7 yıl sonra Elon Musk dünyaya açıkladı, SpaceX’in Falcon Heavy roketi sonunda, geçtiğimiz salı günü test uçuşunu gerçekleştirdi.

Tüm olasılıklara karşı, nerdeyse kusursuz ve beklenmedik bir şekilde mükemmel çalıştı. Test kalkışının esas nedeni güneş yörüngesine bir yük göndererek roketin çalıştığını kanıtlamaktı. Bu durumda, daha az parlak olarak sıradan bir tuğla yerine Elon Musk’ın Tesla Roadsterleri yüklerden biri oldu. Şimdi, o Roadster Starman denen bir kukla ile birlikte güneşin etrafında ilk özel yük olarak dolaşıyor. Bu da tarih kitaplarına geçmenin bir yoludur. Space X Florida’daki Kennedy uzay merkezinde PAD 39A’da Falcon Heavy’i roketledi. Aynı zamanda bu pad nerdeyse 50 sene önce Apollo’nun da roketlendiği paddir. Elon’ın Teslasını yörüngeye sokmanın dışında Space X roketin 1. ve 2. kompartmanını da tamir etmeyi başardı.

Şanssız bir şekilde 3. komaprtman çok pürüssüz bir iniş gerçekleştiremedi.
Fakat en azından Space X diğer 2 boosterı gelecekteki görevleri için yeniden kullanabilir. Bu da onlara bolca zaman ve para anlamına gelecek. Artık biliyoruz ki çalışıyor ve Falcon Heavy gerçekten insanlığın elindeki en güçlü roket, fakat henüz fırlatılıp görevini tamamlamış en güçlü roket değil. Bu onur hala aya gönderilen Saturn V’ye aittir. Fakat Space X Falcon Heavy ile bizim doğal uydumuzun yörüngesinden daha da ilerilere gitmeyi hedefliyor, mesela Mars gibi. Aynı zamanda o “düşük dünya uydusu” gibi görevlerde de kullanılabilir ve 63.8 metrik tona kadar roketlenebilir. Bu tamı tamına 737 tane tamamen dolu savaş uçağına denk oluyor. Bu güç, roket’in ilk bölümündeki 27 motordan geliyor. Falcon Heavy’nin bu kadar çok fazla motorunun olmasının nedeni SpaceX’in daha ufak olan Falcon 9 gibi roketlerinin neredeyse 3 katı büyüklüğünde olmasıdır ve adından da anlaşılacağı üzere tüm Falcon 9’ların 9 tane motoru vardır. Her şeye rağmen, tüm motorların uyum içerisinde çalıştığından emin olmak büyük bir olay. Eğer çalışmazlarsa… Ortalık karışır, bir şeyler patlayabilir… Fakat Salı günü böyle bir şey gerçekleşmedi. Artık SpaceX biliyor ki roketleri çalışıyor. Bir sonraki hedef ise ilk reklam yüklerini roketlemek yani Sudi Arabistan firması için bir uydu. Büyük ihtimalle bu yılın ilerleyen zamanlarında yollanacak. Tartışmaya açık bir şekilde olsa da bu yeni görev Tesla’dan daha önemli bir yük taşıyor olacak. Bu yüzden umalım ki her şey yolunda gitsin, ve bir sonraki seferde yere inişte de bir problem yaşanmasın… Space X Falcon Heavy’i kalkış için hazırlarken, diğer bir grup astronomlar “dünya dışı” haberleri yayımlıyorlardı. Geçen hafta Astrofiziksel Seyehat dergisinde, Samanyolu galaksisinin dışında bulunan gezegenlerin varlığı ile ilgili bir bilgi paylaştılar. Neredeyse 4 milyar ışık yılı uzakta. Normal şartlarda böyle bir şeyi bulmak imkansızdır fakat bunu bulurken Genel Rölativite’nin birkaç kanunun avantajını kullandılar. Oklahama Üniversitesindeki astronomlar 6 milyar ışık yılı uzaktaki RXJ 1131 1231 denen bir quasarın bilgilerini analiz ettiler.
Quasarlar galaksilerin merkezlerinde aşırı büyük kara delikler tarafından güçlendirilen parlak objelerdir ve bu bizim için daha uzaklarda bulunan galaksilerdeki gezegenleri keşfetmemize aracı oldu. Bu olayın bir diğer adı da yerçekimsel yansımadır. Ufak bir açıklamayla bu çok yoğun olan kütlelerin, mesela galaksi gibi, bükülmesi ve arkalarında bulunan objelerin ışıklarını yansıtmasıdır.
Bu durumda, bu şu anlama geliyor ki aradaki galaksi quasar’ın ışığını bir lens gibi büktü.

Bu lensler astronomlara ulaşamayacakları şeyleri görme imkanı verdi.
Fakat teknik gezegen gibi ufak şeylerin üzerinde çok da işe yaramıyordu.
Astronomlar böyle ufak kütleleri bulmak için daha güçsüz bir yer çekimsel yansıma teknolojisini, mikro yansımayı kullandı. Bu methodda astronomlar yansımayı sağlayan lensi, bu durumda bizim lensimiz, birden daha fazla kez inceliyordu. İncelemeye göre her pozisyon değişiminde parlaklığın ne derece değiştiği inceleniyordu. Eğer parlaklıkta ani bir değişim var ise, bu şu anlama geliyor ki yansıtılan objenin ışığı ara galaksideki gezegenler tarafından bozulmuş durumda. Microlensing şu ana kadar hep gezegen dışı gök cisimlerini bulmak için kullanılmasına rağmen, bu sefer ilk defa bir gezegeni bulmak için kullanıldı. Şu an, açık sözlü olmak gerekirse o gezegenlerin resimlerine sahip değiliz. Bizden çok uzakta bulunuyorlar. Bizim yaptığımız çıkarım quasar’daki ışık bükülmesinin bize ara galakside birçok gezegenin varlığını gösteriyor ve bunu söylerken gerçekten birçok gezegenden bahsediyorum. Verilerimiz sadece yalnız gezinen gezegenleri algılayabiliyor, çünkü bir yıldızın etrafında yörüngede olan gezegenler micorlensing etkisini tek başlarına yaratamıyorlar. Ayrıca takımımız sadece galaksinin ufak bir parçasına bakıyordu. Bu yüzden gelecek keşifler için yüksek umut barındırıyoruz. Sonuç olarak, haberler şaşırtıcı değil, astronomlar zaten diğer gezegenlerin varlığını bekliyordu. Fakat resmi olarak ilk adımın atılıp millerce ötede olduklarını keşfetmek büyük bir olaydı. Bu ayrıca astronomlarımıza uzaylı dünyasını da açmış olacak.

CEVAP VER

*