Eğer normal bir uyku düzeni olan bir insan arıyorsanız, muhtemelen aradığınız kişi ben değilimdir. Ben işlerimi genelde geceleyin yapan bir insanım. Sabahın 8’inde uyanmak bana göre olan bir şey değil.

Bir parçam uykuyu o kadar sevmese de kesinlikle büyük bir parçam uykuya bayılıyor. Uykuya olan ihtiyacımız biyolojik sistemimizin en kuvvetli dürtülerinden biridir. Bu dürtü kontrol edemediğimiz ender dürtülerden biridir ve inanın veya inanmayın uykusuzluk sizi açlıktan çok daha çabuk öldürebilir. Haydi hayatımızın üçte birini harcayan bu esrarengiz olayın arkasındaki bilime göz atalım. Ortalama bir insan 25 senesini uykuda geçirmesine rağmen bilim adamları neden böyle bir aktivite içerisinde olduğumuz hakkında bir fikir birliğine ulaşmış değiller. Kesin bildiğimiz bir şey varsa o da beynimizin kesinlikle uykuyu önemli olarak gördüğüdür. Beynimizin derinlerinde, ufak bir fındık büyüklüğündeki bölge olan hipotalamusunuz da uyku zamanlayıcısı olarak çalışan supra-kiazmatik çekirdek yer alır. Bu bölge ışık ile karşılaştığında uyanıklık hormonlarından olan kortizol salgılatıp uyku hormonlarının baskılanmasını sağlar. Karanlık olduğunda ise tam tersini yapar.  Uyku için ikinci bir mekanizma ise beyinde salgılanan adenozin’dir. Adenozin vücudumuzda enerjinin depo edildiği moleküldür ve bu enerjiyi adenozin trifosfat formundayken kullanıma sunar. Araştırmalar gösteriyor ki beyinde bir miktar adenozin kaldığında bu kalan adenozin beyni uyarıyor ve beyinde uyku sinyalleri yayıyor. Adenozinden bahsetmeden önce adenozin ile aynı reseptörlere bağlanıp vücudu yorgun olmadığımız yönünde kandıran kafeinden de bahsetmemiz gerekir. Fakat uyuduğunuzda, beyindeki nöronlar tarafından absorbe edilen adenozin seviyeleri düşer. İşte bu mekanizma siz uyuduğunuzda dinlenmiş hissetmenizi sağlar. Yani Beynimiz bize uyu dediğinde uyuruz. Fakat bu bizim asıl sorumuzu cevaplamıyor. Neden uykuya kelepçeliyiz? Dışarıdan bakıldığında bir çok teori var fakat bunların hiçbiri tek başına cevap değilmiş gibi görünüyor. Onun yerine bu cevapların hepsi birer birer bu bilinç dışı yapılan dürtüyü açıklamak için bir cevap gibi duruyor. Uyku hakkında az bilgi sahiplerine duyurulur, memeliler ve kuşlar uyku uyurken, diğer sürüngen böcek, balık gibi canlılar uykumsu faaliyet gösterir. Bilim adamları uykunun canlıları gelecek olan zararlardan koruyup hayatta kalma şansını arttıran evrimsel bir adaptasyon olduğunu savunuyor. Temel olarak uyku sizin dikkatinizi sağlayan unsur olabilir. En basitinden bir aslan bile günde 15 saatini uyuyarak geçirir. Aynı zamanda bir zürafa ise günde 2-3 saat uyur. Bir başka teori ise uykunun bir enerji koruma mekanizması olduğudur.

Bizim hayatımızda tam olarak olmasa da vahşi hayatta birincil amaç yaşamın devamlılığı için enerjinin korunmasıdır. Bu yüzden yaşantının 1/3’ü kadarını dinlenerek geçirmek mantıklı bir hareket olabilir. İnsanlar uykudayken kalp atışı, solunum sayısı ve vücut sıcaklığı düştüğünden dolayı %10 daha az enerji harcarlar. Fakat uyku için en destekleyici fikir yenilenme için olduğudur. Örneğin uyku, kas dokunun geliştiği evredir. Hücreleriniz protein sentezler, dokularınız kendini onarır ve büyüme hormonları salgılanır. Fakat biz bunların hepsini zaten uykuya dalmadan da yapabiliriz değil mi? Hayır, bunları koltukta oturup çukur izlerken malesef yapamıyoruz. Çünkü beynimizin de en az vücudumuz kadar uykuya ihtiyacı var. Son araştırmalar gösteriyor ki uyku beynin kendisini gençleştirmesini ve daha da önemlisi yeniden organize olmasına olanak sağlıyor.
Bu teori beyin plastisitesi olarak biliniyor. Gün boyunca hepimiz birçok şey görürüz ve bunların çoğunu hatırlamak isteriz, fakat uykumuzdan kalktığımızda gerekli olmayanları hatırlamayız. İşte beyin plastisitesi teorisinde uyku, beynin günlük olayları yeniden oynattığı ve gerekli olanları depoladığı, yaklaşık 8 saat süren evredir. Bu teori insanlar üzerinde test edilmiş ve desteklenmiştir. İki grup denek arasında ilk gruptaki insanlar belli bir sıradaki numarayı sabahleyin ezberlemiş, diğer grup ise akşam yatmadan önce ezberlemiştir. Sabahki grup bilgilerini 12 saat sonra yeniden oynatıp depoladığı için gece ezberleyen grup sabahkilere göre numaraların sırasını daha iyi hatırlamıştır. Aslında çözemediğiniz bir problemle karşılaştığınızda birkaç dakika uzanmak, hayatınızda önemli bir kararı almadan önce uyumak güzel bir tavsiye olabilir. Beyniniz gözlemlediğiniz her şeyi işlemek için gerçekten bu vakte ihtiyacı olabilir. Fakat, eğer uyku hafızamızı yeniden oluşturuyorsa, unutmak istediğimiz bilgilere ne olacak?

Örneğin bu sabah önümden geçen arabanın rengi veya radyoda şarkı dinlerken spikerin yaptığı saçma yorumlar? Şanslıyız ki, uyku beynimizdeki tüm gereksiz bilgileri temizleyebiliyor. Günlük yaşantınızda hafızanız oluşturulurken nöronlar arası sinaps ve bağlantılar bilginin önem seviyesine göre sağlamlaştırılır veya zayıflatılır.
Yeni bilgiler öğrenmek genelde tamamen yeni sinapsların oluşmasını sağlar. Bu öğrenilen yeni bilgiler arasındaki elektrik akımı siz uyurken beyin tarafından ateşlenir veya ateşlenmeyip unutulmaya terk edilir. Yani iyi ki veya, ne yazık ki yarın sabah uyandığınızda bugüne ait önemli olmayan detaylar sonsuz dek beyninizden silinmiş olur. Ama aklınızda bulunsun, eğer bu işlemlerin gerçekleşmesi için gerekli olan uykuyu vücudunuzdan mahrum ederseniz beyniniz büyük bir enerji kıtlığı veya depolama alanı problemi ile karşı karşıya kalabilir. Bir nevi beynimizin bu durumunu bilgisayarınızın hard diski ile anlamlandırabilirsiniz. Problem şu ki, insanlar yeterince uyumuyor. Ulusal uyku vakfı tarafından gerçekleştirilen bir ankette Amerikalı yetişkinler önerilen 8 saatlik uykudan 1-2 saat daha az uyku uyuyor, hatta ergenlik çağındakiler daha bile az. Buna ek olarak, neredeyse Amerikalıların yüzde yirmisi uyku problemlerinden dolayı doktorlara başvuruyor. 200.000’den daha fazla araba kazası sarhoş sürücüler yerine uykulu sürücülerden dolayı oluyor ve insanların ölümüne sebep oluyor. Vücudun uykusuzluk semptomlarını hissetmesi düşünülenden çok daha kısa sürüyor. Bir gece uykusuz kalmayı deneyin. Beyninizin tehlikeyi ayırt eden kısmı olan amigdala ile başlayarak tüm beyninizin yavaş yavaş fonksiyonunu yitirdiğini göreceksiniz. Kısa süreli uykusuzluk amigdalanın aşırı kullanımı sonucu prefrontal korteksimizi kapatır. Profrontal korteks beynimizdeki mantık bölgemizdir. İmgeler arasında mantıklı köprüler kurmamızı sağlar.  Dahası, mavi benek denen locus ceoruleus stres ve tehlikeye karşı içgüdülerimiz de cevap vermemizi sağlayan yerdir. Bu arada bu bölge gerçekten de mavi renktedir.

Bu bölge birçok şeyi bir tehdit olarak algılayabilir, örneğin üzerinize gelen bir araba, virüs içeren bir e-mail, sevgilinizden gelen kötü bir söz gibi. Sizi her şeyden ve herkes’den tedirgin, şüpheli yapar ve bu bölge ne kadar fazla uykusuz kalırsanız o kadar fazla aktif olur. Kısa süreli uykusuzluktan bahsediyorduk. Sınırlarımızı zorlayıp daha da uzağa gidecek olursak, hafıza ve konuşma yetilerimiz bir sonraki durak. Hemen ardından 2-3 günlük söz konusu uykusuzluk size büyük ihtimalle paranoya verecek ve canlı halusinasyonlar görmenize neden olacaktır. Bir başka teori ise beyninizin sizi birkaç gün içerisinde uyurgezerliğe zorlayacağıdır. Fakat esas soru, uykusuzluk sizi öldürür mü? Cevap ise neredeyse kesinlikle evet! Uyku, bağışıklık sistemine çok sıkı bağlıdır. Yapılan araştırmalar bir haftalık düzensiz uyku çeken hastaların vücudundaki antikorların yüzde ellisinin azaldığını ve vücutlarının mikroplara açık hedef olduğunu göstermiştir. 1980’lerde Allan Rechtschaffen tarafından gerçekleştirilen bir uyku araştırmasında 2 hafta boyunca uykusuz bırakılan tüm farelerin öldüğü tespit edilmiştir. Bu deneyde Allan’ın sonucu tabi ki de uykusuzluk, dolaylı olarak yorgunluğun hayvanları öldürdüğü olmuştur. Ayrıca bu farelerin fiziksel olarak hiçbir eksileri yoktu. Bunun devamında 2002 yılında yapılan bir başka deneyde ise yine kesin olarak bir ölüm sonucu bulunamadı. Şimdi sen, büyük ihitimalle ne kadar süre uykusuz kalıp ölmeyeceğini merak ediyorsun.
Şu ana kadar kayıt edilen en uzun uykusuzluk rekoru 264 saat, yani yaklaşık 11 gündür. 1965 yılında 17 yaşındaki Randy Gardner bir bilim projesi için bu rekoru kırdı. Randy bu olaydan nispeten fiziksel olarak yara almadan çıktı fakat bunun nedeni büyük ihtimalle genç olmasıydı. Buna rağmen son günlerinde
bilinçsel olarak fonksiyon dışı kaldı. Uyandığında ise buğulu bir görüntü ve istem dışı gelişen göz hareketleri ve sokak lambalarında sisli halüsinasyon, aslında olmayan bir şapka taktığı ve San Diego’dan evine kadar koşan bir koşucu olduğu hissine maruz kaldı. Buradan alınacak ders, bir sonraki bilim projeniz için Randy’nin rekorunu kırmayı denemeyin, emin olun güzel sonuçlar elde etmeyeceksiniz.

 

CEVAP VER

*