Ufolar hakkında yerli ve yabancı kaynaklarda pek çok makale ve video hali hazırda yayınlanmış durumda. Bu konu hakkında bende zaman zaman bazı videolar hazırlamıştım. Biraz aklı selim birisi bu konu hakkında çoğu materyalin örtbas edildiğini rahatça kavrayabilir. Bu makalede daha evvel hiç yayınlanmamış ve üzerine gidilmemiş bir teknikten bahsetmek istiyorum. Sizlere ufolarla iletişim kurmanın yöntemini anlatacağım.


Ufo fenomeni Tarihin eski zamanlarından günümüze kadar gözlemlenmiş ve halen de gözlemlenmeye devam eden inkar edilemez bir hadisedir. Ufolar çeşitli tür ve boyutlarda tüm dünyada zaman zaman görülmektedir. Tarih sahnesine çıkmış pek çok medeniyet günümüzden binlerce yıl evvel Ufoları paralarına basmış, mağara ve tapınak duvarlarına resmetmiş hatta Rönesans dönemine gelindiğinde yağlı boya portreleri dahi yapılmıştı. Teorisyenlerce Ufoların ne olduğuna dair ortaya 3 teori atılmıştır. Bunlardan en geçerli olanı ise bu araçların Dünya dışı zeki yaşama ait hava taşıtları olduğunu anlatan teoridir. Bu varsayım o denli geçerlidir ki ufolarla dünya dışı yaşam yani uzaylılar adeta ayrılmaz bir bütündür. Bir başka teori de bu araçların oyuk dünya yani Agartha ve Şamballa’dan geldiği yönünde ki varsayımlardır. Bu teori de teorisyenler ve meraklılar arasında ciddi bir tartışma konusudur. Dünya dışı yaşamın varlığını red eden ve inanmak istemeyen çevrelerse ufoların gizli askeri hava araçları olduğunu iddia etmektedir.  Bu varsayımsa son derece dayanaksızdır. Çünkü insanoğlunun gökyüzü ile tanışması ufo fenomeninin yanında son derece yenidir. Tarihte ki eski uygarlıkların yaptıkları Ufo tasvirleri bu varsayımı net şekil de çürütmektedir. Dünya’da durum böyleyken ülkemiz de ortaya atılan ekstra bir iddia var ki akıllara zarar. Ufolar cinlerdir! Evet evet yanlış duymadınız ülkemizde ki kimi çevreler ufoların cinlerin oyunu olduğunu iddia etmektedir. Bu yaklaşımsa varsayım dahi sayılamayacak kadar zayıftır. Şöyle ki bu iddiayı ortaya atan kişilerin Cinlerin dalga beden yani enerji varlıklar olduğundan dahi haberi olmadığı açıktır. Nitekim cinler enerji varlıklar oldukları için radarlar tarafından görüntülenmesi imkansızdır. Fakat ufolar radarlara sık sık yakalanmaktadır. Aslına bakarsanız açıklayamadığımız her şeyi Cinlere havale etmek ülkemizin kronik bir hastalığı gibidir. Zira hiçbir İslam alimi dünya dışı zeki yaşam olamaz diye bir fetva vermemiş İslam dininin dinamiklerine de bu durum aykırı düşmemiştir.  Ne demişler; İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez, Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez. Konumuza dönelim. Bu gizemli uçan cisimler Türkçede uçan daire kavramı da sıklıkla UFO anlamında kullanılır. UFO fenomenleri bazen sadece gözlemcilerin iddiasından, bazen de çeşitli kayıt cihazlarıyla elde edilen görüntü ve/ya seslerden ibarettir. UFO’larla ilgili kayıt ve iddiaları inceleyen kişilere ufolog, bu uğraşa ise ufoloji adı verilir. Daha öncesinde de UFO gözlemleri yapılmış olmakla birlikte, gözlem raporları 1950’li yıllardan itibaren, özellikle ABD’de büyük bir artış göstermiştir. Bu yıllardan itibaren günümüze kadar on binlerce UFO iddiası kaydedilmiştir.

UFO iddiaları çok eski zamanlardan beri yapılmaktadır. Kimi ufologlara göre, İspanya’daki Altamira Mağarası’ndakiler veya Fransa’daki Lot Mağarası’ndaki tuhaf tasvirler UFO tasvirleridir. Ayrıca Cezayir’deki Tassili freskleri gibi bazı resim ya da heykelcikler ilginç biçimde 20. yüzyıldaki raporlarda betimlenen uzaylı tasvirleriyle benzerlik göstermektedir. Bu durum bazı ufologlara göre, UFO fenomeninin insanoğlu hava araçlarını icat etmeden önce de mevcut olduğunun bir kanıtıdır. Öte yandan modern arkeolojide bu tasvirleri başka bir şekilde açıklamayı başaramamıştır. Eski zamanlarda gözlemlenen bu tuhaf fenomenlerin kuyrukluyıldızlar, parlak meteorlar ya da atmosferdeki optik fenomenler olduğunu iddia etmekle yetinmiştir. Eski zamanlardaki bu tür olguların incelenmesi retro-ufoloji olarak adlandırılmaktadır. Geçmişteki bu tür gözlemlere şunlar örnek olarak gösterilebilir: MÖ 1450’ye doğru, firavun III. Tutmosis’in tahtta olduğu döneme ait bir betimlemede, gökte “güneşten daha parlak ateşten halkalar”ın gözlemlendikleri, eni 5 m.’yi bulan bu nesnelerin birkaç gün boyunca belirdikleri ve sonunda gökte yükselerek kayboldukları anlatılır. Romalı yazar Julius Obsequens MÖ 99 yılında “Tarquinia’da güneşin batışı sırasında küre gibi bir yuvarlak nesne gökte batıdan doğuya doğru yol aldı” diye yazmıştır. UFO ve uçan daire terimlerinin ortaya çıkmasından önce belirli sayıda, tanımlanamayan tuhaf hava fenomenleri raporları tutulmuştu. Bu raporlar 19. yüzyıl ortalarından 1940’lı yılların sonuna kadarki zaman diliminde tutulmuştu. Günümüzde ise dünya çapında pek çok ufo meraklasının gözleri her daim gök yüzünde ellerin de kameraları hazır görüntü yakalamak için bekliyor. Ufolar için online ihbar sitelerinin sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. Kaçırılma vakaları, görgü tanıkları, kaçırılan insanlara takılan ve fiziksel delil niteliğinde ki tanımlanamayan implantlar gizemini halen koruyor.

Bazı insanlar ve kurumlarsa Ufolarla iletişim kurabilmek adına farklı çalışmalar yürütüyor. Örneğin Seti projesi devasa bütçesi ve elindeki ileri teknoloji ürünü imkanlarıyla dünya dışı uygarlıklardan gelebilecek radyo sinyalleri taranıyor. Fakat bu tarama, dünya dışı yabancı uygarlıkların yaydığı olağan radyo yayınlarını yakalayabilmek için değil de, gezegenimize yöneltilmiş özel bir sinyalin peşinde olmak şeklinde. Daha açık bir ifade ile seti kapsamında, dünya dışı uygarlıkların doğrudan bize veya bulunduğumuz bölgeye göndermiş olabilecekleri sinyaller tespit edilmeye çalışılıyor. Öte yandan bazı kişiler de farklı yöntemlerle ufolarla iletişim kurmaya çalışıyorlar. Temas kurmanın en büyük engellerinden biri, aklımızın şartlandırılması ve UFO fenomenini bir fenomen olarak nasıl değerlendirdiğimizdir. Dünyanın en uzak bölgelerindeki kabileler de dahil olmak üzere, birbirinden farklı kültürlerin, aynı doğrulayıcı deneyimlere sahip olduklarını kabul ettiğimizde, belki biraz ilerleme kaydedebiliriz. Şu ana kadar kişisel olarak yapılmış temas girişimleri medyumluk, psişik iletişim ve adı henüz koyulmamış az sonra sizlerle paylaşacağım yeni bir yöntem. Psişik iletişim de kişi düşünce yoluyla ufolarla iletişime geçmeyi amaçlar durumun açıklamasıysa beynimizin düşünceleri bilimsel olarak kabul gördüğü şekli ile evrene saçtığı enerji dalgalarını ufoların ileri teknoloji ürünü hassas sensörlerinin algılayacağı şeklinde yapılmaktadır. Bir diğer madde Medyumların diğer gezegenlerde ki akıllı yaşamla iletişim kurmaları ise tarihin her evresin de gizli servislerin ilgisini çekmiştir. Şüphesiz ki bunlardan en çok bilineni Ingo Swann’dır.  1933 doğumlu swann çocukluğundan beri psişik deneyimler geçirmis olduğundan, 1960’larin, sonlarında Amerikan Psisik Araştırma Derneği’nin durugörü telepati ve ölüm-ötesi deneyimi araştırma programlarına denek olarak katıldı. ASPR’de ve daha sonra Stanford Araştırma Enstitüsünde yapılan deneylerde, coğrafi duru görü yeteneğiyle deneyin yapıldığı yere çeşitli uzaklıklarda bulunan bölgelerin durum ve koşulları hakkında bilgi vermekle kalmadı, Jüpiter ve Satürn gibi gezegenlerin coğrafi özellikleri hakkında da bilgi vermeyi başardı. Uzaktangörü yeteneği en güçlü olan kişilerden biridir. ABD’de askeri proje olan STARGATE projesinde de denek olarak kullanılmıştır. Kendisini psişik olarak değil de bilinç arayıcı olarak tarifler. Russell Targ ve Harold Puthoff adlı iki fizikçi tarafından uzaktan görü yeteneği yıllarca katı deneylerle test edilmiş ve testleri başarı ile geçmiştir. Amerikan ordusunun ardından CIA tarafından desteklenen projelerde de kullanılmıştır. Özellikle coğrafi koordinatları tespit etmede en büyük yeteneklerdendir. Belli hedefleri uzaktan görme konusunda %85-95 civarından yüksek bir başarı sağlamıştır. Swann bu yeteneğiyle, soğuk savaş döneminde, Antarktika’da buzlar altında bir Rus denizaltısının saklandığını bile bilmiş ve Ruslar, Amerikalıların bunu nasıl keşfedebildiklerini anlayamamışlardır. Swann üzerinde yapılan çalışmalar konum olarak astronomiye kadar uzanmıştır.

1973 yılında, etrafında halkası olan tek gezegen Satürn kabul ediliyordu. Swann, 1973 yılında, Voyager uzay aracı Jüpitere gitmeden önce “etrafında halkaları var” ve bu halkalar ince taneciklerden oluşuyor diye söylemiştir. 1979’da Voyager, halkaları doğruladı. 2001 yılında Michael Persinger, Swann’in duru görü sırasında beyninin çalışmasını inceledi. Normalin dışında yoğun bir uyumluluk hali ortaya çıktığını tespit etti. Amerikan hükümetine ait çeşitli programlarda çalıştıktan sonra kendisini uzaylılar ve ufolarla iletişim kurmaya adadı. Igno Swann 2013 senesin de 79 yaşında öldü. Ancak ardında iletişim kurduğunu iddia ettiği ufolara ait pek çok çizim ve sembol bıraktı. Bazı sembolleri gemilerin üzerinde görüp resmettiğini söylemiştir. Ufo araştırmacısı ve teorisyen Enrique Villanueva Swann’nın bıraktığı semboller üzerinde uzun bir süreyle çalışmalar yürütüyor. Kendisi uzun yıllar dünyanın dört bir yanını gezmiş, pek çok Ufo meraklısıyla görüşmüş, yaşadıkları deneyimler kayıt altına almış ve bir çok Ufo gözlemi yapmış birisi olarak Swann’ın çalışmalarından yola çıkarak belki de ufolar hakkında ki tüm algıları değiştirecek bir iletişim yöntemi keşfetmiş. Swann’dan kalan pek çok sembolü incelemiş bazılarını yüksek tepelere taşlarla ve boyalarla çizerek denemeler yapmış, farklı boyutlarda tekrar tekrar çizerek günler ve geceler boyunca konu üzerine çalışmış. Son olarak şu an yukarıda gördüğünüz sembolü öncelikle 5 metre çapında çizmiş ancak bir sonuç alamamış daha sonra ise 15 metre çapında tekrar çizmiş. Geçen 48 saatin ardından 2 ayrı ufonun sembolün bulunduğu bölgede uçtuğunu gözlemlemiş. Tesadüf olmadığından emin olmak adına aynı deneyi farklı şehirlerde 10 dan fazla defa tekrar etmiş ve %80lik bir başarı sağlamış. İşin şaşırtıcı kısmı olayı paylaştığı başkaca kişiler de aynı deneyi tekrar etmiş ve aynı sonuçlara onlarda ulaşmışlar. Pek çok meraklı ve amatör ufo araştırmacısı çıktıkları yüksek tepelere sembolü iri taşlarla çizmiş ve kamp kurarak sonucu gözlemlemiştir. Çoğu 48 saat içerisinde ufoları görmeyi başarmıştır.

CEVAP VER

*