Molekülel transportasyon bizlere genelde bilim kurgu olarak servis edilmiştir. Ancak teolojik mitler de ve mitolojik kayıtlarda bu konunun sağlam temelleri vardır. Kuranı kerim de geçen Sebe kraliçesi Belkıs’ın tahtının ışınlanması hadisesi bu konuya güzel bir örnektir. Işınlanma olgusuyla en çok bağdaştırılan yerlerin başındaysa portallar ve yıldız kapıları gelir. Bu yazı da ülkemiz de bulunduğu düşünülen yıldız kapılarını sizlerle paylaşacağım.

Yıldız Geçitleri antik medeniyetler de farklı bir boyut veya mekana ışınlanmayı sağlayan kadim bir kapıdır. Başta Antik Mısır, Antarktika, Maya ve İnkalar’ın yaşadığı bölgeler olmak üzere dünyanın hemen her yerinde bu kapılardan bulunmaktadır. İşin ilginç kısmı ise birbirinden habersiz farklı medeniyetlere ait tüm antik metinler de kapıların çalışma prensipleri ve kullanım tekniklerinin aşağı yukarı aynı şekil de anlatılıyor olmasıdır. Metinleri derlemek gerekirse üzerinde değişik semboller bulunan ki bu semboller aynı anlama gelse de bölgesin de bulunan medeniyetlere göre farklılık göstermektedir ve bir solucan deliğini açan daire şeklindeki iletken kayalardan oyulmuş antik mekanıizmanın adıdır. Daire üzerinde sembollerin yanı sıra, sembollere kilitlenen dişler de vardır. Her sembol bir takımyıldızı simgeler. Takımyıldızların şekillerini biliyorsanız, Kral, Orion, Akrep takım yıldızlarını Yıldız Geçidi üzerinde kolaylıkla bulabilirsiniz. Her yedili sembol dizisi evren de başka bir Yıldız Geçidi’ni yani daire şeklinde antik mekanizmayı ifade eder. Ayrıca her mekanizmanın kendine has özel bir tür anahtar – madalyonu bulunmaktadır. Bu madalyon anahtarlar genellikle Altın veya prinçten yapılmıştır. Ne yazık ki pek çoğu kayıptır. Anahtarı kapının ilgili bölmesine taktığınız da otomatik mekanizma harekete geçer ve taş veya tunç bir blok açılarak koordinatları girebileceğiniz bir panel mekanizması ortaya çıkar. Sembolleri bu panele girince o sembollere sahip olan geçitle bağlantı kurulur. Bu bağlantı solucan deliği olarak ifade edilir. Bağlantı kurulduğunda Yıldız Geçidi’nin içi mavi, kırmızı veya beyaz bir suya benzeyen bulacalı ve saydam bir enerji ile kaplanır. Bunun içine giren kişi atomlarına ayrılır. Diğer geçitte ise yeniden birleşerek tek vücut olur. Bir solucan deliği yeterli güç gelirse 38 dakika açık olur. Geçitte sembolü giren taraftan geçiş olur. Diğer taraftan aksi yönde madde iletimi olmaz.  Evrenin her tarafında bu geçitlerden vardır.

Elbette geçitlere dair verilen bu bilgiler mitolojiden ve antik medeniyetlerden günümüze kalan yazıtlarda anlatılan şekliyledir. Bilimsel değildir. Portal kapıları hakkın da bilimsel olarak elimiz de çok az veri vardır. Yapılan incelemeler neticesinde Bahse konu kapıların yakınlarında yapılan ölçümler de normalin 1000 katı kadar fazla enerjinin açığa çıktığı tespit edilmiştir. Ay, güneş tutulması, dolunay zamanları gibi özel gökyüzü olayları esnasındaysa cihazların dahi ölçebileceğinden daha fazla enerji dalgalanmaları saptanmıştır. Pek çok araştırma yapılmış olmasına rağmen bilim buna neyin sebep olduğunu henüz halen açıklayamamaktadır. Evrende farklı noktalara ulaşım sağlayan kozmik köprüler olması mümkün mü? Mümkünse bu portallar diğer galaksilere ve dünya dışı uygarlıklara mı açılıyor? “Doğal bir yıldız kapısı”, çökmekte olan yıldızların oluşturduğu yoğun yer çekimi alanları tarafından uzay-zaman’nın bükülmesi şeklinde kuramlaştırılan Einstein-Rosen köprüsüne veya “solucan deliğine” benzer. Bir tekillik noktası olan zaman, Albert Einstein’ın kabul gören izafiyet teorisi uyarınca zaman sonsuza kadar uzadığında bir yerde duracaktır. Bu, şu demek oluyor. Herkesin istediği her hangi bir tarihte ortaya çıkması için zamanda tekil bir noktaya eşlik eden yoğun çekim alanlarını kullandığında hayatta kalabilir. Fizikçiler, bir Einstein-Rosen köprüsünün teorik olarak mümkün olduğu konusunda hem fikirdir. Dolayısıyla, en azından teoride, bir tekillik noktası, zaman içinde ileriye veya geriye doğru gitmenin bir yolunu sunar. Yıldız kapılarının evrende ki bu solucan deliklerini bir şekilde kendilerine bağlamış olduklarına inanılır.

Hierapolis Şehrinde ki Hades’in Kapısı
Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır. Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından MÖ. II. YY. başlarında kurulduğu ve Bergamanın efsanevi kurucusu Telephosun karısı Amazonlar kraliçesi Hieradan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir. Hierapolis, Roma İmparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, Hellenistik kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür.  MS. 5. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. İsa’nın havarilerinden olan, Aziz Philipin burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, 12. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir. Kentin en önemli caddesi Firontinus caddesidir. Bu cadde doğrudan kentteki Apollon tapınağına bağlanmaktadır. Günümüz de açık hava arkeoloji müzesi olarak hizmet vermektedir ve Unesco dünya mirası listesin de yer alır. Mart 2013’te İtalyan arkeologlar, Apollon tapınağında çok özel bir kapı keşfettiler. Bu kapının Eski Yunanlıların bir cehenneme giriş kapısı olarak tanımladıkları meşhur yıldız geçidi olduğu yapılan incelemelerden sonra anlaşıldı. Yazıktır ki Türk yetkililer buraya cin kapısı adını uygun gördüler. Eski insanlık yeraltı dünyasına hayran kalmıştı. Hem Yunanlılar hem de Romalılar Hades ve Pluto’nun yer altı alemine yürekten inanıyordu. Yine de kapıyı yapanlar Antik Yunanlılar ve Romalılar değildir. Kapıyı kimlerin inşa ettiği halen araştırılmaktadır. Apollon tapınağı kapının üzerine inşa edilmiştir. Yunan kaynaklarından öğrendiğimiz kadarıyla buraya yüksek rütbeli rahipler ve Ülke yöneticisi ile Saray kahini dışında kimsenin girişine izin verilmiyordu. Yunan kaynakları bu gizemli yerlere yolculuk edebilen yolcuların hikâyesini anlatır ve onlara bir şekilde Tanrıların arasında seyahat etmelerine izin verildiğinden sıkça bahseder.

Plüto Kapısı
Anadolu’nun en eski uygarlıklarından birisi olan Hititlerin başkentinin kalıntıları günümüzde Boğazköy Çorum da bulunur. Anitta, Hitit krallığının başkenti olan Hattuşaş’ı, çok büyük hazineleri olduğunu tahmin ederek kuşatmış fakat şehirde herhangi bir şey bulamayınca kızarak şehri tamamen yakıp yıkmış ve ünlü lanetini savurmuştur: “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuşaş’ı yeniden iskân ederse gökyüzünün (Fırtına Tanrısı’nın) laneti üzerinde olsun.” Tüm şehri yıkmasına rağmen Kutsal olduğuna inandıkları Plüton kapısına dokunmamıştır. Daha sonra Anitta’nın soyundan gelen torunu Hattuşaş’ı bu kez Hitit krallığının başkenti yapacak ve kendisine de “Hattuşili” adını verecektir. Hattuşaş antik kalıntıları da bugün UNESCO’nun Dünya Kültür Mirasları listesinde yer almaktadır. Kapının bu dönemler de nasıl görüldüğü hakkında fazlaca bilgi yoktur. Ancak Yunanlılar’ın bölgeyi topraklarına katmasıyla kapının ismi Plüto kapısı olarak anılmaya başlar. Plüton’un kapısı o kadar kutsal kabul edilmişti ki, sadece yüksek rahiplerin kapıdan geçmesine izin verilirdi. Bu rahiplerin, Kibele olarak bilinen güçlü bir tanrıçaya ibadet ettiği söylendi. Kibele evrende ki ağ geçitlerinin koruyucusu olarak bilinir ve eski efsaneler, Kibele’den zaman ve mekan boyunca hareket etmeleri için gerekli iznin alınması gerektiğini sıkça anlatır. İkonografik olarak, genellikle diğer dünyaya açılan kapının yanında durduğu gibi tasvir edilir. Plüton’un kapısı, insanlık tarihi boyunca anlatılan ve büyüleyici ve “şok edici” mekanlara açılan çok sayıda gizemli alandan sadece bir tanesidir. Ancak belki de daha ilginç olanı, tarihte buna benzer sayısız kayıt olmasıdır. Pek çok kayıtta, bu kapılar sadece kendi gezegenimizin dışında, hatta uzay ve zamanın ötesinde anlık geçiş izni sağlamaktadırlar. İnsanoğlunun tarihi boyunca, bir şekilde yıldızlardan gelen, ileri gelenlerin birçok hikayesini ve efsanelerini (hatta yaratılış mitlerini) biliyoruz. Sümer tabletlerin de bahsedilen Anunnakiler buna güzel bir örnektir. Bu varlıklar yıldızlardan gelen Tanrılar olarak adlandırıldı. Bu gizemli yıldız varlıkları dünyaya iki şekilde gelmekteydi. Ateş kanatlı uçan gemiler veya yıldız kapılardan geçerek, Ama bu sadece bir efsane mi, yoksa antik toplumlar bir şeylere mi şahit olmuştu? Dünyada var olan portalların kanıtlarını bulabilir miyiz? Bazı arkeologlara göre, antik kültürler gezegenin bir çok yerine yıldız kapıları inşa etmişlerdir. Elbette bu yerler tesadüfen seçilmiş yerler değildi. Ama eski medeniyetler neden portal geçidi yapar? Tanrılar benzer kapılardan onlara geldikleri için mi? Ya da, bazı yazarların iddia ettiği gibi, eski insanların hayal gücünün sonucumudur? Yada bu gizemli kapıların ardında daha büyük bir sır mı var?

Dünya üzerinde, günümüzün çok ötesinde teknolojiye ve bilgiye sahip olan gizemli rahipler tarafından çok boyutlu yolculuklara izin veren başkaca kapılarda var mı? Güney Amerika’ya seyahat edelim. Andes dağlarında bulunan Peru’daki Machu Picchu’da, bildiğimiz en ünlü İnka kalıntıları vardır. Arkeologların tahminince şehrin ana meydanı güneybatı köşesinde inşa edilmiş olan Üç sütunlu Tapınak’tır. Tapınağın mimari özellikleri, bir duvar boyunca üç trapez pencereli, 35 metre uzunluğunda ve 14 ayak genişliğindeki taş bir salondan ibarettir. Yazılı metinler, Üç Pencerenin Haziran gündönümü gün doğuşunun mükemmel bir açıyla güneş ışınlarının içeri girmesine olanak sağlayacak şekil de hizalandığını gösteriyor. Yapı, tüm binanın, İnkalar’ın yaratılışını temsil eden bir sembolün yaz gündönümünde ki dağların üzerinden gelen ilk ışığı alacak şekilde inşa edildi. İnka tabletlerine göre, güneş tanrısı Viracocha’nın çocukları, bir dağdaki üç gizemli yıldız kapısından dünyaya adım attılar ve İnka medeniyetini kurdular. Bu eski efsane, Yıldızlardan gelen 3 kardeşin İnca insanını yaratmak için üç portaldan geldiğini uzun uzadıya anlatır. Tapınağın üç penceresinden giren 3 ayrı ışığın bu 3 kardeşi temsil ettiğide rivayetlerde anlatılmaktadır. Acaba bu mitler binlerce yıl önce gerçekleşen yıldız kapısı seyahatinin bir açıklaması olabilir mi? New Jersey İleri Araştırma Enstitüsü’nden, araştırmacılar Albert Einstein ve Nathan Rosen, Köprü teorisini gerçeğe daha yakın bir şekle sokan çığır açan bir fikir yayınladılar. Araştırma ekibi, izafiyet teorisinin uzay-zaman sürekliliği boyunca kısa yollara izin verdiği sonucuna vardı ve bir modelle bunu ispat ettiler. Bunun anlamıysa Einstein-Rosen köprüleri olarak anılan bu enerji kanallarının, iki uzak bölgeyi birbirine bağlayabilme özelliğine sahip olmaları ve evrenin en uzak yıldızlarına ulaşım imkanı sunmalarıdır.

CEVAP VER

*