Saklanan Türk Piramitleri

2644

Dünya tarih sahnesinde boy göstermiş bir çok uygarlık çeşitli sebeplerle piramitler inşa etmiştirler. Örneğin Mısırda ki piramitler elektrik santralleriyken Mayalar’ın piramitleri yarı dini yarı astrolojik bazı özel ritüeller için kullanıla gelmiştir.

Batı tarafından keşfi 1945li yıllarda gerçekleştirilen Çin’deki piramitler ise başlı başına ayrı bir bilmecedir. Piramitler ilk olarak 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikalı pilot James Gaussman tarafından gözlemlenmiştir. Hindistan’dan Chungking’e malzeme taşıyan pilot bir uçuştan dönerken, motorlarından biri arızalanmış ve benzin depolarının donduğunu sanarak daha alçak bir irtifaya inmeye karar vermişti. Pilot çok dikkatli olmak zorundaydı, çünkü tüm bölge dağlık ve tehlikeli arazilerle kaplıydı. Bu dağlardan sakınmak için yan yattığında büyük, düz bir vadiye gelmişti. Tam önünde parlayan devasa bir piramit vardı. En dikkate değer şey, piramitin tepe taşıydı.

Gaussman bunun kristalden yapılmış olduğunu düşünmüştü. Piramidi üç kez turladı ve üssüne doğru yöneldi. İstihbarat raporunda, piramidin çevresinde hiçbir şey görmediğini belirtmişti: “Çıplak arazi içinde büyük bir piramit duruyordu. Onun çok eski olduğunu tahmin ettim.” Raporunu şu soruyla bitirmekteydi: “Onu kim inşa etti? Neden inşa edilmişti? İçinde ne var?” Çin’in Xi’an kentine 100 km mesafede irili ufaklı 100 tane kadar piramit bulunmaktadır. Bunlardan en çok göze çarpanı yaklaşık 300 metre yüksekliği ile dünyada ki en büyük ve en eski piramit olma özelliğini taşıyan Büyük beyaz piramittir.

Piramitlerin keşfiyle beraber Çin Halk Cumhuriyeti bölgede araştırma yapmayı ve piramitlerin incelenmesini yasaklamıştır. Bununla da kalmayan Çin hükümeti piramitlerin tepelerini keserek üzerlerine toprak dökmüş ve ağaçlandırmıştır. Yapılar hakkında ortaya bir çok iddia atılmıştır. Türkiye’nin bazı önde gelen araştırmacıları yapıları Uygurların inşa ettiğini söylemişse de bu sav gerek Uygurlar hakkındaki geniş bilgi ve belgelere gerekse piramitlerin yapılış tarihlerine bakıldığında gerçeklikten çok uzaktır.

Yine ülkemiz de bazı Türk araştırmacılar ve Avrupalı bazı çevrelerce piramitlerin Çinlilere ait olduğu Türklerle hiçbir alakası olmadığı yönün de ciddi bir propaganda başlatmışlardır. Ancak bu iddia tamamen gerçekleri örtbas etme amacı gütmektedir. Zaten piramitler Çinlilere ait olsalardı Çin hükümeti bunları saklamak yerine tam manası ile araştırır daha sonrada her tarafını parıl parıl parlatarak turizme açarlar ve işte bizim kadim tarihimiz diyerek göğüslerini gere gere her yerde anlatırlardı.

Piramitlerin Türkler’e mal edilmesine dönecek olursak bölgede yaşamış Uygurlar dışında Türk boyları da bulunmaktadır. Ancak bunlar küçük topluluklar olup piramit yapacak kadar kaynağa ve güce sahip değillerdir. Piramitlerin incelenmesi yasak olduğu için uzun yıllar boyunca asılsız söylemler ve iddialar hava da uçuşmuştur. Bir başka teoride M.Ö. 70.000 Yılında batan kayıp kıta Mu’dan kurtulanların buraya gelerek bu piramitleri inşa ettiği şeklindedir. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’te bir Türk tarih tezi hazırlatmıştır. Tamamlanamayan bu tezde Türkler’in ana vatanı olarak kayıp kıta MU’yu işaret etmiştir.

Mısır’daki firavunlar dönemiyle neredeyse aynı tarihler de Çin’de yarı mitolojik “Beş Kral” hüküm sürmüştü. Bu uygarlık, altın ve yeşim zengini, gelişmiş bir medeniyetti; ipek ve gıda bolluğu içindeydi. Bununla birlikte, İskenderiye’nin büyük kütüphanesinin Roma imparatoru Sezar tarafından yakılmasını takiben, İmparator Chin Shin Huang M.Ö. 212’de kadim Çin’le alakalı tüm kitapların ve edebî eserlerin yakılmasını emretti. Büyük imparatorluk kütüphanesi de dahil bütün kütüphaneler yakıldı ancak bazı kitaplar ve yazmalar mağaralarda ve manastırlarda gizlenmişti.

M.S. 100 senesinde Wang Tao-Shih isimli Taocu bir rahip, bir dizi mağarada yer alan kütüphaneleri keşfetmişti. Bu metinler, kadim zamanlardan ve “Anavatan Mu” denilen bir yerden bahsetmekteydi. Edgar Cayce, Mu’nun Lemurya’nın diğer ismi olduğunu birçok kere ima etmişti. Bulunan bir elyazması parçasında, Atlantis ve Mu’nun battığı Pasifik Okyanusu’nu detaylı şekilde tasfir eden eski bir harita yer almaktadır; bu kıtaların batmasından sonra kurtulanları, tarih öncesi zafer dolu bir çağın geride kalan son kayıtlarını Mısır’a, Çin’e, Yucatan’a ve başka coğrafyalara yolculuk yaparak götürmüşlerdi.

Edgar Cayce’nin okumaları, insanların bir zamanlar tek bir dil kullandıkları ve çok uzak coğrafyalara seyahat edebildikleri bir çağdan bahseder. Bu okumalarda, Mısırın Güneş tanrısı Ra’nın, Çin ve ilgili diğer bütün bölgelere yaptığı yolculukların nasıl gerçekleştiğinden bahseder. Belki de Ra piramit yapma sanatını yolculukları sırasında gittiği yerlerdeki medeniyetlere de öğretmişti. Piramitlerden arta kalanlar dünyanın her yanında bulunabilir: Mısır, Orta Amerika eski Fransa, Orta Asya, Polinezya, Peru ve tarih öncesi Mississipi Vadisi’nde.

Peygamber Efendimizin bir hadisinde “İlim Çin’de bile olsa gidiniz alınız.” Buyrulmuştur. Sevgili peygamberimizin her sözü kuşkusuz ki hikmetli mesajlar taşır. Ancak o dönemde Arabistan’a çok daha uzak coğrafyalar varken niçin özellikle Çin vurgusu yapmıştır? Acaba bölge de dünyayı sonsuza kadar değiştirecek bir ilimmi yatmaktadır? Bu konu üzerine uzun uzadıya tartışılır. Alman araştırmacı-yazar Hartwig Hausdorf bölgeyi şahsen araştırdı ve piramitlerle ilgili, şu anda internet ortamında erişebildiğimiz bir çok fotoğrafı çekti, birçok materyal topladı.

Yaptığı kapsamlı araştırmalarda piramitlerin içerisinde Mısır mumyalarından binlerce yıl önce mumyalanmış muazzam mumyalar olduğunu söyledi. Zaten deşifre edilen Mısır hiyerogliflerin de Mısırlıların Mumyalama tekniklerini Altay Türklerinden öğrendikleri açıkça anlatılmaktadır. İngiliz araştırmacı James Churchward Uygur imparatorluğu ve kayıp kıta MU hakkında dünyanın en kapsamlı araştırmasını yapmıştır. 1928 senesinde Amerika’da Çinli bir köylüden Altından bir bozkurt başı satın almıştır. Köylü bu kurt başını Çin’de bir piramitin içerisinde bulduğunu söylemiştir.

Piramitler bölge halkı arasında Türklerin atalarına ait kütüphaneler olarak bilinmektedir. Piramitlerin içerisinde bazı kabartmalar, semboller, taştan oyma eşyalar ve pahabiçilemez değere sahip binlerce yazma tablet bulunmaktadır. Piramitlerin Türklere ait olmadığı iddiaları ise başlı başına delilden yoksun, Türk tarihini karalamaya yönelik mesnetsiz iftiralardır. Nitekim bir piramitin içerisindeki duvarda ; “Türkler, güneşin batmasına yakın bir zamanda, orduları ile buralara tekrar gelecekler, Doğu’ya, Asya’ya ve dünya’ya hakim olacaklardır…” Yazmaktadır.

Çinliler ve batı dünyası tarafından “Xiaohe” olarak bilinen 5000 yıllık Türk mumyası Lolan Güzeli ‘nin, Mısır ve diğer medeniyetlerin mumyalarından en büyük farkı mumyalama işleminin iç organlar çıkarılmadan yapılmış olması ve mumyanın vücudunda yer alan ameliyat izleridir.Bu da dünyanın bilinen ilk ameliyatı olarak kabul edilmektedir. Değerli araştırmacı Oktan Keleş Çin’e bizzat giderek binbir zorlukla piramitlerin içerisine girmeyi başarmış ve paha biçilemez bilgiler elde etmiştir.

Piramitlerin etrafında ki topraklarda otlayan hayvanlar son derece sağlıklı oluyor, daha fazla süt veriyor ve hasta hayvanlar burada otlayınca iyileşiyor. Çinli köylülerse çocukları hastalandığında bir süreliğine onları piramitin içerisindeki mumyaların yanına yatırıyorlar ve çocuklar iyileşiyor. Ayrıca köylüler zaman zaman piramitlerin üzerin de ışık saçan nesneler gördüklerini de Keleş’e anlatmışlardır. Keleş’in piramitlerin içerisin de çektiği fotoğraflarda ki Ay Yıldızlar, Kurt başları ve Oğuz kaan’a ait olduğu söylenen granitten oyma tasvir ayrıca piramitler de bulunan tabletler de anlatılanların çok ufak bir kısmı dahi Piramitlerin Türklere ait olduğunu şüphe götürmez şekilde kanıtlamaktadır.

Alman araştırmacı Hartwig Hausdorf’ün yeni yeni ortaya çıkan notların da ise piramitler hakkında başkaca bilgiler bulunmaktadır. Bir çok piramidi incelemiş olan Hausdorf duvarlarda dünya ve yıldız haritaları betimlemeleri olduğundan bahsetmiştir. Ayrıca piramitlerdeki tabletler hakkında da yaptığı ciddi çalışmalarda bu tabletler de bir kısmı geçmiş bir kısmı ise gelecekle ilgili kehanetlerin olduğunu ve şaşırtıcı şekilde kehanetlerin bazılarının gerçekleştiğini söylemiştir. Tabletler tarihte yaşanan ve halen tam olarak ne olduğu bilinmeyen bir çok olayı aydınlatır niteliktedir.

Büyük beyaz piramitteki binlerce tabletten bir tanesin de o dönem Türklerin elinde boynuz biçimli uzak ülkelerle iletişim kurabilmeyi sağlayan ve fırtına çıkartıp, güneş kadar parlak ışıklar saçarak düşmanları öldürebilen bir silah bulunduğu anlatılmaktadır. Yine bir başka tablette 6 ayrı şehri olan ve teknolojik olarak çok gelişmiş bir Türk ülkesinden bahsedilmektedir. Bu ülke büyük bir deprem sonucu suların altına gömülmüştür. Hausdorf’a göre tablet kayıp kıta MU’yu betimlemektedir. 2009 senesin de Çin Hükümetinin isteği doğrultusunda Pekin üniversitesi arkeoloji bölümü tarafından piramitlerde yapılan incelemelerin sonuçları gizli de tutulsa bir kısmı medyaya sızdı.

Sızan bilgilere göre incelenen bir tabelette Elektrik enerjisinin nasıl üretilip kullanılacağı konusunda son derece kapsamlı bilgiler verilmekteydi. Yine bir başka tablette güneş enerjisinin ayna benzeri çeşitli materyallerin kullanılması süreti ile üzeri kapalı seralara yansıtılarak mevsim ayrımı gözetmeksizin istenilen bitkilerin istenildiği zamanlarda üretildiğinden bahsedilmektedir. Kendi dönemi için oldukça şaşırtıcı bir teknoloji kullanıldığı gün gibi açıktır. Piramitler içlerinde barındırdıkları tabletlerle sırlarını insanlıkla paylaşmaya hazır olarak beklemekte olsada şu an için ne yazık ki bu mümkün görünmemektedir.

CEVAP VER

*