Reenkarnasyon veya ruh göçü, ruhun sürekli olarak yeni bedenlerle dünyaya döndüğüne inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği isimdir.

Reenkarnasyon kavramı Asya dinlerindeki tenasüh kavramından daha farklı olmakla birlikte, bazı benzerlikleri de yok değildir. Günümüzde reenkarnasyona inanan kişilerin sayısı bir milyarı aşmaktadır. Batı tarihinde ise ilk kez Pisagor ve Platon gibi bazı eski Yunan bilgin ve filozofları tarafından dile getirilmiş olan reenkarnasyon kavramı, esasen çok eski zamanlardan beri, antik Mısır, Kelt, Maya ve İnka uygarlıkları gibi birçok uygarlıkta bilinen ve kabul görmüş olan bir inanç sistemidir. İskandinav mitolojisinde de reenkarnasyona ilişkin anlatımlar vardır. Platon reenkarnasyon fikrinden özellikle “le Phedon”, “le Banquet” ve “Er’in Öyküsü” eserlerinde bahsetmiştir. Eski Yunanistan’dan sonra Gnostiklerce de kabul edilmiş ve Roma Uygarlığı’nda özellikle Mitraizm misterlerinde benimsenmiş bu kavrama Kabbala’da ve belirgin ifadelerde bulunan Ferideddin Attar, Bahram Elahi gibi sufilerin sayısı az olmakla birlikte Tasavvufta da rastlanır.

Günümüzde de reenkarnasyonu kabul eden birçok inanç sistemi, tarikat ve felsefi akım mevcuttur. Reenkarnasyon fikrini kabul etmiş eski ve yeni inanç sistemlerinin mensupları arasında, Hindular, Katharlar, Eseniler, Caynacılar, Sihistler, Umbanda’cılar, Yezidiler, Dürzîler, ve Arap alevisi olarak bilinen Nusayrileri de kapsayan birçok mezhep sayılabilir. Bu kavram Asya’nın Göktanrı inancı hariç Şamanist toplumlarının birçoğunda ve birçok Kızılderili kabilesinde de mevcuttur. Kimi zaman Budist yeniden doğum anlayışı da reenkarnasyon olarak nitelenmektedir. Ünlü İngiliz biyolog Thomas Huxley reenkarnasyon fikrinin makul bir fikir olduğunu düşünmüş “Evrim ve Etik” adlı kitabın da bu fikri tartışmalı olarak ele almıştır.

ABD’de son yıllarda, bazılarına göre 20. yüzyılın Galilesi diye adlandırılan Kanadalı psikiyatrist Ian Stevenson tarafından sürdürülen bilimsel araştırmaların sonuçlarının yayımlanmasıyla reenkarnasyona olan ilgi biraz daha popüler hale getirilmiştir.
Reenkarnasyonun varlığının lehindeki en ayrıntılı kişisel rapor dosyaları Virginia Üniversitesi’nden Prof. Ian Stevenson tarafından “Yirmi Açık Reenkarnasyon Vakası” Twenty Cases Suggestive of Reincarnation, “Reenkarnasyon ve Biyoloji: Doğum İşaretlerinin ve Doğum Kusurlarının Etiyolojisine Bir Katkı, Cilt 1: Doğum İşaretleri” (Reincarnation and Biology: A Contribution to the Etiology of Birthmarks and Birth Defects Volume 1: Birthmarks) ve “Reenkarnasyon ve Biyoloji: Doğum İşaretlerinin ve Doğum Kusurlarının Etiyolojisine Bir Katkı, Cilt 2: Doğum İşaretleri ve Diğer Anormallikler” adlı kitaplarda yayımlanmıştır.

Prof. Stevenson 40 yılını, geçmiş yaşamlarını hatırlıyor gibi görünen çocukları incelemeye hasretti. Yaklaşık 1000 çocuk üzerinde incelemelerde bulundu. Prof. Stevenson her vakada çocukların raporlarını metotlu olarak belgeledi. Böylece, çocukların anlattıkları ile ölen kişilere ait olguların paralellik göstermekte olduğunu doğrulamayı başardı. Aynı zamanda söz konusu ölen kişilerde ölüm ve yaralanmaya yol açmış yara izlerinin söz konusu çocuklarda doğum işareti ve doğum kusuru olarak belirmiş olduğunu, otopsi fotoğrafları gibi tıbbi kayıtlarla doğruladı. Prof. Stevenson’un yardımcılarıyla bilimsel anlamda son derece titiz bir şekilde incelediği bu vakalarda, geçmiş yaşamlarını hatırladıklarını söyleyen bütün çocukların iddiaları araştırılmış ve hepsi doğrulanmıştır. İncelemelerini genellikle reenkarnasyona inanılan ülkelerde sürdürmüş olan Stevenson, yayımlanan son kitabında ise Batı’da rastladığı 6 vakayı sunmuştur.

Stevenson tarafından belgelenmiş tipik bir vakada, Beyrut’taki bir çocuk 25 yaşında bir motor tamircisiyken plaj yolu üzerinde hız sınırını aşmış bir arabanın çarpmasıyla ölmüş olduğunu anlatmaktaydı. Çeşitli tanıklıklara göre, çocuk sürücünün adını, kazanın tam olduğu yeri, motor tamircisinin kızkardeşlerinin, anne ve babasının, kuzenlerinin ve birlikte ava gittiği arkadaşlarının adlarını veriyordu. Vaka doğrulandı, çocuk söz konusu motor tamircisinin ölümünden birkaçyıl sonra doğmuştu ve çocuğun ailesinin ölen adamla görünür hiçbir irtibatı yoktu. Stevenson’un ilk incelemelerini daha ziyade, reenkarnasyona inancının yoğun olduğu ülkelerde yapmıştı. Bu bakımdan bir eleştiri aldığında, bu kez incelemelerini Batılı ülkelerde de yaptı ve Avrupa’da incelediği bu tür reenkarnasyon vakaları üzerine bir kitap yayımladı. Daha başka birçok kişi reenkarnasyon fenomenini sorgulamış ve bunun makul bir fenomen olduğu sonucuna varmıştır.

Bu kişiler arasında Peter Ramster, Dr. Brian Weiss, Dr. Walter Semkiw ve başkaları sayılabilir. Fakat bu kişilerin çalışmaları bilim çevreleri tarafından genellikle kuşkuyla karşılanmıştır. Dr. Karl Sagan gibi bazı kuşkucular, daha fazla reenkarnasyon araştırmasının yapılması gerektiği düşüncesindedirler. Jim Tuccker tarafından yazılan Yaşam Sonrası Yaşam Öyküsü adlı çocuk kitabında reenkarnasyon gerçekliğini çocuklara açıklamaya çalışmış ve tepki almıştır.; Tuccker’a göre bilinç, yaşam boyunca vücudumuzda bulunan kuantum ve atom altı seviyede enerji olması sebebiyle asla yok olmuyor. Tucker, reenkarnasyona uğradığına dair işaretler gösteren 2.500 gençle röportaj yapmıştı. Reenkarnasyon yaşadığını iddia eden bazı kişilerin yara izi veya doğum lekesi önce ki hayatında olduğu kişi ile aynı yerlerde olmasını son derece dikkat çekici bularak bu grupta yer alan kişileri ayrı bir sınıfta kategorize etmiştir.

Yaralar ve doğum lekeleri üzerine uzun süreler araştırma yapmışsa da bunlara tam olarak neyin sebebiyet verdiğini bir çözüme kavuşturamamıştır. Son birkaç yıldır dünyaca ünlü sayısız bilim adamı, kuantum mekaniğinin “ölüm” sonrası ‘bilinçliliğin’ yaşamasına izin verdiğinden bahsetmektedir. Örneğin, Amerikalı bir tıp doktoru olan Astellas Tıp Anabilim Dalı Başkanı Dr. Robert Lanza “biyolojik merkezlilik” olamayacağını öne sürmüş, ölümden sonra atom altı parçacıklar vasıtasıyla evrene saçılacağını aktarmıştır… Tucker, bu enerji akışının yeni bir ev sahibi bulabileceğini söyleyerek bu teoriyi daha da geliştirmiştir. “Geçmişte, kuantum teorisinin babası olan Max Planck gibi bazı önde gelen bilim adamları, bilinçliliği öncelikle bilinci esas almış ve maddesel bedeni ikinci plana itmiştir. Dolayısıyla bu durumda, bilincin hayatta kalabilmek için fiziksel bir beyne bağımlı olması gerekmeyebilir ve fiziksel beyin sonrasında yani vücut ölünce de devam edebilir. Yaşanan olaylar, en azından bir bilinç ile bir şekil de etkileşime girmiş ve geçmiş yaşam anıları olarak ortaya çıkmış gibi duruyor.” Demiştir.

Tucker’ın görüştüğü kişilerden biri, 8 yaşında James Leninger adlı bir çocuktu. Küçük oğlan uçaklara takıntılıydı ve uçak kazasında olduğu bir kabus görmeye başladı. Çocuk gün boyunca, bu uçak kazasından bahsetti eski hayatında kendisinin bir pilot olduğunu ve bir uçak gemisinden uçtuğunu söyledi.” Önce ki hayatında ki isminin James Huston olduğunu. USS Natoma isimli bir uçak gemisin de görev yaptığını Ve Japonlar tarafından vurulduğunu anlatan küçük çocuk; Iwo Jima’da öldürüldüğünü; Jack Larsen adlı Amerikan donanmasından bir arkadaşı olduğunu söyledi.”
Akabinde yapılan araştırma neticesin de, İkinci Dünya Savaşı sırasında Pasifik’te konuşlandırılan USS Natoma isimli bir uçak gemisinin bulunduğu ortaya çıktı. “Ve James Huston adında genç bir pilotun görev sırasında gerçektende çocuğun söylediği bölgede vurularak düşürüldüğü teyit edildi. Ancak okyanusa düşen enkaz kayıptı 8 yaşında ki James Leininger’in tarif ettiği koordinatlar da yapılan aramalarda yıllar sonra enkaz ortaya çıkartıldı.

Türkiye’de reenkarnasyonu savunan bazı kimseler, Batı’da aynı fikrin temsilcileri olan insanların Tevrat ve İncil’in bir takım âyetlerini reenkarnasyon teorisine uygun düşecek bir tarzda yorumlamalarından etkilenerek, Kur’ân’dan bu konuya uygun bir şekilde tevil edebilecekleri âyetler arayarak, bu ayetleri gerçek manalarıyla hiç ilgisi olmayan tuhaf tevillerle kendi görüşleri istikametinde yorumlamaya çalışmışlardır. Geçmişte, tenâsüh için yapılan benzer çabalar da onlar için ayrı bir dayanak noktası olmuştur. Ancak ilahi dinlerin tamamı reenkarnasyonu tüm çeşitleri ile beraber tartışmaya yer bırakmaksızın red etmektedir. İlahi dinlerin çerçevesinde ölümün ardından yaşanacak olan tek diriliş kıyametten sonra gerçekleşecek olan son diriliş olacaktır. Nitekim bu olay başka bir açıdan da bakıldığında dünya hayatının bir sınav olduğu tezi üzerine kurulu olan ilahi sistemin reddi anlamına gelmektedir.

Yine de bu durum mantık çerçevesin de izahati olmayan 1 milyardan fazla kişinin inandığı yüz binlerce kişi tarafından deneyimlenerek delillendirilmiş olan ruh göçü kuramını öylece kaldırıp atabileceğimiz anlamına gelmiyor. Konuya biraz daha farklı bir bakış açısı ile yaklaşalım. Hem ilahi dinler hem de bilim açısından kabul gören bir gerçek şu ki Ruh ölümsüz saf bir enerjidir. Ve insan bilinci beyinde değil ruhtadır. Zaten mantıken de bakıldığın da ruhani varlıkların tamamı biyolojik bir beyine sahip olmaksızın bilince sahiptirler. Ayrıca ruhani varlıklar için zaman ve mekan kavramı da yoktur. Reenkarnasyon üzerine çalışmalar yapan bilim adamlarınca çıkartılan dünya ruh göçü haritasında dikkat çeken bir ayrıntı var. Reenkarnasyonun daha sık yaşandığı bölgelere baktığımızda buralar mütemadiyen dünyanın enerji çıkış noktalarına kurulmuş olan şehirler. Ülkemizde de bu bölge Hatay ilimizdir. Tahmin edeceğiniz üzere Hatay da reenkarnasyon inancı son derece yaygın, ve reenkarnasyon yaşadığını söyleyen insanların sayısı oldukça fazladır.

Ayrıca reenkarnasyona inanıp bunun üzerine çalışmalar yapan İstanbul, İzmir, Ankara ve Avrupa da bulunan birçok cemiyet sık sık Hatay’a gelerek incelemeler ve toplantılar yapmaktadır. Gayb aleminden dünyaya doğmak üzere gelen ruh dünya enerji noktalarına yaklaştığında zaten yüksek olan enerji seviyesi artacak, henüz yeni ölmüş ve berzah alemine göçe hazırlanan ruhta mütemadi şekilde aynı bölge de bulunduğu takdirde bu durum onunda başına gelecektir. Keza giden ve gelen iki ruhun etkileşimi neticesin de bir bilinç aktarımı olması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda Yeni doğan kişi daha önce ölmüş olan biri ile ruhsal boyutta ve bilinçsel düzeyde etkileşime girmiş olduğu için o ruhun yaşarken geçirdiği hadiselere dair hatırladığı şeyleri doğduğu bedende ortaya çıkması. Kişinin de bu durumu açıklayamayarak bu olayları önce ki hayatından izler olarak yorumlaması sonucu günümüzde bilinen reenkarnasyon olgusunu oluşturmuş olabilir.

CEVAP VER

*