Reptillianlara ait olduğu düşünülen izler dünyanın hemen her yerinde var.
Karanlık ve derin mağaralarda yaşadığı düşünülen bu varlıklarla ilgili türlü teori anlatılıyor. Bense sizlere bu konuda kendi yaşadığım bir deneyimi yine kendi çektiğim fotoğraflarla anlatacağım.

Reptilian olgusuna oldum olası şüphe ile yaklaşmışımdır. Ancak Çek cumhuriyeti ve Vietnam’da bulunan mağaralarda çürütmesi güç bazı kanıtlarda inkar edilemez bir gerçektir. Bundan da ziyadesi Vatikan gibi bir kurumun yılan şeklinde tasarlanmış ve reptilian sembolleriyle dolu devasa bir kabul salonunun oluşu kafalarda ciddi bir soru işaretine sebep oluyor. Dünyanın hemen her bölgesinde özellikle yer altı yapılarında reptillianlara ait olduğu iddia edilen izler vardır. Öyleyse Türkiye’de yok mu? Ürgüpte bulunan yer altı yapılanlarında reptillianlara ait bölgeler bulunduğu ara ara cılız seslerle söylenmekteyse de  bunlar basit söylemlerin ötesine geçmemiştir. Bense sizlere daha evvel hiç duymadığınız ve bizzat inceleme fırsatı bulduğum bir yerden bahsedeceğim. Kült TV’ye abone olarak araştıran insanlar topluluğunda ki yerinizi aldıysanız bizzat incelediğim bir olayı sizlere aktaracağım.

Öncelikle bilmeyenler için reptillian konusunu kısaca açalım. İddiaya göre;
Çok eski dönemlerden (Sümer) itibaren Dünya’da var olan ve yaşamını sürdüren bir ırktır. Günümüzde Dünya üzerinde negatif, bencil, korkutucu, şekil değiştirebilen, güçlü manipülasyon yeteneklerine sahip, zeki, telepatik ve boyutsal yetenekleri gelişmiş varlıklar olarak bilinmektedir. Görünümleri insanlara bir hayli korkutucu gelmektedir. İnsan ile timsah veya yılan melezi gibi görünürler. Yılan gözleri, pençe şeklinde el ve ayaklara sahiptirler. Yılan gibi derileri vardır. Evet bir insan gibi iki ayağı üzerinde dursalar da insanlara kıyasla daha iri, uzun, yapılı, güçlü bir fiziki bedene sahiptirler. Melezlik oranlarına göre bu görünümler daha insansı ya da yılansı olarak değişim gösterebilir.  Günümüzde bu ırkın büyük bir kısmı yaşamını yer altında, derin mağaralarda devam ettirmekte. Bir kısmı ise şekil değiştirme yetenekleri sayesinde insan görünümünde aramızda yaşamaktadır. Reptilian görünümünden insan görünümüne bürünmek için kan içmeleri gerekmekteymiş. Bu, onların görünümünü değiştirmelerindeki temel faktördür. Örneğin en bilindiklerinden İngiliz Kraliyet Ailesi. Vampirizmin çıkış noktasını da reptilianlara bağlayanlar bulunmaktadır. Fakat sürekli olarak insan görünümünde kalamamaktadırlar kan içseler de. Bunu düzenli yapmaları gerekmektedir.

Bu varlıkların tıpkı insanlar gibi bir ruhsal benlikleri bir de fiziksel bedenleri vardır. Ve Reptilianları da kendi aralarında çeşitli özelliklerine göre gruplandırmak mümkün. Yüz yıllardır Dünya’da yaşayan bu ırkın genleri insanların fiziksel bedenlerinde de bulunmaktadır. Yüzdeler, oranlar elbette değişiklik gösterebilir. İnsan beyninin “Sürüngen beyin” ismi verilen bölümünü biliyor muydunuz? Bir diğer ismi “R-Kompleks”tir. Baştaki “R” harfi “reptilian kelimesinin baş harfinden gelmektedir. Yılan, kertenkele gibi canlıların beyni tamamen bu kısımdan oluşurken insanların beyninin bir kısmı bu bölümden oluşur. Beynin üç bölümünden biri olan sürüngen beyin; ben merkezci, daha saldırgan ve açgözlüdür. Detayları araştırabilirsiniz. Bu özellikler tanıdık geldi mi? Gördüğümüz üzere yıllardır Dünya’da yaşayan bu ırkına genetiğine günümüz insan ırkında da görülmektedir, ilginç öyle değil mi? J Reptilianların insanları yönetmek istediğini veya yönettiğini düşünerek akıl yürüttüğümüzde bu soruyu sormadan edemiyoruz. Peki ya reptilianların da bağlı oldukları bir üstleri olabilir mi? Ya esasında Dünya gezegenini kontrol edebilmek için reptilianları kullanan varlıklar varsa? Bunu düşünmüş müydünüz? ? Yüksek boyutlardaki varlıklarla iletişim kurduğunu ve bilgi aldığını iddia eden kişilerin söylediklerine, verdikleri bilgilere bakalım şimdi. Reptilian ırkının kökenlerinin yüksek boyutlarda yaşayan reptoit, ejderha varlıklar olduğunu ileri sürerler. Kökenleri Draco Yıldız Sistemidir. Reptilian ırkı, Dünya’yı yönetebilmek ve kontrol için bu varlık grubu tarafından kendi genetikleri ile oluşturulmuştur. İllüminatinin kurulumunda esasen bu yüksek boyut reptoit bir varlığın öncülük ettiği ileri sürülüyor. Yüksek boyut reptoitlerle Dünyadaki reptilianların görünümlerinde bazı farklar vardır. Örneğin bu varlıkların ek olarak kanat ve boynuzları vardır. Ayrıca yüksek boyutlardaki bu ejderha varlıklar, reptilianların kökenleri nötr varlıklarken Dünyadaki reptilian ırkında negatif olanları baskındır. İşte reptilianların da esasen bu yüksek boyuttaki ırka bağlı olduğu ileri sürülüyor. Ve hatta reptilianları bu amaç için onlar tarafından yaratıldığı da iddia ediliyor. Reptillianlar hakkında bir kısmı makul bir kısmı ise uçuk iddialar böyle. Ancak birde somut izler ve mekanlar var. İzmir’de bulunduğum dönemlerde mahalle muhtarının işlettiği çok şirin bir kafe vardı. Burada çay içerken muhtar ve bir arkadaşının sohbetlerine kulak kabartmıştım.

Sohbet esnasında definecilerin sürekli kaybolduğu bir bölgeden bahsediliyordu. Antik yunandan kalma bu bölgenin hemen her yerinde zaten defineciler cirit atıyordu. Dağları taşları solucan gibi delik deşik eden bu insanların kaybolması bana pek garip gelmemişti doğrusu. Bu olaydan birkaç hafta evvel başka bir konuyla ilgili gazete arşivlerine bakarken küçük bir haber dikkatimi çekti. 1988’senesinde muhtarın bahsettiği bölgeye yakın bir köyde 10 kadar köylü akşam vakti tarlalarında iki ayağının üzerinde yürüyen ve kertenkeleye benzeyen bir şey gördüklerini ihbar etmişlerdi. Dikkat edin bu tarihlerde günümüzün modern iletişim araçları yoktu ve reptillian olgusu çok az kişi tarafından biliniyordu. Pek çok köylünün ağız birliği etmişçesine verdiği bu tarif dikkatimi çekti. Araştırmalarımı burada yoğunlaştırdım. Yıllar içerisinde aynı bölgede pek çok definecinin kaybolup bulunamadığı ilk elime geçen bulgu olmuştu. Yine bölgede birkaç defa insan iskeletlerine rastlanmış eski tarihtekilerin çoğunun kimliği tespit edilememişti. En son ben bunları araştırmaya başlamadan 1.5 ay evvel 6 kişiye ait iskelet bulunduğunu ve bu iskeletlerin 2 tanesinin 1996 senesinde kaybolan iki defineciye ait olduğu ancak diğer iskeletlerin kimliğinin tespit edilemediğini öğrendim. Bölgenin haritasının çıktısını aldım ve bulabildiğim tüm olayları kronolojik olarak harita üzerinde işaretledim. Bölgeyi ifşa etmemek adına haritayı sizlerle paylaşmayacağım. Sonrasındaysa yörenin yerlilerinden define işlerine meraklı bir tanıdığıma insan kemikleri bulunan yerde ne olduğunu sordum. Burada bir kısmı antik Yunanlılar tarafından tahkim edilmiş çok büyük bir mağara bulunduğunu söyledi. Anlattığına göre mağaraya define olduğu düşünüldüğü için pek çok kişi tarafından girilmiş ve bir çoğu da mağaradan çıkmayı başaramamıştı. Haritamda mağaranın bulunduğu yeri göstermesini istedim. Tam olayların merkezini işaret etti. Kısa bir hazırlığın ardından bölgeye ulaştım. Burası 1988 senesinde gözlem yapılan köyü tam yukarıdan gören yer yer düzlüklü ancak genelde 80 derece açı ile tırmanılan hakim bir tepe konumundaydı. Ormanlık arazide yürürken birkaç ay evvel bulunan kemiklerin yerini gördüm. Güvenlik güçlerinin çektiği olay yeri şeridi halen duruyordu. Sonra haritamda işaretli bölgeye doğru tırmanmaya başladım. 800 metre kadar yukarıda ormanın arasında yaklaşık 1 futbol sahası genişliğinde bir düzlüğe ulaştım. Düzlüğün sonlarındaysa yerde devasa bir oyuk, Oyuğun içinde ise bahsedilen mağaraya kuytu bir giriş vardı. Bulunduğum zeminden oyuğun tabanı yaklaşık 10 – 12 metre aşağıdaydı. Definecilerden kaldığı anlaşılan kırık bir merdiven düzlüğün tabanında duruyor, kazılarda kullanılan toprağı taşımak için kullanıldığını düşündüğüm eski bir delik kova dikkat çekiyordu.

Oyukta iki ayrı giriş var gibiydi ancak bir tanesi göçük ile kapanmış gibi duruyordu. Diğer giriş oyuğun görüş açımda olmayan çok daha dip bir kısmındaydı. Öncelikle göçükte ki girişi yüzeyden takip ettim 10 metre kadar uzakta ufak bir delik gördüm. Deliğin etrafı bir kuyuyu andırır gibi eski taşlarla örülmüştü ki muhtemelen antik yunanlar burayı örmüştü. Örülü bazı taşların üzerinde düz çizgi üçgen ve iki nokta gibi semboller kazınmıştı. Bir diğer dikkatimi çeken şey ise kahverengi olan toprak renginin oyuk ve etrafında kızıla dönmesiydi. Ancak ana oyuğun içinde ki toprakta kahverengiydi. Civarda yaptığım kısa bir keşfin ardından iple ana oyuğa inmeye karar verdim. Dikkatlice ana ipimi büyük bir taşa bağlayarak aşağıya sarktım. Yaklaşık 8 metre çapında 12 metre derinliğinde olan girintili çıkıntılı bu oyuğun içinde yukarıdan görünen muhtemelen definecilerin kazıları esnasında çökmüş bir geçit ( ki zeminde kontrol ettiğim havalandırmada buraya aitti birde yukarıdan görünmeyen dip tarafta kalan bir başka giriş vardı. Bu girişte kemerli bir girişti etrafı antik Yunanlılar tarafından örülmüş 2 metre eninde 3 metre yüksekliğin de bir mağara girişiydi. Kilit taşı hemen dikkatimi çekti. Kilit taşının üzerinde iki ayağı üstünde duran bir kertenkele oyması vardı. İçerisi zifir karanlıktı. Yaklaşık 20 25 metre kadar bu istimlak edilmiş tünelden içeriye girdim. Sağda solda define bulmak umuduyla açılmış deliklere hemen her 2 metrede bir rastlıyordum. Tünel yer altına doğru yaklaşık 60 derece meyille uzanıyordu. Sonrasında doğal bir açıklığa çıktım burada iki ayrı yöne giden yaklaşık 5 metre çapında ve istimlak edilmemiş doğal bir oluşum olan mağara vardı. Duvarlara beyaz kireçle yakın zamanında yapılmış olduğu belli olan çarpı işaretleri çizilmişti. Muhtemelen buda definecilerin işiydi. Ayrıca mağaraların içinden serin bir hava akımını da hissediyordum. Daha fazla ekipmanım olmadığı için ilerlemeyerek geldiğim yoldan geri çıktım. Burada define var mıdır? Bilinmez. Ancak civar köylerde 2 ayağının üzerinde duran kertenkele benzeri varlıkların birkaç yılda bir görülüp rapor edildiği biliniyor. Öte yandan varlığın figürü antik yunan tarafından dahi mağaranın girişini kabartma ile resmedilmiş. Bir yıllar içerisinde kaybolan ve haber alınamayan insanlar ve ara ara bulunan iskeletler. Konuyla alakalı siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda paylaşmayı unutmayın.

 

CEVAP VER

*