Gelmiş geçmiş tüm insanların ve bilimin en sık sorduğu sorulardan bir tanesi; zaman da yolculuk mümkün mü? Bilime göre bu sorunun cevabı evet mümkün! Hatta şu anda yapılıyor.

Öncelik le bilimin şimdiye kadar zaman hakkın da neler öğrendiğine bir göz atalım.
Hepimizin bildiği üzere zaman her daim ileri doğru hareket halindedir asla geri gitmez buna zamanın oku deniliyor. Bu kuram içinde yaşadığımız evreni anlamadığımızı gösteren en açık delildir. Neden zamanın tek yönlü aktığı bir evrende yaşadığımız sorusu gizemini halen korumaya devam etmektedir. Peki zaman oku nereden geliyor bizler olayların seyrini neden tek yönlü olarak izleyebiliyoruz? Zamanın gelecekten geçmişe doğru gitmesi ne anlam ifade eder? Bunları fizik kuralları ile açıklayamaya çalışalım. Fizik Atomların davranışın dan galaksinin dönüşüne zamanın işleyiş şekline kadar her şeyi açıklamak için kullandığımız yüzlerce yıllık gözlemler ve deneyler sonucu oluşturulup teyit edilmiş matematiksel denklemlerdir.

Ancak ilginç bir şekilde olayların ileriye doğru hareket eden bir sırayla zaman da meydana gelmek zorunda olduğunu söyleyen bir fizik kuralı yoktur. Yani bir başka değişle eğer yeterince enerji üretip doğru yere uygularsak atomları ve molekülleri zamanla beraber geri çevirebiliriz. Yine de fizik kuralları zamanın okunun neden ileriye gittiğini açıklayamıyor. S=K LOG W Yani entropi’nin matematiksel formülü. Entropi çok yakından tanıdığımız bir şeyin ölçüsü kaos ve rastlantısallık. Bu önemli bir kuram çünkü evrende gördüğümüz her şey düzenden düzensizliğe doğru geçmeye eğilimlidir. Şöyle düşünün eliniz de bir kitap var sayfaları 1 den 200 e kadar düzgünce sıralı sayfaları yırtarak havaya saçarsanız yere düştüğünde tüm sayfalar karışmış olur sıralı olarak düşmesi neredeyse imkansızdır. Doğada her şey düzenden düzensizliğe doğru gitmektedir örneğin duman havaya doğru çıkarak dağılmakta, düzenli bir buz kütlesi erimeye başladığında su haline gelerek düzensizleşmekte baktığımız her yerde entropinin izlerini görüyoruz.

İşte zaman okunda da aynı şekilde dağınıklığın evrelerini görüyoruz. Fizik kuralları değişmediğine göre entropi geleceğe değil geçmişe doğruda artmalı. Kitap örneğine dönecek olursak bu kitabın sayfalarının geçmişte de karışık olduğu sonra düzenlenerek doğru şekilde sıralandığı ve kitabı yırtarak havaya saçmamız neticesinde de gelecek de sayfaların tekrar karıştığı şeklin de açıklığa kavuşturulabiliyor. Ancak entropinin söylediğinden yola çıkarak geçmiş çok daha düzenli zaman ilerledikçe düzensizlik artar görüşüne kaynak olabilmesi için maddenin ve zamanın başlangıcı Büyük patlamaya bir göz atalım; Evrenin tarihi bir filme benzeseydi ve filmi geriye sarsaydık zamanda geriye doğru gidildikçe düzenin arttığını görürdük. Etrafa saçılmış milyarlarca galaksinin olduğu günümüz evreni filmi geri sardıkça kademeli olarak gaz ve toz bulutlarına geri dönecektir. Ve en sonunda bir birlerine iyice yaklaşarak küçücük bir atom altı parçacığı halini alacaklardır.

Dolayısıyla bu parçacık açılmadığı sürece zaman ve mekan kavramı da olmayacaktır. Zaman hareket ve mekandan bağımsız olarak ilerlemiyor. Ayaklarımızın yere basmasını sağlayan yer çekimi zamanı çekebilir ve akışını yavaşlatabilir. Çekim kuvveti ne kadar güçlüyse zamanın akışı da o kadar yavaşlar. Bu etki dünya da çok küçükte olsa vardır. Bir gökdelenin tepesin de yaşayan bir kişi en altta yaşayan kişiye kıyasla zamanı daha yavaş geçiyormuş gibi hisseder. Bunun sebebi ise yer çekiminden daha uzak olmasıdır. Dünyamız da durum böyleyken yıldızların kendi içine çökmesi sonucu ortaya çıkan kara delikler de durum çok daha farklıdır. Karadeliklerin çekim kuvvetleri dünyanın kinden milyarlarca kat daha fazladır. Karadelik yörüngesinde geçireceğiniz bir saatin dünya da ki karşılığı ortalama 50 yıldır. Zaman yolculuğu için bilimin ortaya attığı tekniklerden bir tanesi de zamanı bükmektir.

Zamanı kağıt üzerinde ilerleyen bir çizgi gibi düşünün Eğer yeterince enerji uygulanırsa kağıt ikiye katlanır ve gelecek ile geçmiş aynı noktaya gelmiş olur bu sayede geçmişe yolculuk edilebilir. Buna aykırı hiçbir fizik kuralıda yoktur. Zaman da yolculuğun bir başka tekniği de uzay ve zaman da kestirme yollar diye tabir edilen solucan delikleridir. Solucan deliği ya da Einstein-Rosen köprüsü, Nathan Rosen ve Albert Einstein tarafından ileri sürülmüştür. Solucan deliği aslında uzay zamanın nokta tasarımı ve zamanda bir kısa yol olan kuramsal topolojik bir vasfıdır. Genel olarak beyaz delikler ve kara delikler arasındaki bağlantıya solucan deliği denmektedir. Bir solucan deliğinin bir boğaza bağlı en az iki ağzı vardır. Eğer solucan deliği geçilebilir ise madde solucan deliğinde bir ağızdan diğerine boğazdan geçerek ulaşabilir.

Solucan deliği ismi fenomeni açıklamakta kullanılan bir analojiden gelir. Eğer bir solucanbir elmanın üzerinde seyahat ediyorsa, tüm elmanın etrafını dolaşmak yerine içinden geçerek bir kestirme yol bulmuş olur. Solucan deliğinin merkezi (ortası) durak noktadır, yani oraya geçerken spagettileşme denen bir olaydan sonra takılırsınız ve yıldızların bir ömrü bitirmesini 10 saniye içinde görebilirsiniz. Oradan çıkmak için ışıktan hızlı olmalısınız. Çıkamazsanız karadelik yok olurken enerji veya gaz kütlesine dönüşürsünüz. Dini kaynaklarda ve antik yazıtlarda da zaman yolculuğu yapılabildiğinden bahsedilmektedir. Ashab-ı kehf in ahir zamanda tekrar gelecekleri Peygamber efendimiz tarafından bildirilmiştir. Onlarda zaman yolcularıdır. Geçmişte yaşayan bir çok büyük zatın, zamanımızda görüldüğü ve gezdiği de bilinmektedir. Bunlardan en çok bilineni ise Hz Hızırdır. Sümerler ve mayalar döneminde yaşayan Zülkarneyn as iki zamanlı olarak bilinir yani zamanlara arasında gezen anlamındadır. Hatta Sümer tabletlerinde Zülkarneyn as zaman kapısından geçerken resmedilmiştir.

İçinde bulunduğumuz evrenin kozmik yasalarla belirlenmiş bir hızı vardır. Saniye de yaklaşık 300.000 Km yani diğer adı ile ışık hızı. Ancak kozmik yasalardan dolayı hiçbir şey bu hıza ulaşamaz. Ancak bu hıza yaklaşabilecek bir araç dahi geliştirilirse zamanda ileri doğru yolculuk yapmayı mümkün kılacaktır. Dünyanın çevresini dolaşan bir demir yolunda ışık hızına yakın hızlarda hareket eden bir tren düşünün. Trenin içerisin de ki yolcuların geleceğe doğru tek yönlü bir gidiş bileti var. Tren hareket ettikten sonra git gide hızlanarak ivme kazanıyor. Hiç durmadan dünyanın çevresini tekrar tekrar dolaşıp duruyor. Işık hızına yakın olmak dünyanın çevresini biraz hızlı dolaştırmayı gerektiriyor saniye de 7 defa. Fakat trenimiz ne kadar güçlü olursa olsun doğanın yasaları yasakladığı için asla tam olarak ışık hızına erişemez. Yine de ışık hızına yakın bir hızda hareket eden trenimizin içerisinde ki zaman dünyanın geri kalanına çok binlerce kat daha yavaş akmaktadır.

Tıpkı kara deliklerin yanında olacağı gibi çok yavaş. Trende ki her şey ağır çekim bu hız limitini korumak içindir ve sebebi doğanın yasalarıdır. Şimdi trenin içerisin de ileri doğru koşan bir çocuk düşünün çocuğun hızı trenin hızına eklenir. O zamanda trenin ışık hızını aşma ihtimali doğar ki doğa buna izin vermez bu yüzden trenin içerisinde her şey ağır çekimidir. Zaman doğanın belirlediği hız limitini korumak için her daim yavaşlayacaktır. Ve bu gerçeklikten dolayı geleceğe doğru geniş uzaklıklara seyahat mümkündür. Trenimiz istasyondan 1 ocak 2050 de ayrılmış olsun. 2150 senesinin ilk ayına gelmeden evvel dünyanın çevresini 100 sene boyunca tekrar tekrar dolaşacaktır. Trenin dışında 100 sene geçerken içerisin de zaman hızla paralel olarak çok yavaşlamış olacağı için yolcular sadece 1 hafta yaşamışlardır.

Yolcular trende geçirdikleri 1 haftanın ardından dışarı çıktıkların da bıraktıkları dünya ile buldukları dünya çok farklı olacaktır. Sonuç olarak trene binen bu yolcular 1 hafta içerisinde 100 yıl geleceğe gitmişlerdir. Tabii ki böyle bir tren inşa ederek bu hızlara erişmek şimdilik insanlık için çok uzak bir ihtimal Ancak biz bu trene çok benzeyen bir şeyi İsviçre’nin Cenevre kentin de ki Cern de dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısında inşa ettik. Yerin 5 km altında ki 25 Km uzunluğun da dairesel bir tünel de küçük partiküllerin trilyonlarcası var. Sistem çalıştığında bu partiküllerin 0 dan 96.500 km sürate ulaşması saniyenin çok küçük bir kısmın da gerçekleşiyor. Güç arttırıldıkça parçacıklar daha da hızlanıyor ve neredeyse ışık hızına yakın bir süratte 25 km yi saniye de 11.000 defa dolaşana kadar hızlanıyor. Ancak aynı tren örneğinde olduğu gibi o sıra dışı ışık hızına asla ulaşamıyorlar.

Ne kadar güç uygulanırsa uygulansın limitin sadece %99.9 una ulaşabiliyorlar. Bu gerçekleştiğin de tabii ki partiküller de zamanda yolculuk yapıyor. Bunu nereden mi biliyoruz? Yolculuk esnasın da görüntülediğimiz bazı kısa ömürlü partiküllerden. Normalde saniyenin 25 milyarda 1 i gibi bir zaman zarfında atomlarına ayrılmaları gerekirken ışık hızına yaklaştıkların da 30 kat daha uzun ömürlü oluyorlar elbette ki bizim zaman dilimimize göre onlar içinse tünelin içerisinde zaman daha yavaş işliyor. Mantık aslın da çok basit eğer geleceğe yolculuk yapmak istiyorsan yapabiliriz. Sadece hızlanmamız gerekiyor. Ancak dünyanın coğrafi yapısı ve üzerin de ki insanlık düşünüldüğünde bunu gerçekten başarabileceğimiz tek yer uzay. Tarihte insan taşıyan en hızlı araç Apollo 10 du. Saatte tam 40.000 KM hıza erişmişti. Ancak konu zaman da yolculuk yapmaksa bunun 2000 katı daha fazla hıza ihtiyacımız var. Bunu yapmak içinde daha büyük bir uzay aracına ve bomba olarak kullandığımız hidrojen atomlarını çalıştıracak gelişmiş füzyon motorlarını ihtiyacımız var. İyi haberse önümüzdeki birkaç yıl içerisinde hidrojen hücreleri ile çalışan soğuk füzyon motorları roketlerde kullanılmaya başlanacak. İnşa edilmekte olan bu yeni roketlerin en büyük farkı günümüzün kocaman uzay araçlarından neredeyse 30 kat daha büyük oluşları.

CEVAP VER

*