Uzaylılar tarafından kaçırılma olaylarıyla ilgili raporlarda bahsedilen ortak noktalardan biri de, uzay gemilerine alınan kişilerin birtakım ziksel testlerden geçirildikleri ve vücutlarına ince, uzun iğnelerin enjekte edildiğidir.

Bu iğnelerin ucunda, kimi zaman 0.25 cmden daha az bir çapa sahip, ince metalik toplar bulunmaktadır. Vücuda enjekte edilen bu iğneler çıkarıldığında uçlarındaki topların yerinde olmadığı görülmüştür. Kaçırılma deneyimi yaşayan kişiler, “mikroçip” adı verilen bu parçaların burunlarına, kulaklarına, sinir uçlarına ve hatta göz kapaklarına yerleştirildiğini söylemektedirler. Eylül 1986’da, saygıdeğer bir bilim gazetesi olan Nature’de, İngiltere Oxford Üniversitesi jinekologlarının bir raporu yayınlanmıştır. Raporda, doğum öncesi rutin kromozom testinden geçen bir kadın hastanın jenital sıvısında esrarengiz bir cismin bulunduğu belirtilmektedir. Tanımlanamayan bir maddeden yapılmış olan ve küçük noktalardan oluşan bu cisim, sadece 10 mikron ölçüsünde olup, şimdiye kadar tespit edilebilmiş tüm mikroçiplerden daha küçüktür. Uzaylı implantları, 1994 yılından beri cerrahi operasyonlar yoluyla vücuttan çıkarılabilmektedir.

O günden bu güne kadar tüm dünyada 84.000 kadar uzaylı implantı çıkartma operasyonu kayıtlara yansımıştır. Ayak parmağı, el, çene, dış kulak gibi organların içinde sinir uçlarında rastlanan bu cisimlerin, sadece top biçiminde olmadığı, pek çok başka biçime de sahip oldukları görülmüştür: üçgen, çubuk, tel, vb… Kimi zaman bu cisimlerin bulunduğu yerler üzerinde yara izlerine rastlanmıştır. Bazı vakalarda çıkarılan bu cisimler bir koza şeklinde olup, içinden fosfor yeşili ışınlar yaymaktadır. 1995 yılının Haziran ayında, California’lı Pediyatrik Tıp Doktoru Roger Leir, bir UFO sempozyumu sırasında, kaçırılma olayları hakkında bir rapor sunan Houston’lu UFO araştırmacısı Derrel Sims’le tanışmıştır. Bir pediyatri uzmanı olan Dr. Leir, Sims’in sunuşunda uzaylılar tarafından ayağının içine yabancı bir cisim yerleştirilmiş bir kadından bahsetmesinden oldukça etkilenmiş ve olayı incelemek istemiştir.

Patricia Damly adlı bu kadının ayak röntgenini inceleyen Dr. Leir, ilk bakışta bu cismin ortopedik cerrahide kullanılan paslanmaz çelik materyallerden biri olduğunu düşünmüş, fakat Patricia’nın daha önce herhangi bir ayak ameliyatı geçirmemiş olduğu ortaya çıkmıştır. Kadının ayağında bulunan bu esrarengiz cismin uzaylılar tarafından kaçırılmasıyla ilgili olma ihtimali hem Sims’i hem de Leir’ı oldukça etkilemiş; Dr. Leir, söz konusu hasta California’daki kliniğine getirilirse bu cismi ayağından ücretsiz olarak çıkaracağını duyurmuştur. Sims Leir’a, elinin içinde benzer bir yabancı cisim bulunan Pat Parrinello adlı kadından da bahsetmiş ve ona kadının el röntgenini göndererek fikrini sormuştur. Dr. Leir’a gönderilen Damly ve Parrinello’nun röntgen filmleri radyologlarca incelenmiş; sonuçta her iki cismin de metalik olduğu, kesinlikle doğal bir kist ya da benzeri bir oluşum olmadıkları anlaşılmıştır. Bu iki kadın, vücutlarındaki yabancı cisimleri çıkartmak üzere Ağustos 1995’te Dr. Leir’in kliniğine gelmişlerdir.

Patricia Damly, Ekim 1969’da, Teksas’da uzaylılar tarafından gemiye alındığını, fakat olayla ilgili çok az şey hatırladığını anlatırken, Pat Parrinello geçen 42 yıl içinde pek çok UFO gözlemi yaptığını belirtmiş ve kaçırılma olayının 1954 yılında, kendisi henüz 6 yaşındayken gerçekleştiğini açıklamıştır. Parrinello, elindeki yumruyu 1971 yılında geçirdiği trafik kazasının ardından çekilen röntgenleri görene kadar fark etmediği söylemiştir. Damly’nin ayak parmağında bulunan ince, üçgenimsi cisim 1 saatlik bir ameliyat sonunda çıkarılabilmiştir. Domates çekirdeği büyüklüğündeki cismin etrafında oluşan gözle görülebilir ince bir doku, cismi vücutta bulunduğu süre boyunca kaslardan izole etmiştir. Parrinello’nun vücudundan ise diğer cisme benzer, 5 mm. uzunluğunda, gözyaşı biçiminde grimsi bir cisim çıkarılmıştır. Bu cisimlerin orta kısmında ise ince metal dilimleri bulunmuştur. En son Texas Üniversitesinde yapılan Biopsi ve analiz sonuçlarında, bu cisimlerin Dünyada bilinen 65 bine yakın elementin hiç biriyle uyuşmadığı ve farklı birtakım elementler içerdiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca materyallerin elektromanyetik alanları olduğunu da yapılan incelemeler sonucu ortaya çıkmıştır. Bu da, yüksek teknoloji ürünü implantların dünya dışı kaynaklı olduğunun en önemli bilimsel bir kanıtıdır.

Dr. Leir, ameliyatın ardından, cisimlerin yerleştirildiği yerin etrafında hiçbir enfeksiyon izine rastlanmadığını söylemiş ve ameliyatla çıkarılan bu yabancı maddelere karşı vücudun geliştirdiği tepkinin normalden çok farklı olduğunu vurgulamıştır. Ufo Vakaları uzmanı ve gazeteci Derrel Sims 2012 senesinde Los Angeles’ta düzenlenen dünya dışı yaşam panelinde verdiği konferansta yaklaşık 15 yıllık bir çalışmanın sonucu olan araştırmasını insanlarla paylaştı. Öncelikle dünya dışı yaşam formlarının bazı kimselerin iddia ettiği gibi ruhani varlıklar gibi enerji formunda değil fiziksel bedenlere sahip olduklarını kesin bir dille aktaran Sims Yıllar boyunca incelediği vakalardan toplamış olduğu implantlarla farklı deneyler yaptı. İmplantların biyolojik enerji ile reaksiyona geçtiğini keşfetti.

Ancak her implant yerleştirilenler tarafından tek bir vücuda göre ayarlanıyor çıkartıldığı anda da de aktif oluyordu. İmplantlar işlevsel haldeyken cam benzeri saydam bir halde bulunurken en ufak bir müdahalede madde form değiştiriyor ve bilinmeyen kaskatı bir metal türüne dönüşüyordu. Sims’in incelediği vakalardan bir tanesi de Amerika’nın küçük bir kasabasında gerçekleşmiş kasaba şerifi dahil toplam 30 görgü tanığıyla olay kayıtlara geçmiştir. 2004 senesin de Oklahomaya bağlı Levelland kasabasında yaşayan Michael Mccarty isimli adam bir çok kasabalıyla beraber gecenin geç saatlerinde biraz ilerideki ormanlık alana ışıklar saçan bir cismin indiğini görmüş Max isimli Alman kurdu cinsi köpeğiyle beraber cismi araştırmak üzere olay yerine gitmiştir. Bölgeye vardığında çok parlak bir ışık görerek bayıldığını anlatan Mccarty gözlerini açtığında etrafı bembeyaz çok büyük bir odada ameliyat masası benzeri bir tablanın üzerinde yatar halde olduğunu odanın diğer ucunda ki bir başka tablada köpeğinin yattığını fakat her yer çok parlak olduğu ve tam olarak kendinde olmadığı için etrafı net göremediğini anlatmıştır. Daha sonra kısa boylu iri gözlü bir varlığın köpeğinin kulağına tel gibi bir şey soktuğunu söylemiş gözlerini açtığındaysa kendisini ve köpeğini ormanda yatarken bulmuştur.

Evine döndüğünde bölgeye gidişinin ardından 2 gün geçtiğini anlamıştır. Michael Mccarty ile yaptığı görüşmenin ardından köpek üzerine odaklanan Sims Hayvanın Telefon bilgisayar gibi elektronik aletlere yaklaştığında onları etkilediğini fark etmiştir. Yaptığı ölçümler de köpeğin ciddi şekilde elektrik dalgaları yaydığını belgelemiş daha sonra sahibinden de izin alarak Oklahoma şehrinde tam teşekküllü bir veterinerde köpeğe tomografi çektirmiştir. Tomografi sonuçlarında hayvanın beyninde ki implant net şekilde görülmektedir. Ayrıca Max geçirdiği bu işlemin ardından saldırgan bir hal almıştır. Dr Leirin en çok etkilendiği vakalardan bir tanesi de incelediği Alman Claus Klatt’ın yaşadıklarıdır. Bavyeralı bir çiftçi olan Klatt 1996 senesin de çektiği dayanılmaz baş ağrıları sonucu hastaneye gitmiş burada yapılan tetkiklerin ardından beyninde tümör olduğu anlaşılmıştır. Tümör son safhasına ulaşmıştır ve yapılacak fazla bir şeyde yoktur. Doktorların ön görülerine göre Klatt’ın 5 – 6 aylık ömrü kalmıştır. Ölümü beklemesi için evine gönderilen Klatt bir kaç ay içerisinde tümörün etkisi ile yürüme ve konuşma kaabiliyetlerini ciddi ölçüde kaybetmiş tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştur.

Bir akşam üzeri eşi tarafından hava alması için tekerlekli sandalye ile çiftlik evinin avlusuna çıkartılmıştır. Eşi içeride ev işlerini bitirdikten sonra kocasını eve sokmak için avluya çıktığında tekerlekli sandalyenin boş olduğunu görür. Telaşa kapılarak çocuklarını ve polisi arar etraftaki ormanlık arazide yapılan tüm incelemelere rağmen izine ulaşılamaz. Aradan geçen 4 günün ardından polise gelen bir ihbarla Klatt’a ulaşılır. Klatt evlerinin hemen aşağısında ki yolun kenarın da yarı baygın ve hafızasını kaybetmiş şekilde yatmaktadır. Hastaneye kaldırılır eşini ve çocuklarını hatırlamamakta ancak yürüyüp konuşabilmektedir. Polise verdiği ifadesin de kendisini uzaylıların kaçırdığını gemiye aldıklarını daha sonra da bir yer altı üssüne götürdüklerini ve kafasına bir implant yerleştirdiklerini söylemiştir. Hastane de yapılan tetkikler sonucu beynin de 5 milim boyutunda bir implant saptanmıştır işin garip yanı bu implant tam olarak tümörün olduğu bölgeye yerleştirilmiştir. Tümörden se eser kalmamıştır. Bir süre sonra hafızası da yerine gelmiş ve kalan hayatına sağlıklı şekilde devam etmiştir. Doktorları bu duruma hayret etmişlerdir. Podiyatrik hekim ve cerrah Dr. Roger K. Leir, tıp eğitimini 1961’de tamamlamış ve 1964’te Podiyatrik Tıp Doktoru ünvanını almıştır.

O tarihten bu yana özel hizmette çalışan Leir, yeniden oluşan sinirler ve ortopedide yapay cisimler kullanımı konularını da kapsayan araştırmalar yapmıştır. Dr. Leir’in UFOlara olan ilgisi 12 yaşında, babasının Roswell kasabasına düşen Uçandaire Kazası ile ilgili gazete haberini okumasını duymasıyla başlamıştır. Ventura-Santa Barbara yayınlarından biri olan Vortex’te araştırmacı gazeteci olarak çalışırken ünlü kaçırılma olayları araştırmacısı Derrel Sims’le tanışan Leir, Sims’le birlikte uzaylılar tarafından insan bedenine yerleştirilen implant adını verdiğimiz parçacıkların tıbbi ve cerrahi araştırması konulu öncü çalışmayı gerçekleştirmiştir. İnsanlara ve Hayvanlara takılan bu implantlar şüphe götürmez şekilde nettir. Nitekim araştırmacıların ellerinde binlerce implant vardır ve henüz materyal yapısı dahi çözülebilmiş değildir. Her şeye rağmen bu implantların ne maksatla takıldığı aynı uzaylıların kendisi gibi gizemini korumaktadır. 

CEVAP VER

*