1999’da, David Icke, Gezegenin Babil Kardeşliği olarak adlandırılan Reptilian insansılar ırkınca kontrol edilen Yeni Dünya Düzeni tarafından yönetildiğini iddia ederek şöyle yazdı:

“Benim kendi araştırmam, Reptilian kontrolünün ve manipülasyonunun başka bir boyuttan dördüncü boyutun alt bölümünden yönetildiğini gösteriyor. “Diğer insanlar, bunu alt astral boyut olarak bilir, kara büyü ritüelleri olan demonların ve kötü niyetli varlıkların yuvası…” Icke’ye göre, reptil melezi Reptilian – insan DNA’sı, onların eğer insan kanı içerlerse, sürüngenden insan formuna değişmelerini sağlıyor. Reptilian grubu bir çok ünlü/seçkin insanı ve pratik olarak her dünya liderini kapsıyor.Örneğin, İngiltere’nin Ana Kraliçesi, George W. Bush, Hillary Clinton, Harold Winson, Tony Blair. Bu insanların ya kendileri Reptilian veya sürüngenler için çalışıyorlar. Rothschilds, Rockefellers, İngiliz Kraliyet ailesi ve ABD’nin ve dünyanın geri kalanının idareci politik ve ekonomik aileleri bu AYNI soydan geliyor. Züppelik nedeni ile değil, genetik yapılarının sağladığını taşımak için – Reptilian – memeli DNA kombinasyonu onların şekil değiştirmesini sağlıyor çünkü. Icke, Galler Prensesi Diana’nın öldürülmesinin nedeninin, Diana’nın, Charles ve Camilla’nın satanik bir ritüel ile kurban edilen bir çocuğa sahip olduklarını keşfetmesi olduğunu söylüyor.
Reptilian adı verilen varlıklarla ilgili ilk bilgiler ufoloji dahilinde yani ilk ufo gözlemleriyle ortaya çıkmıştır. Uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia eden insanların anlattıkları ortak noktalardan edinilen bilgilerle, reptilianlar hakkında bildiklerimiz oluşmaya başlamıştır. İnsanoğlu, dünya dışı yaşam ile tarih boyunca ilişki kurmuştur. Bunun kanıtlarına birçok tarihi belgede hatta taş devrine ait mağara resimlerinde dahi rastlamak mümkündür. Ancak biz bu süreci yakın tarihimiz üzerinden incelemek istersek, çağdaş zamanlı dünya dışı varlıklarla temas akımının, Polonyalı profesör “George Adamski” ile başladığını görüyoruz. Adamski, insana benzeyen uzaylılarla tanıştığını dile getiren ilk kişidir.

Yarı insan yarı sürüngenimsi görüntüsü olan reptilianlar en çok bilinen tür olsa da Reptilian ırkının da kendi arasında üç-dört grubu bulunmakla birlikte en çok rastlananlar iki ayağı üzerinde yürüyen; vücutları ve yüzleri kertenkele derisine benzeyen, gözleri de sarı renkli, dikine çizgilerden oluşan adeta bir yılanın gözüne benzer ve hipnotize etme gücüne sahiptirler. Reptilianlar çok zeki varlıklar olup aşırı bir bilgi birikimine sahiptirler. İnsanları etkisi altına alabilirler ve telepati gücüyle konuşurlar. Varlıkların kendi aralarında sınıf farklılıkları ve hiyeraşiler bulunmaktadır. Bu varlıklar arasında en az görülen tür “Drakolar”dır. Drakolar süt beyazı bir ten rengine, kırmızı parlayan gözlere sahiptirler. Bunlar kendilerini en üst varlık olarak görmektedirler. Reptilianların vücutları hem enerjik hem de fiziki (madde) yapıya sahiptirler. En önemlisi de bu varlıklar vücutlarını istediği şekle sokabilirler ve insanlara istedikleri biçimde gözükebilirler. Yani istediği bir hayvanın şeklini alabilir ya da daha da ilginci herhangi bir tanıdığınızın görüntüsüne bürünebilirler. Bu özelliklerinden dolayı bir çok kaynakta bunlardan şekil değiştiren olarak da bahsedilmiştir. İnsanların zihnindeki önemli anıları tararlar ve o zihindeki en önemli kimse o kişinin kılığına girmeyi tercih ederler. Reptilianlarla temasa geçen bir kadının anlattığına göre kadın: evinde bir gece uyanır ve ölmüş kocasının karşısında dikildiğini görür, kocasının ruhunun kendisini ziyaret ettiğini düşündüğü anda o karşısındaki görüntü değişir ve yeşil derili, yılan gözlü bir varlık şeklini alır. Yaptığı araştırmalardan sonra kadın, bu varlığın reptilian olduğunu öğrenir. Reptilianlar, istedikleri zaman görünmez olabiliyorlar, kapalı kapılar ve kalın duvarların içinden geçebiliyorlar. Tüm bu özellikler, bizlere sanki doğaüstü güçler gibi gelebilir ama bilim yeterince geliştiğinde maddenin atomlarına hükmedecek bilgi birikimi oluştuğunda bu gibi eylemler gerçekleştirilebilir. Kuantum fiziğine göre görünmezlik ve maddelerin birbiri içerisinden geçmesi mümkün olabilir. Reptilianlar’ın etrafında manyetik alanlardan oluşan auralar mevcuttur. Ellerinde 4 parmak bulunur, el ve ayakları pençe şeklindedir.

Bir süre önce basında Vietnam da dünyanın en büyük mağarası tespit edildi başlıklı bir yazı gündeme geldi. Laos-Vietnam sınırında bulunan Son Doong, 2013 yılında turistlik turlar için açıldığında, ziyaretçilerinden en az bir kişinin kaybolup tekrar görülmemesi ile mağara ziyarete kapatılmış. Ayrıca Turistlerden mağara derinliklerinde ve karanlıkta gizemli sürüngen benzeri insansı yaratıklar ‘görüldüğüne dair raporlar tutulmaya başlanmış. Yerel insanların onları ‘şeytan yaratık.’ olarak nitelendirdiği muhtemelen reptilian olan bu yaratıklar ile defalarca karşılaştıklarını bildirdiler. Bölge halkının tasviri ile mağarada gördükleri insan vücuduna sahip ancak derileri ve yüzleri bir ‘ejderha’ ya da kertenkeleye benzeyen varlıklar olduğu anlatılmaktadır. Birkaç yıl önce, bu konu üzerinde kişisel deneyimlerini 3 e-posta ile derleyen bölgede görev yapmış emekli bir asker konuyu araştıran gazeteciye ulaşır. Vietnam’da bu tür anormal karşılaşmalar olduğunu özellikle Çinhindi’nin diğer bölgelerinde söylentilerin ne denli fazla olduğunu anlatır. Kendi ifadesi ile 1970 Yılında ABD ordusunda on başı olarak görev yaptığını Yaklaşık 30 Mil güneyde WMZ isimli bir bölgede güney Vietnam’a konuşlandırıldıklarını ikinci takımın askerlerinden bir tanesi olduğunu, Ormanda bir kampta kaldıklarını ve bir akşam vadide devriye emri aldıklarını bir uzman çavuş komutasında devriyeye çıktıklarında girdikleri küçük bir vadide bir hareket tespit ettiklerini anlatır. Önlerin de ki bu hareketli aktivite dağınıktır bu yüzden onların düşman askerleri olduklarını düşünerek ağaçlar ve uzun çalıların arkasına siper alarak beklemeye başlarlar. Ay o gece parlaktır ancak ne olduğunu tespit edecek yeterli aydınlık yoktur. Yavaşça vadinin yukarılarına doğru hareket ederler. Tepenin üzerinde dik bir duvara yaklaşırken biri yada bir şeyin önlerinde ki geçide taş ve kayalıklar yığdığını görürler. Yukarıda yaklaşık 15 ayak yüksekliğinde 13 ayak genişliğinde bir mağara girişi görünmektedir. Geçidi gözlemleyerek kenarları küçük ve pürüzsün aralıklarla oyulmuş olan bu mağarayı net şekil de görürler. Daha önce de düşman tarafından kazılmış buna benzer mağaralar görmüşlerdir. Buranın da aynı şekil de düşmana ait bir besin veya silah deposu olduğunu düşünmüşlerdir. Bu sebeple takım komutanı mağaranın araştırılmasını emreder ve mağaraya girerler.

O andan itibaren işler garip bir hal alır. Hemen girişte bir çürük kokusu farkedilmektedir. Koku yumurta ve çürümüş insan cesedini andırmaktadır. Koku askerleri son derece rahatsız eder çünkü o kadar iğrenç ve keskin bir kokudur ki bazı askerler mağaradan çıkarak ormana doğru çekilirler. Başta çavuş olmak üzere olayı anlatan askerler bir şey görebilmek için ışıklarını mağaranın derinliklerine tutarlar. Ancak zayıf ışıkları ile bir şey görmeleri mümkün değildir ve içeride ne olduğuna dair hiçbir fikirleri yoktur. Daha iyi bir gözlem yapabilmek için mağara girişinde pozisyon alırlar onlar içeriyi görmeye çalışırken mağaranın derinliklerinden guruldama sesleri işitirler. Arkalarında ki orman sessizdir. Çavuş kendi kendine çıkarımlar yaparken olayları anlatan askere yakın bir mesafededir. Herkes bu seslerden ürkmüştür birkaç saat sonra ise şafak sökecektir. Askerler harekete hazırdır. Çavuş saatini kontrol eder neredeyse 5 tir. Tam o anda mağarada bir hareketlenme olur. Bir varlık ki ilk etapta askerler bunun bir insan olduğunu düşünürler. Mağaranın derinliklerinden kapısına doğru hareket eder. Aya kalktığında neredeyse 7 ayak yüksekliğindedir. Hemen ardından bir başka yaratık daha ayaklanır. Askerler siluetleri görmekte zorlansalar da kendilerine yaklaşan şeyin bir insan olmadığını kavramışlardır. Yaratıklar bir anda durur ve gözlerini askerlere dikerek tıslamaya başlarlar. Zifir karanlıkta parlayan bu gözler dehşet vericidir. Olayı anlatan asker bu yaratıkları açıklarken iki ayakları üzerinde duran dev kertenkelelere benzediklerini söylemiştir. Parlak pulları olsa da derileri koyu yeşil yer yer de kahve rengindedir. İlk bakışta çok büyük yılan benzeri gözleri ve yüzleri hemen dikkat çekmektedir. Pullu sürüngenimsi derileri olsa da kolları ve bacakları ile bir insanı da andırmaktadırlar.

Kuyrukları yoktur başlarından aşağıya kadar inen tek parça cübbe benzeri kapşonlu bir kıyafet giymektedirler. Ayakları pençeli olup çıplaktır. Hiçbir emir verilememesine rağmen bu kısacık sessizlik bir anda silah sesleriyle bozulur. Tüm askerler dehşet içinde bu varlıklara ateş açmaya başlarlar. Çavuşun ateş kes emriyle kendine gelen askerler kafalarını kaldırdıkların da hiçbir şey göremezler. Mağara tamamen boştur. Etrafı ararlar birkaç ayak izi dışında bir şey bulamazlar mağara girişine siper alarak beklemeye balarlar. Yaratıklar kaçmıştır. Mağarayı biraz daha incelediklerin de her tarafa saçılmış insan iskeletleri parçalarına rastlarlar. Yaratıkların mağaranın derinliklerinden tekrar çıkma ihtimaline karşı mağaranın girişini bomba ile patlatırlar. Kampa döndüklerin de hepsi şaşkınlık içindedir. Burada olayın anlatılıp anlatılmaması konusunda küçük bir tartışma yaşanır. Çavuş detaylı bir rapor hazırlar. Kısa bir süre geçtikten sonra çavuş apar topar görevinden alınarak birleşik devletlere geri çağırılır ve Amerikan Ordusuna ait bir rehabilitasyon merkezin de 3 sene boyunca kapalı tutulur. Bu olayları tekrar gündeme getiren şey ise kaybolan turistlerden veya yerli halkın rapor ettiklerinden daha çok mağaranın derinliklerin de bir turistin çektiği fotoğraf olmuştur. Karanlıklar içerisinde belli olmayan sürüngensi varlık dikkatli bakıldığında seçilebilmektedir. Fotoğrafı çeken turist yaratığın çok hızlı hareket ettiğini ve bir anda mağaranın derinliklerine geri döndüğünü söylemiştir.

CEVAP VER

*