Kutsal kase’nin varlığının Hz İsa ila ortaya çıktığı düşünülse de bu görüş yanlıştır. Yüz yıllardır dünyanın en büyük gizemlerinden bir tanesi olan bu nesne Kelt mitolojisinden, Yahudi hahamlarına, Düşünürlerden Fatih Sultan Mehmed’e kadar pek çok kişi tarafından aranmış ve günümüzde’de aranmaya devam etmektedir.

Bu amansız arayış günümüz teknolojisi ile sonuca çok yaklaşmış, Kanada’da ele geçen bazı eserlerde ise kasenin Türkiye’de olabileceği işaret edilmiştir. Kült TV’ye abone olarak araştıran insanlar topluluğunda ki yerinizi aldıysanız, Kutsal kase hakkında daha evvel hiç duymadığınız yeni gelişmeleri sizlerle paylaşacağım.

Kutsal Kâse ya da Mukaddes Kâse, Hz İsa’nın Son Akşam Yemeği’nde kullandığı iddia edilen, mucizevi güçleri olduğuna inanılan kap. Aramatyalı Yusuf’un, çarmıha gerilen Hz İsa’nın damlayan kanını Kutsal Kâseye koyduğuna inanılır. Kutsal kase anlatımları ilk kez Sümer tabletlerinde karşımıza çıkıyor. Sonrasında ise kase hakkında büyük bir tarihi boşluk vardır. Yüz yıllar boyunca kaseye dair yazılı bir eser veya bir anlatımla karşılaşılmaz. Araştırmacıları göre bunun sebebi kaseye dair çoğu kaynağın İskenderiye Kütüphanesinde toplanmış olup yangınla beraber yok olmasıdır. İngiliz Mitlerin de Kutsal Kâse’den ilk kez, 12.-13. yüzyıllarda yazılmaya başlanmış olan Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri efsanelerinde bahsedilir. Graal efsanelerinin ilham kaynağı, muhtemelen Kelt mitolojisidir. Kelt Mitolojisinde bolluk kaynağı boynuzlara, hastaları iyileştiren ve ölüleri dirilten kazanlara sıkça rastlanır. En yaygın örneklerinden bazıları Dagda’nın sonsuz gençlik ve Bran’ın ölümsüzlük kazanlarıdır.

KUTSAL KASENİN KRONOLOJİSİ

Kutsal kaseye dair ilk yazılı anlatımlar Sümerler’ dayanır. Sümerler kasenin dünya dışı olup tanrılarca kullanıldığına ve bir yaşam kaynağı olduğuna inanıyorlardı. Kase onlara göre sadece tanrıların kullanabileceği çok güçlü, kutsal ve özel bir nesne idi. Bir anlatımda Tanrı Enki en iyi savaşçılardan bir ekip kurar ve onları çok özel bir taş bulmaları için uzak diyarlara yollar. Bu görev çok zorludur. Bu sebeple onlara Kutsal Kaseden kırmızı bir sıvı içirir. Bu sıvı savaşçıları çok güçlü bir hale dönüştürür. Bu anlatımın ardından yüzyıllarca kaseye dair yazılı bir kaynağa rastlanmaz. Roma imparatorluğu döneminde Yahudi azınlık arasında kase anlatımları yeniden popülerlik kazanır. Hahamların kabala kökenli bir takım mistik öğretilerinde Hz Musa’nın kaseyi bulup Ahit sandığına koymak istediğinden bahsedilir. Hz Musa’nin ölümünden 30 sene kadar sonra Bir hahamın kaseyi günümüz Irak sınırlarında kalan bir takım antik harabelerin arasında bulduğunu ve Kudüs’e getirdiği anlatılır. Bu anlatım bazı kuvvetli Hristiyanlık anlatımlarına da uygun düşmektedir.

Kutsal kase Hristiyanlık mistisizminde olduğu kadar Yahudi mistisizmin de’de önemli bir yer teşkil eder. Kimi Hristiyan anlatımlarına göre kase Hz İsa tarafından tahtadan yapılmış bir kadehti. Hz İsa marangozdu. Ancak Tasavvufi Hristiyanlıkta bu kabul edilmez. Bunun Hz İsa’yı daha fazla kutsamak adına dine karıştırılmış bir safsata olduğunu söylerler. Onların inancına göre ise Hz İsa kendisine gelen vahiy ile Kutsal kadehi eski mabedin yıkıntıları arasında yahut Kudüs de bir mağarada bulmuş ve öldüğü güne kadar kullanmıştır. Bu noktadan sonra Kase anlatımları doğru roma imparatorluğuyla devam etmektedir. Hz. İsa, Tanrı’nın oğlu değil bir peygamberdi. İmparator Konstantin, Roma iktidarının gücünü pekiştirmek için Hz. İsa’yı Tanrı’nın oğlu konumuna yükseltti ve Yeni Ahit’i bu tanrılaştırma tezini destekleyecek bir şekilde hazırlattı. İstanbul’un kurulmasının ardından Kutsal Kase’yi Kudüs de buldurarak Konstantinapolis’e getirdiği anlatılır.  1096 senesinde Kudüs’ü zapt eden Müslümanları def etmek üzere başlatılan 1. Haçlı seferinde Haçlı ordusu İstanbul’u yağmalar ve batılı kaynaklara göre Kutsal Kase Fransa’ya götürülür. Yine batılı kase avcılarınca bir süre sonra da Kase bir şekilde ingiltere’nin yolunu tutar. İngiliz mitlerinde özellikle Kral Arthur anlatımlarında 12 ve 13. Yüz yıllarda kasenin İngiltere’de olduğu sık sık vurgulanır. 18. Yüzyılın son çeyreğin de İngiliz Kraliyet Coğrafya Topluluğu Kaseyi araştırmaya başlar. Bu dönemde Osmanlı tahtında bulunan ve İngilizlerle güçlü bir diplomasi yürüten Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamid bu durumu haber alır. Sultan Abdülhamid gizemli olaylara oldukça meraklıdır. Homeros’un ilyada ve odeysiya destanlarını Türkçeye çevirtip okumuş ve medusayı yerebatanda araştırtmıştır. Yapılan arşiv araştırmaları neticesin de Fatih Sultan Mehmed Döneminde sonradan Müslüman olan eski bir papazın padişaha 1. Haçlı seferinde İstanbul yağmalanırken imparator konstantinin sarayında bulunan bazı hazinelerin ve kasenin Ayasofya’nın altında ki tünellere saklandığını bu sırrın sonra gelen imparatorlardan dahi saklanarak çok az sayıda papaz tarafından bilindiğini ve yüzyıllar boyunca Ayasofya da sırrı bilen papazların kasenin etrafında ayinler yaptığını anlatmıştır. Bunun üzerinde Fatih Sultan Mehmed Ayasofya da kapsamlı şekilde kaseyi aratmış fakat bir sonuca ulaşamamıştır. Yahut ulaştıysa da arşivlerde bu konuda başkaca bir bilgiye rastlanmamıştır. Kase araştırmacılarına göre 15. Yüzyılda Kutsal kasenin o dönemde yer altına çekilmiş olan tapınak şövalyelerinin elinde olduğu kesindir. Bazı anlatımlara göre Tapınakçılar kaseyi İstanbul’da bulmuş ancak genel kanı itibari ile Fransa’da ele geçirdikleri kabul görmektedir. Tapınakçılar üzerine uzmanlaşmış bazı araştırmacılarsa Kutsal kasenin son bin yıldır Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanıyor. Tapınak Şövalyeleri’nin sahip olduğu kudretin kaynağı olarak Kutsal Kase’yi işaret ediyorlar. 15. Yüzyıldan sonra ki dönemdeyse Avrupa’da faaliyet gösteren ordo templi orienti cemiyeti tarafından kase 200 yıl boyunca aranmıştır. Az evvelde bahsettiğim gibi 18. Yüzyılın son çeyreğinde İngiliz Kraliyet Coğrafya topluluğu Kral Arthur ve Yuvarlak Masa şövalyeleri anlatımlarından etkilenerek Kaseyi araştırmaya koyulur. Yaptıkları kapsamlı çalışmalar neticesinde Fransızlar tarafından 17. Yüzyılda kolonileştirilen Kanada’ya kadar kasenin izini sürürler. Zayıf bir varsayım olarak Avrupa’yı yağmalayan kimi Fransız soylularının kaseyi diğer pek çok önemli eserle beraber Kanada’ya götürmüş olabileceğini düşünürler. 1930’ların sonlarına gelindiğindeyse Kutsal kase arayışlarına Naziler’de dahil olur. Almanlar o dönemlerde Kutsal Ahit sandığı, kaderin mızrağı ve kutsal kase gibi pek çok efsanevi nesneyi tüm dünyada aramışlardır. 1937  ile 1939 yılları arasında yapılan kutsal kase araştırmaları Türkiye’nin Antakya bölgesinde yoğunlaştırılmıştır. Hatta araştırmaları gizlemek adına Almanlar tarafından Hatay’da bir hayır kurumu kurma düşüncesi dahi geliştirilmiş ancak savaş şartları dolayısıyla bu düşünce hayata geçirilmemiştir.

KUTSAL KASEYE FARKLI BİR BAKIŞ

Dan Brown ”DA Vinci Şifresi” adlı romanında HZ İsa’nın Kutsal Kasesi hakkında iddialarda bulunduğu aslında böyle bir kase olmadığını, kasenin sadece nesnesel bir kavram olduğundan bahseder. Kitapta Hz İsa ile ilgili tarihi sırlar ve Da Vinci’nin eserlerinde bu sırlarla ilgili ipuçları bıraktığına değinilir. Ayrıca Da Vinci’nin gizli bir tarikata üye olduğundan bahsetmektedir. Tüm bunlar kitapta bulmacalar ve kovalamacalarla ele alınmıştır. Dan Brown’un, sinemalarda da ilgi gören Da Vinci Şifresi bir cinayetle başlar. Cinayetin çözüm sürecinde ise İsa’nın evlenmiş ve soyunun yürümüş olduğu düşüncesi savunularak Hristiyan dünyasını karıştıran tez ortaya atılır. Kitabın sürprizlerinden biri de, Leonardo da Vinci’nin, S. Maria delle Grazie Manastırı için yaptığı Son Akşam Yemeği adlı freskte, Hz İsa’nın yanında oturan kişinin Havari Yuhanna değil; Magdalalı Meryem (Maria Magdalena) olabileceği ve Mecdeli Meryem’in Hz İsa’nın eşi olduğu iddiasıdır. İddiaya göre, Bizans İmparatoru I. Konstantin, İznik’te toplanan Birinci Konsül sırasında, pagan toplumları Hristiyanlıka çekebilmek ve çatışmayı önleyebilmek için İsa’yı Roma stili tanrılaştıran anlayışın desteklenmesini ve bazı gerçeklerin perdelenmesini sağlamıştır. İşte bu gerçeği ortaya koyacak belgeler, Sion Tarikatı tarafından korunmaktadır. Ayrıca, Hristiyanlık tarihinin en önemli simgelerinden biri olan ‘Kutsal Kase’, aslında bir dişiyi, Magdalalı Meryem’i simgelemektedir. Kitabın Hristiyan dünyasını karıştıran en tartışmalı özelliği ise, hikâyenin kurgusu içinde cinayetlerin, Papa 2. Jean Paul döneminde gücünü arttırdığı bilinen Opus Dei tarikatının üyelerine işletilmesidir. Aslında bu iddialar Dan Brown’a ait değildir. 1970lerin ortasında Richard Leight isimli bir yazar Barda karşılaştığı sarhoş bir adamın aslında tapınak şövalyesi olduğunu itiraf etmesi ve herşeyi anlatmasıyla Kutsal Kan Kutsal kase isimli kitabı kaleme almıştı. Pekte fazla bilinmeyen bu kitap Dan Brown’unun rekorlar kıran davinci şifresi kitabına da temel olmuştu. Bir başka iddia’da kasenin kayıp olmadığı yönündedir. İspanya’nın Leon şehrinde ki bir müzede bulunan ve sergilenen altın kaplama olan kasenin de Hz İsa’nın kutsal kasesi olduğu iddia edilmiştir. Araştırmacılar Margarita Tores ve Jose Ortiza Rio ya göre; kaseyi Müslümanların Filistin’den çalıp hristiyanları verdiğini düşünüyor. Kutsal kase ile ilgili bir diğer rivayet ise Çemberlitaş da bulunan gizli odadır. Gizli odada bulunan Hz. İsa’nın çarmıhının yanında kutsal kasede bulunmaktadır. Bahse konu iddiaların tamamı kiliseler, akademisyenler, tarihçiler ve araştırmacılar tarafından kabul edilmemiştir.

CEVAP VER

*