayrıca kendisinin de bu tarz olayları araştıran bir kişi olarak konu hakkında ne düşündüğünü sordum. İlkay’ın kanalının linkini de videonun açıklama kısmına bırakıyorum.  Öte yandan konuya ilişkin başkaca bilgilere de ulaşırsam bunları da sizlerle instagram hesabımdan paylaşacağım. Haberdar olmak için Instagramdan arkadaşım olabilirsiniz.

CEVAP VER

*