Piri Reis’in En Çok bilinen eseri sırları halen çözülemeyen gizemli haritasıdır.  Oysa Osmanlı donanmasına katılmadan evvel ki yıllarında korsanlık faaliyetleri yürütmek için dünyanın sırlarla dolu engin denizlerine yelken açmıştır… Bu yolculukları esnasında pek çok garip olayla karşılaşmış ve bir çok bilinmeyen bölge keşfetmiştir. Daha da önemlisiyse Piri Reis’in anlattığı bu yerler günümüz teknolojisiyle dahi halen keşfedilememektedir. Olayın üzücü kısmıysa Piri reise ait kayıtların İngilizler’in elinde oluşudur. Şimdi cennet mekan ünlü denizcimiz Piri Reisle birlikte keşfedilemeyen gizemli yerlere bir yolculuğa çıkıyoruz.

 

Piri Reis sadece Türk değil dünya denizcilik tarihine adeta damgasına vurmuş ender şahsiyetlerdendir. Karamanlı bir ailenin çocuğu olan Ahmet Muhyiddin Pîrî’nin ailesi II. Mehmed devrinde padişahın emri ile Karaman’dan İstanbul’a göç ettirilen ailelerdendir. Piri Reis babasının vefatıyla amca zadesi Kemal reyisin yanında yetişmiştir. Kemal Reis ve ailesi, önce İstanbul’a, daha sonra da, Gelibolu’ya giderek yerleşti. 1481’de Akdeniz’de korsanlık yapmaya başlayan Piri ve amcası Kemal Reis, 1491’den sonra Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve Güney Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldılar. 1486’da Granada’nın Osmanlı Devleti’nden yardım istemesi üzerine, 1487 – 1493 yılları arasında, gemilerle Granada’lı Müslümanlar’ı İspanya’dan Kuzey Afrika’ya taşımakla görevlendirildiler. 1499 – 1502 yıllarında Osmanlı Donanması’nın, Venedik Donanması’na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde, Osmanlı gemi komutanılığı görevini üstlenen Piri Reis, Akdeniz’de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve başından geçenleri, daha sonradan Kitab-ı Bahriye adıyla kaleme alacağı ve dünya denizciliğinin ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak yazdı. O dönemlerde pek çok kaptan seyir defterlerini kitap haline getiriyor ve yaşadıklarını iddia ettikleri fantastik hikayeleri uzun uzadıya anlatıyorlardı. Piri Reis ise eserlerin de abartılı anlatımlardan uzak kalması ile bilinir. Bu sebeple de de döneminin en sağlam kaynakları arasında gösterilmiştir. Pîrî Reis’in ünlü Haritası günümüze kalan, Avustralya kıtasını gösteren en eski haritalardan biridir. Karita ayrıca kutupların buzlarla kaplı olmadığı dönemlerde ki sahil kısımlarınıda detaylı şekilde göstermektedir. Fakat ünlü denizcinin bu ayrıntıları nasıl bildiği halen saygın üniversitelerce araştırılmaktaysada henüz bir sonuca ulaşılamamıştır.

Ünlü harita Avrupa ve Afrika’nın batı kıyılarını ve Güney Amerika’nın doğu kıyılarını gösterir. Ayrıca deccalin tutulduğu adayı da gösterdiği rivayet edilmektedir. İlginç şekilde boş olduğu açıklanan bu küçük toprak parçası tüm dünyadan izole şekilde Amerikan donanması tarafından sıkı sıkıya korunmaktadır. Aralarında Kristof Kolomb’a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırlanmış, 16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir. Harita’nın büyük kısmı ise kayıptır. Harita, 9 Kasım 1929’da Topkapı Sarayı’nda sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937); dönemin Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem’in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul’da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle’ye göstermişti. Eserin Pîrî Reis’in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden; Paul Kahle oldu. Prof. Kahle; harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi’nde sundu. Haritanın üzerindeki notları, Hasan Fehmi Bey; latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura; 1937 tarihli ‘Pîrî Reis Haritası’ adlı kitabında haritayı yayımladı. Cumhurbaşkanı Atatürk; haritayı Ankara’ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında çoğaltılmasını sağladı. Haritanın kayıp parçalarını arama çabaları sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, dünya haritası olduğu sanılan bir başka Pîrî Reis haritası bulunmuştur. Pîrî Reis 1528’de Amerika’yı gösteren ikinci bir harita yapmıştır. Piri Reis’in 1553 senesinde Kahire’de idam edilmesinin ardından tüm malları kanun gereği haziney-i Hümayun’a aktarılmıştır. Osmanlı medeniyeti arşivciliğe dünya üzerinde en çok önem gösteren toplumdu. Erken dönem Osmanlılardan Yakın döneme kadar herşey ince ince kayıt altına alınarak belgelenmiştir. 1900 lere ulaşıldığında bu arşiv o denli büyümüştü ki 20 nin üzerinde depo sadece bu belgeleri muhafaza için tahsis edilmişti. İşgal yıllarında İngilizler İstanbul’u yağmaladığında Piri Reis’in donanmaya katılmadan evvel gençlik yıllarında geçimini korsanlıktan sağladığı dönemlerde ki seyir defterlerini de yanlarında götürdüler. Kalan arşivlerse Adnan Menderes döneminde acı bir şekilde Roman ve Bulgarlara hurda kağıt olarak satılmıştır.

Bugün elimizde bulunan Osmanlı belgelerinin Arşivlerin sadece %15i olduğu düşünülmektedir. Konumuza dönecek olursak Piri Reis’in seyir defterleri İngiliz Kraliyet tasnif kurumunda uzun yıllar kaderine terk edildi 1960 lı yıllara gelindiğindeyse Kraliyet tarih topluluğu üyesi Lord Hanry William Walter’in girişimleri ile defterler Kraliyet tarih topluluğu arşivlerine devredilerek tercüme edilerek incelenmeye başlanmıştır. Bu seyir defterlerinden 1 tanesinde Piri Reis’in genç bir korsanken yaptığı çok ilginç bir seferin seyir notları vardır.  Ülkemizde Piri Reis hakkında yanlış bir kanı vardır. Onun Akdeniz’den dışarı pek çıkmadığı düşünülür. Oysa bu kanı son derece yanlıştır. 13 nisan 1490’da Amcası Kemal Reyis’in direktifiyle Piri Reis Akdeniz’de Hristiyan ticaret gemilerini yağmalamak üzere Şahi Derya isimli kadırga ile Gelibolu limanından denize açılır. Gemide 34 tane denizcisi vardır. 21 Nisanda mora açıklarında Ceneviz ticari gemisini takibe alırlar. Hücuma başladıkları esnada bunun ticari gemi süsü verilmiş askeri bir gemi olduğunu top kapaklarını açmasıyla anlarlar ve geri çekilirler. Bu başarısız girişimin ardından Piri Reis rotasını batı Akdeniz’e çevirir.  8 mayısta Fas açıklarında bir Hristiyan gemisini gözlerine kestirirler. Gemiye hücum edip kolayca teslim alırlar. Ancak gemide kayda değer bir mal yoktur. Çünkü gemi alttan su almakta ve tamir edilmek üzere farklı bir limana gitmek için karaya yakın bir rota izlemektedir. Bulunduğu 2 girişim dede başarısız olan Piri Reis Cebeli Tarık civarlarında 2 hafta kadar dolanmışsa da uygun bir av bulamamış bu durumda denizcilerin moralini bozmuştur. Reis farklı bir rota izlemeye karar verir. Öncelikle Fas’ta bugünkü Casablanca limanına girerek geminin su ve gıda stoklarını tazeler ardından cebeli tarığı geçerek güney Afrika’ya doğru yelken basar. Piri Reis usta bir coğrafyacıydı. Amacı bu fazla bilinmeyen sularda hem yeni ganimetler elde etmek hem de buraları kapsamlı şekilde haritalandırmaktı. 6 Haziranda Şahi derya MusaBay açıklarında demirler. MusaBay’ın bugünkü Afrika’nın liman kasabası olan MosselBay olduğu düşünülmektedir. Tayfasıyla karaya çıkan Piri reis Burada ki insanların sazlar ve çamurdan yapılma evlerde yaşadığını pek çoğunun çıplak gezdiğini Ormandaysa değişik cihette hiç görülmemiş hayvan türlerinin bulunduğunu uzun uzadıya anlatır defterde. Ormanda bir süre avlanmak isterler ancak tayfa arasında hangi hayvanların dinen caiz olup olmadığına dair hararetli bir tartışma yaşanır. Bulunan bir Pınardan gemide ki su fıçıları tazelenir.

10 Haziranda bugünkü Madagasgar’ı soluna alarak açık denize tekrar yelken basılır. 26 Haziranda gece yarısı gemi gözcüsünün çaldığı zille tayfa güverteye çıkar. Yarım saat boyunca geminin altından hızla geçen ışık saçan cisimler görülür. Sabah olduğundaysa okyanusun ortasında rüzgar tamamen kesilmiş seyir hızları iyice düşmüştür. 2 gün boyunca Piri Reis seyir defterine doğru düzgün yol alamadıklarını yazmıştır. 29 hazirandaysa Ani bir akıntıya girerek rotadan kaymışlar birkaç gün boyunca okyanusta şuursuzca sürüklenmişlerdir.  Öğleye doğru kuzey batı istikametine uçan büyük bir kuş sürüsü görürler ki bu yakınlarda kara olduğuna delalettir. İkindi vaktindeyse geminin etrafında sürü halinde iki adam boyunda aşağısı balığa yukarısıysa insana benzeyen elleri kolları başı olsa da tam bir insanı andırmayan varlıklar belirir. Bir süre geminin etrafında çığlık benzeri garip sesler çıkartarak dönerler tayfaların ok atışları neticesinde de ürkerek gemiden uzaklaşırlar. Reis’in tasvir ettiği bu canlılar hemen her denizcinin bahsettiği deniz kızlarını andırmaktadır. 5 Temmuz da sabaha karşı havada fırtına bulutları belirir yelkenler toplanır gün boyu fırtına tarafından bilmedikleri sulardan sürüklenirler. Gece yarısına doğru hava sakinler etraflarında ki sular derin olmasına rağmen yer yer su üzerine çıkmış sivri kayalar göze çarpar. Oldukça ağır bir hızla gemi ucunda çift fener yaktırılarak kayalık bölge hasarsız atlatılır. Sabaha karşı 2.5 fersah ileride etrafı kayalıklarla çevrili çehresi ormanlık dağları çorak bir ada görülür. Su ve yemek bulma umuduyla adaya çıkmaya karar verilir. Bir kısım tayfa gemide bırakılarak 6 sandalla suya inilir. Hava son derece açık ve güneşlidir. Ada’nın önünde ki kayalık bölgeye giriş yapılmak üzereyken etrafı bir sis bulutu kaplar adeta göz gözü görmez olur. Adaya varınca dek kat edilen mesafe Piri Reis’in hesapladığının kat kat üzerindedir. Tayfalar aralarında adanın yaklaşmaya çalıştıkça uzaklaştığına dair latifeler yaparlar. Nihayet adaya varılır. Ada sahili kumsal değil düzeysel ve çıkıntılı kayalardan oluşmaktadır. Nihayet kayıklar uygun kayalara bağlanır ve karaya ayak basılır. Yemek ve su bulma konusunda uzmanlaşmış bir kısım tayfa öncü olarak grubu yönlendirmektedir. Ormanlık alana girildiğinde toprağın kıp kırımızı olduğu görülür. Daha sonra üzerlerinde ciyaklayarak sivri gagalı üçgen kanatlı kelerler uçmaya başlar. Burası önemlidir çünkü Literatürde kertenkele benzeri 3 gen kanatlı sivri uzun gagalı bir kuş bulunmamaktadır.

Bu tarz kuşlar tarih öncesi çağlarda dinozorlar döneminde yaşamışlardır. Grup ilerledikçe ormanın derinliklerinde taşlardan yapılmış simetrik şekiller görürler. Az ilerisinde de harabe haline gelmiş bazı yapılar göze çarpar. Ancak bu yapılar bir insan için son derece büyüktür. Yapıların arka kısmından akan pınardan fıçılar doldurulur. Pınarın suyuysa şerbet gibi tatlıdır. Seyir defterinde adada yaşayan ve günümüz tanımlarına uymayan başka pek çok hayvan ve bitkiden bahsedilmektedir. Piri Reis birkaç gün sürüklenerek tesadüfen adaya çıktığı için bölgenin tam konumunu da belirleyememiştir.

CEVAP VER

*