Aynoroz Adası Güneydoğu Avrupa’da Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasından Ege’ye doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olan bir yerleşim yeridir.

Resmi adı Aynoroz Özerk Keşişsel Devleti, olan bu yerin Yunanistan toprakları içinde 390 km² alanda özerk bir devlet yönetimi vardır. 10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Aynoroz; Bizans, Osmanlı ve Yunan, egemenlikleri boyunca bağımsızlığını korumayı başarmıştır. En önemli yeri Athos Dağlarıdır. Bu dağın diğer bir adı Yunanistan resmi bölgeler sisteminde Kutsal Dağ Rahipleri Özerk Bölgesi olarak geçer. Birbirinden kale surlarıyla ayrılmış geniş avlulu 20 ortodoks manastırdan oluşur. Aynoroz, 20 manastırı temsil eden 20 kişilik bir meclisle yönetilir. 20 manastırın da mimari yapısı aynıdır. Yüksek surlarla ve bir kuleyle etrafı çevrilmiştir. Aynoroz’da yaşayan yaklaşık 2000 kişinin hepsi erkektir. Bunlar manastırda çalışanlar ve din adamlarındır. Komünal bir yaşam tarzları vardır. Çünkü 1000 yıldır bu topraklara bir tane bile kadın ayak basmamıştır. Tek ulaşım denizyoluyla yapılır ve isteyen her erkek bile yarımadaya giremez. Bölgenin tarihine bakacak olursak Athos dağı ve yarımada adını Trakyalı bir devden alıyor. Poseidon’a dev kayalar fırlatmayı hobi edinmiş olan bu dev, kayayı denize düşürünce Athos dağının oluştuğu söyleniyor.

Athos, Poseidon’un gazabına uğrayanlardan biridir. Diğer bir söylenceye göre, tam tersi olarak Poseidon Athos’a dev bir kaya fırlatıyor ve Athos’un altında kaldığı bu dev kaya Athos dağı oluyor. Yarımadanın kutsal olmasına Meryem Ana vesile olmuştur. Adanın kutsal olmasının sebebi ise, söylencelerde Meryem Ana’nın kötü bir deniz yolculuğundan sonra bu güzel bölgede karaya çıkması ve bölgeyi çok beğendiği için tanrının burayı ona hediye etmesiyle yarımadanın “Bakire Meryem’in Bahçesi” olarak anılmayı başlamasıdır. Aynoroz’da dünyevi zevklere yer yoktur. 10. Yüzyıldan sonra manastırlar yapılmaya başlanıyor. İlk dönemlerden beri keşişleri huzuru ve adanmışlığı sağlamak için kadınların girmesini yasaklıyor. Bölgenin kutsal durumu ve savaşlardan göreceli olarak hasar almaması, tarihi, muhteşem sanat eserlerinin, metinlerin ve ikonların çokça bulunmasını sağlamıştır. Efsaneye göre Hz. İsa bu bölgeden geçerken Tanrı dan burayı koruması altına almasını istemiştir.
Birkaç sene önce bu bölgeden kaydedildiği söylenen bir ses kaydı hızla Tüm Dünyaya yayıldı. 2010 yılında Yunanistan’daki kutsal Athos Dağları’nda bir turist tarafından kaydedilen ve kaynağı bilinmeyen bu seslerin meleklere ait olduğu iddia ediliyor. Kimi çevrelerde ciddi kuşkular uyandırmakla beraber. Bilim ve din Dünyasında tartışmalara neden oldu. Sesler bütün manastırların kapalı olduğu sessiz gece saatlerinde kaydedilmişti.

Kutsal Litürji komisyonu sırasında Kilise’nin büyük aziz Rab ibadeti olduğu vakit, bir ziyaretçi ilahi şarkılar söyleyen kutsal melekleri gördüğünü söyler. Kutsal Athos Dağında hac esnasında manastırlarından birine yakın otelde konaklayan genç bir adam, gece yarısında kiliseden gelen ilahi sesleri duydu. Aynı zamanda kiliseye baktığında penceresinin olduğu yerde çok tuhaf ve aydınlık bir kütle gördü ve daha yakından bakıp duymak için aşağıya kiliseye gitti ama kapılar kilitlenmişti ve ses içeriden kapılı kapılar ardından geliyordu. Bu sırada pencerenin olduğu yerdeki aydınlık kütleye dikkatle baktı ve onun Melek silüetinde olduğunu gördü. Onu gören Silüet bir süre daha orada kaldı ve sonra hızla yok oldu. Bu sırada genç adam sesleri teybe almayı başardı ve sesler kaydedildi. Meleklerin ilahisi adı verilen sesler incelendiğinde inanılmaz tiz bir tonda ve yüksek oktavda olduğu anlaşıldı. İlahi olduğu söylenen sesler içinde özellikle “hayat veren, Trinity ve üçlü-kutsal sözcükleri saptandı. Ayrıca Yaşlı Paisus ‘un “Manevi Mücadele” isimli kitabında bu olayın benzerinin olduğu söylendi.

Kimilerine göre bu dağlarda rüzgarların oluşturduğu ses titreşimleriydi. Kimilerine göre cinlerin insanlara oynadığı bir oyun Kimilerine göreyse bu yüce yaratıcıyı haykıran meleklerin ilahisiydi. Ses dikkatli dinlendiğinde ezanı andırmaktadır. Uzmanlara göre Garip şekilde verilen kısa esler ilahiyi söyleyen varlığın neredeyse hiç nefes almadığını göstermekte. İnsanın tüylerini ürperten ahenkli ilahi, kutsal bir çağrı yapıldığı inancını doğuruyor.

CEVAP VER

*