Padişahların Tılsımlı Gömlekleri

3755

Dünya tarih sahnesinde boy göstermiş bir çok kültür sihirli eşyalardan medet ummuştur. Örneğin tarih öncesi Çin’de kralların pelerinlerine sihirli olduğuna inanılan bazı kelimeler yazılırken, Dünyanın bir başka ucu İngiltere de ise Paganist krallar taçlarının içerisine tapındıkları tanrıların figürlerini çizdirir, özel güçleri olduğuna inandıkları bazı taşları binbir güçlükle ele geçirir hatta uğruna savaşlar yaparak taçlarına ve kılıçlarına monte ettirirlerdi.

Kral Artur’un masallara ve efsanelere konu olan büyülü yazmalarla bezeli kılıcı Ekskalibur bunlara güzel bir örnektir. Orta doğu coğrafyasına göz attığımızda ise özellikle Hz Süleyman’nın güçlerinin etkisinde kalan Yahudi kralları Asa, kılıç, zırh ve kalkanlarına mistik kabala ve talmud şifrelerini nakşettirerek kullanmışlardır. Bu nesneleri hazırlamak için saray büyücüleri adeta seferber olmuş ve krallar bu uğurda servet harcamışlardır. Saymakla bitiremeyeceğimiz bir çok medeniyette değişik form ve maksatlarla binlerce sihirli giysi üretilmiştir. Günümüze çok azı ulaşabilen bu giysilerin ise en çarpıcı olanları şüphesiz ki Osmanlıların ürettiği tılsımlı gömleklerdir. Osmanlı padişahlarının ayet, hadis. ebced ve sembollerle bezeli her biri üç-dört yılda tamamlanabilen ‘tılsımlı gömlekler’inin sırrı hâlâ çözülemiyor. Uzmanlar, gömleklere işlenen şifrelerin Osmanlı tarihine ışık tutacağına inanıyor.

Osmanlı sultanlarının savaş kazanmak, nazardan korunmak, şifa bulmak gibi pek çok sebeple giyindikleri tılsımlı gömleklerin üzerindeki motiflerin anlatmak istedikleri şu ana kadar tam olarak çözümlenebilmiş değil. Üstelik çözülemeyen yalnızca şifreler değil, kumaşların nasıl olup da 8 bin çözgü ipiyle dokunduğu da ayrı bir muamma olarak duruyor. Günümüzde en gelişmiş tekstil makinaları dahi bir gömleklik kumaşta en fazla 1500 çözgü ipi işleyebilirken dönemin teknolojisi ile bu işlemin yapılmış olması dahi başlı başına bir gizem. Gömleklerin şifresini ve dokuma tekniğinde kullanılan formülü bulmak ise merak tatmininden daha öte bir anlam taşıyor. Amaç, ‘altın oran’ı Türk tekstilinin hizmetinde kullanmak.

Tılsımlı Padişah gömlekleri, ayet, dua, sembol ve şifreleri tespit eden bir alim, işe başlamak için ‘eşref saati’ni hesaplayan müneccim, usta saray terzileri ve sonunda gömleği bezeyen nakkaşların yıllarca çalışarak ortaya çıkarttığı bir ürün. Kumaşlar çoğunlukla o zamanki adıyla Tonguzlu olan Denizli’den getiriliyor saraya. Denizli’nin kaliteli pamuğundan dokunan bezler, iç giyimi olarak tasarlanan tılsımlı gömlekler için bire bir. Hattatların kağıdı terbiye etmek için kullandığı aharlama yöntemiyle işlenmeye uygun şekle getirilen kumaşlar nakkaşlar atölyesinde şekillenmiş.

Bir gömlek üzerinde 3-4 yıl uğraşan hattatlar için meçhul kahramanlar yakıştırması yerinde olur; çünkü gömleklerin pek azında kimin tarafından yapıldığı yazılı. 1978 yılından bu yana Topkapı Sarayı Müzesi’nde Osmanlı tekstili ve sultan giysileri üzerine çalışan Doç. Dr. Hülya Tezcan, tılsımlı gömlekleri grafik sanatının zirvesi olarak tanımlıyor. Gömleklerin üzerine celi, sülüs, kufi yazıyla işlenen ayetler ve dualar kare, yıldız gibi geometrik şekillerin ya da Kadem-i Saadet, Süleyman Mührü, Zülfikâr, lale gibi anlamlı motiflerin içine yazılmış. İşlevsellik ve kalite bir yana estetik olarakta görenleri kendisinden alıyor.

15-20. yüzyıl arasında kayıtlara göre 16 gömlek varsada, sultan giysilerini içeren saray koleksiyonunda Peygamber Efendimizin nübüvvet mührü, Hilye-i Şerif ve O’nun için yazılan Kaside-i Bürde’yle bezenmiş dört gömlek mevcut. Ancak diğer gömlekler üzerinde de yine Peygamberimize ait Kadem-i Saadet ve Nalın-ı Saadet motifleri kullanılmış. Tılsımlı gömlekler üzerinde sıkça yer alan iki motif ise Hz. Ali’nin ucu çatallı kılıcı ‘Zülfikâr’ ve çoğunlukla Musevi inancıyla bağdaştırılan Hz Süleyman’nın Mührü olan 6 köşeli yıldız. Hülya Tezcan, gömleklerde Süleyman Mührü’nün saltanatın ebediyetini temsilen kullanıldığını ve Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali isimlerinin çoğunlukla bir arada anıldığını tespit etmiş.

Koleksiyonun en eski tarihli gömleği Şehzade Cem’e aitsede kayıtlara göre yapılan ilk tılsımlı gömlek bu değildir. Üzerinde 1477-1480 yılları arasında yapıldığına dair bir etiket olan gömlek ihtimal ki, 18 Temmuz 1482’de Anamur açıklarında şövalyelerin gemisi ile Rodos’a kaçan Cem Sultan’ın üzerindeydi. Talihsiz şehzade, saltanat yarışından muzaffer çıkması için giydiği tılsımlı gömleğe rağmen Rodos’ta esir düştü. Cem’in gömleği şimdi Topkapı Sarayı koleksiyonunda. Ancak Viyana kuşatmasında yenilgiye uğrayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gömleğinin hâlâ Viyana’da bir manastırda olduğu düşünülüyor.

Hülya Tezcan, Osmanlı tarihinin tılsımlı gömlekler üzerinden okunabileceğini söylüyor. Nitekim 2. Selim’e Hürrem Sultan tarafından yaptırılan gömlek; yalnızca Selim ve Bayezıd arasındaki taht mücadelesini değil, boğdurulan Şehzade Mustafa’nın hazin sonunu da anlatır. Sultan 3. Murat’a ait olan gömlekte ise Konya Mevlevihanesi’ni kuran Şeyh Sinaneddin Dede’nin padişahlarla olan diyaloğunu görmek mümkün. Sinaneddin Dede sadece gömleği diken kişi değil, doğu seferine çıkarken elini öpüp hatırını soran Yavuz Sultan Selim’e; “Seferden zaferle döneceksin; benim senden tek isteğim dergâha yardım etmendir.” diyen, keşfi açık ve son derece ilginç bir kişilik.


Yavuz hakikaten savaştan muzaffer dönüyor ve Konya Mevlevihanesi’ni yapmaya başlıyor. Yavuz’dan sonra Kanuni ve 2. Selim dönemlerini de gören Şeyh Sınaneddin Dede’nin ömrünün son demlerinde 3. Murat’a hediye ettiği tılsımlı gömlek saraya bir teşekkür babında. Yine aynı sultana ait gömleklerden biri ‘Oğlum, aslanım.’ diye başlayan kitabesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Oğluna pek düşkün olan Nur Banu Sultan’ın yaptırdığı gömleğin amacı gözü Safiye Sultan’dan başkasını görmeyen 3. Murat’ın başka evlilikler yapması.

Nur Banu Sultan tahtı vârissiz bırakmamak için girdiği bu gömlekli mücadeleyi kazanıyor ve 3. Murat ardında 19 erkek 20 küsur kız çocuğu bırakarak bu dünyadan ayrılıyor. Ancak erkek çocukların sonraki taht kavgalarında öldürülmesi Nur Banu Sultan’ın çalışmalarının boşa gittiği şeklinde yorumlanabilir. Tılsımlı gömlekler sadece padişahlar ve şehzadeler için dikilmemiştir. Saray çevresine yakın paşalardan özellikle makam hırsı olanlar da kendileri için gömlek diktirmişlerdir. Onlardan birisi de Moralı Hasan Paşa, gömleğinin üzerine şöyle yazdırmış: “Allahım senden sevgimi, muhabbetimi kulun Mustafa’nın gönlüne vermeni dilerim. Nasıl vahyini sevgilin Muhammed’in kalbine ilham etmişsen ruhumla Sultan Mustafa’nın ruhunu uzlaştır.” Gömleğin yakasındaki küçük karelerde ise “Ey herşeyi kolaylaştıran Allahım, Hasan Paşa’nın muradını da kolaylaştır.” yazıyor. Hasan Paşa’nın muradı ise, sadrazam olmaktır.


Hülya Tezcan bu gömlekten hareketle yaptığı araştırmada, paşanın çok hırslı bir kişi olduğu ve sadrazam olabilmek için sultanları canından bezdirdiği bilgisine ulaşmış. Moralı Hasan Paşa sonunda muradına ulaşıp sadrazam olabilmiş. Saltanat kavgalarının uzağındaki halk da tılsımlı gömleklerden payına düşeni almış. Dönemin tarikat dergahlarında, sarılıktan, akrep sokmasından korunmaya yönelik hazırlanan gömlekler arasında kadınları eşlerine güzel gösteren gömlekler dahi mevcut. İç gömleklerden günümüze ulaşanlar, üzerlerindeki leke hatta yaka kirleriyle duruyor; çünkü bu gömleklerin yıkanması imkansız.

Bir de hiç kullanılmadan kaldırılan gömlekler var koleksiyonda. Tezcan, “Sarayda her şeyin bol bol yedeği vardır. Elimizde yüzlerce giyilmemiş bebek elbisesi var.” diyor. İpeğin nadir kullanıldığı bu alanda tılsımlı takke ve takma yakalar da var. Şu ana kadar takma yakalarla ilgili bir açıklamaya rastlamayan Hülya Tezcan, kendince bir çıkarımda bulunuyor: “Yaka, sultanların törenlerde giydiği kaftanın yaka kesimine benziyor. Üzerindeki iplik izlerine bakılırsa kötülüklerden korunma niyetiyle kaftanın içine monte edildiği söylenebilir.” demektedir.


Gömlekler şimdi koruma altında; sergilenmek için özel izinle saraydan çıkarılabiliyorlar; ancak kimi zaman hiç hesapta olmayan çok daha özel istekler olabiliyor. Tezcan, Osmanlı Hanedanı’ndan ismini açıklamadığı bir kadının şifa bulmak için tılsımlı gömleklerden birini giyerek bir müddet beklediğini ve sonra teşekkür ederek gittiğini anlatıyor. Hülya Tezcan yaklaşık 30 yıldır gömlekler arasında yaşasa da tılsımlarını çözmeye hiç çalışmamış. “Bir şifre var, bu açık; ama o rakamları ve harfleri çözmek uzmanlık gerektirir. Kaldı ki, giysilerin üzerindeki gubarî hatla yazılan Arapça metinler bile daha okunamadı. Gömleklerin hem dokuması hem de deseni itibariyle gerçek bir sanat eseri olduğu aşikar. Dokuma üzerine çalışanlar da 8 bin çözgü teliyle dokunan Gülistanî Kemha tekniğini henüz çözemediler.” Hülya Tezcan bu sırlarla dolu gömlekler hakkında “Padişah Giysileri” isimli kitabında daha bir çok sırrıda açıklamıştır.

Türkiye’de tılsımlı gömlekler üzerindeki şifreyi çözmeye çalışan tek isim Mehlika Orakçıoğlu. Bilinen tek isim demek daha doğru; çünkü gömleklere ulaşmak için Hülya Tezcan’la bağlantıya geçmiş başka biri yok. 1998’den bu yana “Türk Tekstilindeki Kültürel Etkiler” başlıklı doktora tezi üzerinde çalışan Orakçıoğlu, şu günlerde 2. Selim’in gömleğini inceliyor. Şimdilik gömleğin ön yüzündeki küçük karelere yerleştirilen rakamlarla Fetih Sûresi’nin kodlandığını keşfetmiş. Tezini Londra’daki bir üniversite’de hazırlayan Mehlika Hanım, İngiliz danışmanlarının kendisini bu alana yönlendirdiğini ve asıl niyetlerinin gömlekler üzerindeki kodlama sistemini çözerek günümüz tekstiline yeni bir açılım kazandırmak olduğunu söylüyor: “Bu konu, dışarıda daha çok ilgi topluyor. Harvard Üniversitesi bütün imkanlarını ücretsiz olarak seferber etti mesela. Sonunda neye ulaşacağımı bilmiyorum. Kodlama sistemini günümüze uyarlamayı başaramasam bile bu tez bitirilmeyi hak ediyor. Fakat çözebilirsem yeni tekstil tasarımları oluşturmak zor olmayacaktır.”

Osmanlı tekstilini incelerken siyaset, ekonomi ve tarihten yararlanmak gerektiğini anlatan Orakçıoğlu, tılsımlı gömlekler üzerinde dörde yakın formül kullanıldığını tespit etmiş. Uzun yazılar yerine rakamlar ve harfler tercih etmek sınırlı zeminin verimli kullanılmasına olanak sağlıyor. İşin özünde, gündelik hayatta pratik olma felsefesi yatıyor. Nitekim Osmanlı döneminde tüccarların uzun cümleler yerine kelimelerin sayısal değerleriyle anlaştığı bilinmekte. Gömlekler üzerindeki geometrik desenler ve kodlanan rakamlar bir matematik dehasına da işaret ediyor. Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın Türk İslam Kültürü’nde Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme adlı kitabından faydalanan Orakçıoğlu, Mimar Sinan’ın da eserlerinde ebced hesabı kullandığını hatırlatıyor.

Mehlika Orakçıoğlu sadece bir gömlek üzerinde çalışıyor. İncelenmeyi bekleyen onlarca tılsımlı gömlek olduğu hesaba katılırsa gömleklerin dilinin çözülmesinin hayli vakit alacağı söylenebilir. Yine de onun halihazırda çözdüğü bir figür var. Yavuz Sultan Selim’in kaftanı üzerindeki desenleri inceleyerek ‘ellerini gökyüzüne açmış yakaran insan figürü’ne ulaşan Orakçıoğlu, yurtdışında bu kaftan üzerine üç konferans vermiş. Sanatkârın desenler arasına ustaca gizlediği figür, kutsal hazineleri İstanbul’a taşıyan ve ilk Osmanlı Halifesi unvanını alan Yavuz’un İslamî esasların koruyucusu olduğunu simgeliyor. Mehlika Hanım’a göre, görsel bir illüzyon halinde kimi zaman açıkça görünüp kimi zaman da desenler arasında yiten figürü doğrudan Yavuz Selim’e atfetmek de mümkün. Çünkü taç kullanan tek Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selimdir.

CEVAP VER

*