Ra Antik Mısır’ın güneş tanrısı. Mısır toplumu üzerinde muazzam etikilere sahip doğa üstü bir varlık. Kimilerine göre şeytan, kimilerine göre bir uzaylı kimilerine göreysede sadece bir mit. 

Firavunların ve Rahiplerin aracılığıyla Mısır halkına ilettiği kanunları günümüzde halen tartışılmaktadır. 1988 Yılında araştırmacı piskopos Alessio Bappiste Vatikan’ın arşivlerinde; Antik Mısır Rahiplerinin Güneş Tanrısı RA ile iletişim kurmak için yaptıkları ayininin detaylı tarifini bulmuş, bunun üzerine nüfusunu kullanarak papa 2. Paulus ile bir görüşme ayarlamış ve yanına birkaç uzman alarak Mısır’a bir keşif gezisi düzenlemek için gerekli izinleri almıştı. Mısır’a vardığındaysa kayıp RA tapınağını bulmuş ve RA ile bu antik ayini tekrar ederek görüşme sağlamıştı. RA’nın bu ayinde alınan ses kaydını ilk videomu izleyenler hatırlayacaktır. Ne yazk ki bu ses kaydı pek çok kanal tarafından çalınarak iznim dışında yayınlandı. O yüzden paylaşacağım bu yeni ses kaydında güvenlik tedbiri olarak arkaya kısık bir ses yerleştirmek mecburiyetinde kaldım. Konumuza dönecek olursak Piskoposun şüpheli ölümünün ardından Medyum Carla Rockert ve Don Elkeans Mısır’a giderek İrtibat ayinlerini sürdürmek ayrıca keşfedilen RA tapınağında kapsamlı incelemeler yaparak şifreli metinleri çözmek istiyorlardı. Mısır’a varmalarının ardından tapınakta hummalı bir çalışma başlattılar. Bir duvar yazısında şifrelenmiş koordinatlar ve bazı matematik formülleri keşfettiler. Çözümlenen bir koordinatta fırat havzası yakınlarında boş bir alan vardı. O tarihlerde burası pek bir anlam ifade etmiyordu. Yıllar sonra 2016 senesinde buranın dünyanın ilk şehri ve Anunnakiler’in başkenti Eridu’nun kuruluş yeri olduğu anlaşılacaktı. Bir başka hiyerogrifteyse o güne değil antik mısır alfabesinde hiç görülmemiş karakterler göze çarpıyordu. Bu hiyeroglifte RA’nın neden güneş tanrısı olduğu ve güneş sembolübnü kullandığı anlatılmaktaydı. Buna göre RA ile beraber dünyaya gelmiş kertenkeleye benzer varlıklar vardı. İlerleyen zamanlarda bu varlıklarla RA arasında bir savaş çıktı RA hepsini düşman ilan etti. Çünkü onlar kötüydü. Bu varlıklar aydınlıktan hoşlanmıyor yer altı tünelleri ve karanlık mağaralarda yaşıyordu İşte bu yüzden RA güneşi kendisine sembol olarak seçti ve Güneş tanrısı oldu. Ayrıca Antik Mısır’ın tüm zenginliği güneş enerjisinden elektrik üretmesine dayalıydı. Ra’nın Mısırlıların atalarına güneşten nasıl enerji elde edeceklerini öğrettiği yazıtlarda detaylı şekilde anlatılmaktadır. İlerleyen Yıllarda ikilinin yaptığı çalışmalardan yola çıkaran hazırlanan 4 Ciltlik RA bilgileri adlı kitabın birde özel serisi çıkartılacak ancak baskılar satışa sunulmayarak sadece özel olarak seçilen kişilere gönderilecektir. Bu kişilerden bir taneside Reptillian teorisinin savunucularından olan David ICKE’dir. Icke ye göre Ra alderbaranlı üstün bir varlıktır ve anunnakilerin müttefiki olarak Raptillianlar’a karşı savaşmıştır. Aldebaran, Boğa takım yıldızının en önemli yıldızıdır. Ortaçağ’da Kara Taş Tapınakçıları gizli örgütünün medyumsal ve/veya trans-iletişimi yoluyla elde ettiği bilgiler, 20. yüzyılda Vril örgütünün elindeki bilgilerle tam bir uyum içindeydi. Bu elde edilen bilgilere göre, Aldebaran bilinmeyen sayıda gezegene sahipti. Ama bu gezegenlerden ancak ikisinde yaşam vardı. Aldebaranlılar güneşlerine “SUMİ” ve üzerinde yaşam olan iki gezegene de “Sumi-Er” ve “Sumi-An” diyorlardı.

Aldebaran İmparatorluğu “SUMERAN’Lar ve “SUMMİ” olarak da bilinmekteydi. Daha evvel de belirttiğim gibi, Sümer kral tabletleri şu kelimelerle başlıyordu; “Kraliyet gücü göklerden geldiği zaman.” Yani göklerden tanrılar değil kraliyet gücü Sümeran Aldebaranlı insanlar gelmişti. Bunun en belirgin izini, eski Mezoptamya kültürlerindeki kanatlı boğa tasvirlerinde görmekteyiz. Bu sembole Sümerlilerde ve onların kültürel mirasçısı olan halklarda sıkça rastlanmaktayız. 13. yüzyıl Alman Isais açıklamalarında bu çok açık olarak belirtilmişti: “Yardım boğanın başından gelecektir.” Yani Boğa takım yıldızının ana yıldızı Aldebarandan. İncil’de ise Aldebaran Summi sembolü olan kanatlı boğa kötülüğün sembolü Moloch’a dönüştürülmüştü. Summi gezegenler sistemi, bizim güneş sistemimize benziyordu. Sumier ve Sumeran adlı gezegenler kendi güneşlerine 2, 5 milyar km ve takriben 80 dünya yılı uzaklıktaydı. Bir “Aldebaran Yılı” takriben “80 Dünya Yılı” ediyordu. Medyumsal bilgilere bakılırsa, Summi-Aldebaran kültürü kesiksiz bir evrim çizgisi takip ettiği için, birkaç milyon yıl yaşında ve bizim dünyamızdan daha eski, hem de çok daha ileri bir seviyede idi. Şayet dünyamızın teknolojik ilerlemesinin son 70 yıl içine sığdığını düşünürsek, Summi-Aldebaranın biz dünyalılardan milyonlarca yıl ilerde üstün bir medeniyet olduğunu anlarız. Summi Aldebaran sisteminde insanlar uzun süredir ayrı ırklar halinde yaşıyorlardı. “Işıklı tanrısal insanlar” Sumi-Er gezegeninde yaşıyorlardı ve bu “Alfa-Aldebaranlılar” İmparatorluğun tek egemen gücü idi. Diğer “Aşağı Irklar” Sumi-An gezegeninde yaşıyorlardı ve Sumi-Er’e girmeleri yasaklanmıştı. Gezegenler arası nükleer savaşların sonunda kolonilerde yaşayan bir kısım halk, yüksek radyasyona maruz kaldıkları için mutasyona uğrayarak, “Maymun Adamlar” haline gelmişlerdi. Dünyamızda da tarih öncesi çağlarda yaşadığı iddia edilen maymuna benzer insanlar, böyle bir mutasyon sonucu oluşmuş olabilirler. Bu inanca göre, büyük tufan, nükleer bir savaştan sonra hayatta kalan tanrısal insanlar tarafından hayvanlaşmış insanları yok etmek amacı için, bilinçli olarak yaratılmış bir felaketti. Gılgamış destanında da bir atom bombasının hatıraları korkunç sahnelerle anlatılmaktadır.) Aldebarandaki “aşağı” renkli ırk ile, kolonicilerin birbirileri ile karışmalarının sonucunda, kolonicilerin düşünsel ve manevi kabiliyetleri yok olmaya başlamıştı. Takriben 500 milyon dünya yılı sonra, Summi-Aldebaran’ın güneşi genişlemeye başladı. Summi-Aldebaran güneşi “kızıl bir dev” halini almaya başladığı zamanda, bu güneş sisteminin sadece 2 gezegeninde yaşam vardı. Yani Sumi-Er ve Sumi-An’da. Kurtulan kolonicilerin torunları, Sumi-An gezegenini Alfa ırkının acil bir göçü için, muhtemel rezerv bir gezegen olarak görüyorlardı.
Medyum Carla Rockert Psikopos Bappiste’nin yaptığı ayini defalarca kez tekrarlayarak RA ile iletişim kurmuştur. Ayin tapınakta bulunan sunak odasında gerçekleştirilmekteydi. Sunak odasında üzeri güneş tanrısı RA’nın sembolleriyle işli taştan iki halka bulunmaktadır. Bu halkaların yanlarındaki duvarlara üzerine ne yazdığı henüz çözümlenememiş iletken bakır levhalar vardır. Ayini gerçekleştirecek olan kişi kel başına iletken altın veya bakır başlık giyerek bu çemberlerden bir tanesinin ortasında durur. Antik Mısır da Rahiplerin saç uzatmasının yasak olmasının sebebi iletken başlıkları verimli şekilde kullanabilmeleri olduğu düşünülmektedir. Ritüel başlar iletişim kurmak isteyen kişi taş çemberlerden bir tanesinde dururken diğer taş çembere RA gelir. İşte bu ritüellerden birisinde RA ile yapılan görüşme medyum tarafından kayıt altına alınmıştır.
Ra medyumla yaptığı bu görüşmede Antik Mısır da bazı firavunlarının kendi soyundan olduğundan bahsetmektedir. Özellikle firavun Akineton’dan bahsetmekte ve hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Tarihi kayıtlara biraz göz attığımızdaysa Akineton hakkında çok çarpıcı bilgiler gün yüzüne çıkmaktadır. Nil’in doğu kıyısında Milattan 4000 yıl önce yapımına başlanmış Karnak tapınağının harabeleri yer alır. Eski mısır toplumunda firavunlar kusursuz insanlar olarak görülür, herkesten daha üstün yaşayan tanrılar olarak tapınılırlardı. Bu binlerce yıl süren hiyerarşi her şeyi değiştirecek olan bir firavunun tahta çıkışına kadar devam etti. Bu firavunun adı Akineton’du. Mısır kaynaklarında anlatıldığına göre Akineton dünyada doğmamış yıldızlardan inmişti. Tahta çıkar çıkmaz ilk işi antik Mısır’ın tüm kültürünü oluşturan çok tanrılı inanç sistemini yasaklayarak yeni bir tek tanrı getirdi. Getirdiği tanrı onu doğurmuş olan güneş tanrısı Athendi.

Akineton Mısır da çok kısa bir süre tahtta kalmasına rağmen standart davranışlardan radikal bir kopuşa yol açtı Mısırı baştan aşağıya Athen’den aldığı mesajlarla hızla değiştirdi. Akineton’un tipi çok gariptir. O dönemlerde yapılan tüm heykel ve tasvirlerde kafalar uzun ve gövdeler tuhaftır. Boyu ise çok kısadır aynı şekilde firavun için yıldızlardan getirildiği söylenen eşi Nefertiti ve çocuğunun başı da uzun ve gövdeleri son derece tuhaftır. Tüm firavunlar ve ailelerinin aksine Akineton ve ailesi sarayda herkesten izole yaşamaktadır. Çocukların veya kendilerinin banyoları, bakımları, veya giyinmeleri için hiçbir hizmetli bulunmamaktadır. Akineton saraydaki dairelerine onlar içerideyken hizmetlilerin girişini yasaklamış bu yasağı ihlal eden birkaç kişiyi ise idam ettirdiği Mısır kaynaklarında anlatılmaktadır. Athen’in Akineton vasıtası ile gönderdiği mesajlar Mısır toplumu üzerinde muazzam etkiler yaratmıştır. Öyle ki çok kısa bir sürede mısırın başkentini değiştirmiş kendisi için muhteşem bir şehir kurdurtmuştur. Ancak Akineton’un ölümünün ardından hiçbir firavuna yapılmadığı şekilde heykellerinin yüzü parçalanmış, betimleme ve tasvirlerden olabildiğince silinmiştir. Güneş tanrısı Athen ise kayıtlardan tamamen çıkartılmıştır. Antik uzay bilimcileri bunun uzaylı varlıklarla olan iletişimin hatta antik Mısır’ı yönettiklerinin üstünün örtüldüğü 1000 yıllık bir gizemin başlangıcı olduğunu söylüyor.

CEVAP VER

*