Kıyamet Alametlerinin Gizli Şifreleri #1

2142

Tüm İlahi dinlere ve bilime göre dünyanın bir sonu vardır. Kıyamet diye anılan o gün için tüm kutsal kitaplar da çeşitli rivayetler ve irili ufaklı alametlerden bahsedilmiştir. Bu alametlerden haberdar olup günümüzde yaşanan olayları ve gelişmeleri iyi gözlemleyen birisi hadiselerin alametlerle ne denli büyük bir paralellikte seyrettiğini görmesi zor değildir. Alametlerin bir çoğu kutsal kitaplar üslubunca mecazidir örneğin incilde geçen mahşerin 4 atlısı’nın atlarla ilgisinin olmaması gibi. yani olacak olan olaylar kesin olarak bildirilmiş ancak şifrelenmiştir. Şimdi tüm dinler de geçen en güçlü alametlerin bir kısmını alarak biraz beyin fırtınası yapalım ve bu şifreleri çözmeye çalışalım.

b2Hıristiyan ve İslamî kaynaklara göre, Deccal’in Hz Musa’nın Asası ve Hz Süleyman’ın Mührü’yle çıkacağı söyleniyor. Hıristiyan kaynakları, ikisine ek olarak “Kutsal Kase”nin de eline geçeceğini yada ellerinde bulunduğunu söylüyor.  Havas kitaplarında, Hz Süleyman’ın Mührünün ebced’le şifrelenmiş kodlar olduğu söyleniyor. Yahudilere göre ise, gizli bir kabala şifresini içinde barındırdığı söyleniyor.

Benzer şekilde Tapınakçılar (Bilinen adıyla Mabetçiler) Kutsal Kase’nin sadece bir kase değil, “dahice düşünülmüş bir alegori”olduklarına inanıyorlar. Bugüne kadar ise Son Akşam Yemeği’nde Hz.İsa’nın içmek için kullandığı ve Arimatealı Yusuf’un çarmıha gerilen Hz. İsa’nın kanını doldurduğu kadeh olduğu düşünülüyordu. Tarihte “Sangreal Belgeleri” adıyla anılan belgeler de inanışa göre Kutsal Kase ile birlikte gömülmüştü. Belgelerin bin yıldır Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanılıyor. Tapınak Şövalyeleri’nin sahip olduğu kudretin kaynağı olarak Kutsal Kase gösteriliyor. Belki de Kutsal Kase efsanesindeki ayinde kullanılan kadeh, başka bir gücün cisimleşmiş halidir. Kutsal Kase insanlık tarihinin en çok aranan hazinesidir. Efsanevi Kase hikayelere, savaşlara ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara neden olmuştur.

Illuminati şebekesinin fikri altyapısını oluşturan Tapınak Şövalyeleri, orijinal adıyla”Tampliye Tarikatı” Haçlı seferleri sonrasında Kudüs’te kuruldu. Bu adı almalarının sebebi ise iddia edildiğine göre Kudüs kralının Süleyman mabedinin bulunduğunu ileri sürdükleri bölgeyi koruma görevini kendilerine vermesiymiş. Musa’nın Asası ve Süleyman’ın Mührü’nü de ele geçirdiler mi bilinmez. Ama İlluminati’nin ana hedefi, başkenti Kudüs olan tek bir Dünya devleti kurmak. Kaynaklar, Deccal’inse Kudüs’ten çıkacağını söylüyor.

aa2İncil, Deccal’in “Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduğunu, Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan kimsenin ne bir şey satın alabileceğini, ne de satabileceğini” söylüyor. ABD Başkanı olan Franklin Roosevelt 1932’de Doların üzerine İlluminati’nin sembolü meşhur tamamlanmamış piramidi koydurtuyor. Başkent Kudüs olan bir dünya devletinden sonra, herhalde tek bir para birimi kalacak yeryüzünde ve aynı sembol şimdiki gibi protip değil; bütün paraların üstünde olacak. Ya da para tamamen ortadan kalkacak. Şu anda deneyi yapılan (ve deneye gönüllü katılan herkese de bilmem kaç dolar verilen) chipler alacak paranın yerini.

Hiç kimse üzerinde İlluminati işareti taşıyan bu para olmadan yada Deccal’in işareti olan 666’a nispet gibi 6’lı sistemde çalışan bu chip olmadan ne bir şey satın alabilecek ne de bir şey satabilecek. İnsanlar, farkında olmadan bu chiplerle kontrol edilecek. “Dabbe” kelimesinin anlamlarından biri de örümcek ağı. Bütün internet adreslerinin başında ise ‘dünyayı saran örümcek ağı’anlamına gelen www kısaltması var. Dabbe’nin topraktan geleceği söylenirken internet teknolojisinin temeli de topraktan yapılan silisyuma dayanıyor.

Dabbe hakkındaki farklı bir yorum da AIDS hastalığının dabbe olabileceği yönünde. Bu hastalık, “örümcek ağı” gibi hızla yayılıyor. Aynı kaynakta Dabbe’nin şekli küçük ağaç kurtlarına benzetiliyor. Tesadüf ki, AIDS virusu de mikroskoptan bakıldığında “ağaç kurdu” biçiminde. İlluminati’nin işleyişini anlatırken de AIDS hastalığı ile ilgili madde, çok ilgi çekici. İslam’a göre Babil kentinin helaki, cumartesi yasağını çiğnedikleri için onları Maymuna dönüştürmek’le oldu. AIDS’in ortaya çıkışıyla ilgili, Afrikalılaların maymun yemesiyle ilgili teori var. İlerlemiş bir AIDS hastasının şakakları çöküp yüzü bir maymun halini alıyor. Aynı şekilde EBOLA virüsü de maymun patentli.

Araştırmacılar, tek bir gendeki mutasyonun AIDS virüsünü iyi huylu bir maymun enfeksiyonundan son 25 yılda 25 milyondan fazla insanı öldüren küresel bir hastalığa dönüştürmüş olabileceğini söylüyor. Cell dergisine yer alan araştırma raporuna göre, virüs, insanlarda, maymunlarda bağışıklık sistemini koruyan gen karakteristiğini yitirmiş durumda. Çalışmanın yürütülmesine yardımcı olan Almanya’daki Ulm Üniversitesi’nden Frank Kirchhoff, “nef fonksiyonunda gözlenen fark, SIV enfeksiyonu kapan çoğu maymun türünde neden hastalığın gelişmediğine ilk defa açıklık getiriyor olabilir” dedi. Birmingham’daki Alabama Üniversitesi’nden Dr. Beatrice Hahn, HIV’in, maymun bağışıklık eksikliği virüsü ‘SIV’den türediğini söylemişti.

Konuyla ilgili bir hadiste şöyle deniyor:”Herhangi bîr millette, fuhuş fiilleri yaygınlaşırsa onların arasında veba salgını veya geçmişteki dedelerinde bulunmayan bir takım yeni hastalıklar ortaya çıkar.” Peygamber (S.A.V) Efendimiz, daha sonra Allah’a sığındığı beş hususu sayarak mübarek sözlerini tamamlamıştır. Yukarıdaki hadîs-i şerif, diğerleri gibi tek kelimeyle “mucize” niteliğindedir. Zira Herpes, Zona ve AİDS benzeri hastalıklar, özellikle fuhuş fiillerinin işlendiği toplumlarda ortaya çıkmış ve aynen hadîste belirtildiği gibi, “geçmişteki insanlarda görülmeyen yeni hastalıklar” olarak zuhur etmiştir. Dabbet-ül-Arzın çıkış yeri ile alâkalı olan bir hadîste, şöyle buyurulmaktadır.

“Onun çıkışı, üç kere vaki olacaktır. Birinci çıkışı, Bâdiye’nin en uzak yerinden olacaktır. (Diğer bir rivayete göre Yemen’den çıkacaktır.) Fakat çıkışını Mekke’liler duymayacak, yani çıkış haberi Mekke’ye ulaşmadan tekrar gizlenecektir. Sonra bir kere daha çıkacak, bu sefer çıkış haberi Mekke’ye ulaşacaktır.” Yukarıdaki ifâdelerden şu manaların anlaşılması hiç de zor değildir.

aa4Hadîste belirtilen “Bâdiye” çöl alanı demektir. Bâdiyenin en uzak yeri şeklinde îma edilen yerler, Mekke ve paralelindeki Büyük Sahra’nın uç kısımlarıdır. Doğu Afrika’nın yer yer ağaçlıklı olan bu yerleri, AİDS virüsünün taşıyıcısı olan Yeşil Maymun’un yaşadığı bölgelerdir ki, hadîste belirtildiği gibi, hastalığın ilk çıkış noktası burasıdır. AİDS virüsü bati âlemine sirayet ettiğinde, ilk defa homoseksüeller arasında görüldü ve ahlâksızlığın yaygınlaştığı Kalifornia, Newyork, San Fransisko ve Haiti adası gibi yerlerde arka arkaya ölümlere sebep olarak paniğe yol açtı. AİDS’in bu ikinci çıkısında da Mekke’ye ulaşmadan gizlenmesi, hastalığın İslâm ülkelerine sirayet etmeden yaygınlaşacağı mânâsını taşımaktadır.  Hadîsten çıkartılabilecek üçüncü işaret, son derece net olup, dabbenin 3. safhasında Mekke’ye, yâni İslâm ülkelerine ulaşacağı şeklindedir. Nitekim AİDS, Batı dünyasından sonra sınırlarımızı aşmış ve ilk defa İstanbul’da olmak üzere, kurbanlarını seçmeye başlamıştır

Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, İbn-i Abbas’tan (r.a.) nakledilen bir hadîsinde, Dabbet-ül arz’ı şu şekilde tasvir etmiştir. “Yüzü insan yüzüne benzer, gagası kıllıdır ve üzerinde her çeşit hayvanın rengini taşıyan bir kuşun gagası gibidir. Dört ayaklıdır.” Peygamberimiz (S.A.V.), Hz.Ali (r.a.)’dan nakledilen diğer bir hadîsinde ise, dabbet-ül arz için “sakallı bir dabbedir” buyurmuştur. Şimdi, AİDS virüsünün taşıyıcısı olan Yeşil Maymun’a ait özellikleri sıralayacak ve bu özellikler ile yukarıdaki hadîsler arasındaki akıl almaz uygunluğu göstermeye çalışacağız.Hadîslerden ilkini, cümleler hâlinde ele alıyor ve hemen yanlarına. Yeşil Maymun’un özelliklerini getiriyoruz.

kiyamet-alametleri1Yüzü, insan yüzü gibidir:
Yeşil Maymun, hayvan türleri arasında, yüzü insana en fazla benzeyen hayvan olarak bilinir.

Gagası kıllıdır:
Yeşil Maymunun öne doğru fırlayan ve bir gagayı andıran ağzının çevresi, bol miktardaki kıllarla çevrelenmiştir. İlk bakışta bir sakalı andıran bu kıllar, “Sakallı bir dabbedir” şeklindeki 2. hadîsi, mükemmel bir şekilde doğrulamaktadır.

Üzerinde her çeşit hayvanın rengini taşır:
Yeşil Maymun’un rengi, ansiklopedilerde şöyle belirtilir: “Sırtı yeşilimsi kurşunîdir. Yüzü kahverengiye çalar, yanakları ve karnı, sarımsı beyazdır.” Evet Yeşil Maymun, hadîste belirtildiği gibi her çeşit hayvanın rengini taşımaktadır.

Dört Ayaklıdır:
Yeşil Maymun, birçok memeli hayvan gibi dört ayaklıdır. Evet, hadîsi tekrar okuyalım. “Yüzü insan yüzü gibidir. Gagası kıllıdır ve üzerinde her çeşit hayvanın rengini taşıyan bir kuşun gagası gibidir. Dört ayaklıdır.

“Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı. Yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl besleneceği yere uçup kaçabilmesi için kadına büyük kartal kanatları verildi. Yılan ağzından, kadını selle süpürüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su akıttı. Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti.” (İncil, Vahiy bölümü) Diğer bir ayette ise kadını “engin suların üstünde oturan büyük fahişe” olarak tanımlıyor ve ileriki ayetlerde de “Gördüğün kadın dünya kralları üzerinde egemenlik süren büyük kenttir.” diye ekliyor.

aaaa5Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir haberi okumuşsunuzdur. İkiz kulelerin yıkımı ve Babil’le taşıdığı ortak özellikler anlatılıyor. Okumayanlar veya hatırlamayanlar dönemin gazete arşivlerinde arama yaparak rahatça ulaşabilirler İncil’de ise yine Vahiy bölümü kısmında şöyle geçiyor: «Bundan sonra büyük yetkiye sahip başka bir meleğin gökten indiğini gördüm. Yeryüzü onun görkemiyle aydınlandı. Melek gür bir sesle bağırdı: “Yıkıldı! Büyük Babil yıkıldı! Cinlerin barınağı, Her kötü ruhun uğrağı, Her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı oldu. Çünkü bütün uluslar Azgın fuhşunun şarabından içtiler. Dünya kralları da Onunla fuhuş yaptılar. Dünya tüccarları Onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler.”» Bir hatırlatma. İkiz Kuleler, bilinen adıyla “Dünya ticaret merkezi.” Yine İncil’in Vahiy bölümünden: «Gökten başka bir ses işittim: “Ey halkım!” diyordu. “Onun günahlarına ortak olmamak, Uğradığı belalara uğramamak için çık oradan!» Sanki sözleşmişler gibi, o gün hiçbir Yahudi, ikiz kulelerdeki işyerine gelmiyor.

Kendilerini”Tanrının Halkı” olarak niteleyen tek milletse yine Yahudiler. Üç dinin mensupları da Mesihin geleceğine inanıyor. Hıristiyanlara göre Mesih, yerüzüne geldi ve çarmıha gerildi. 3. gün, ölümden dirildi ve göğe yükseltildi. Müslümanlara göre ise çarmıha gerilen İsa değil, Yahuda İskaryot’tu. Yani İsa’yı ele veren havarisi. Yahudilere ve İlluminati’ye göre ise, Mesih hiç gelmedi henüz yeryüzüne. İsa, Mesih değil, sahte bir peygamberdi. Yahudilik, hala Mesih’in yeryüzüne geleceği beklentisinde. Bunun için Kudüs’teki Müslümanlara ait tapınağın altı kazınıyor ve birgün yıkılması, yerine Mesih’in gelmesi için yepyeni bir mabet yapılması hedefleniyor. Hıristiyanlar da aynı beklentide. Bush’unda bağlı bulunduğu Evangelist Kilise, Mesih’in gelmesini çabuklaştırmak için, Hıristiyan olmayan tüm ülkeleri ele geçirmek istiyor. Bu şekilde İsa’nın yeryüzüne gelmesinin çabuklaşacağına inanıyor. Evangelist olmayan Hıristiyanlarsa, Anti-Christ yani Mesih karşıtının Bush ve arkasında onu yöneten güçler olduğuna inanıyor.

Özellikle de Irak Savaşı’ndan sonra. Bush, İkiz Kuleler’in yıkıldığı gün, ağzından bu sözü kaçırıyor. Büyük Ortadoğu Projesinin arkasında tek bir niyet var. İsa’nın gelmesini çabuklaştırmak. İktidarı boyunca üstü kapalı olarak halkına anlatmaya çalıştığı bu isteği, arada sırada yaptığı gaflarla ağzından kaçırmadığı da olmuyor değildi. Nitekim, kendisine yönelik Evangelist olmayan kesimin eleştirilerinden usanıp, ciddi ciddi “Yecüc ve Mecüc” kaygısı taşıdığını söylüyordu.  İngilizce’de sevdiğim terimlerden biri “self-fulfilling prophecy” dir. Bu videonun başlığı terimin tam Türkçe karşıtı olmasa bile, anlam açısından demek istenene çok yakındır. Bu gibi inanışların birçok örneği vardır. Bunların arasında Karaip adalarında uygulanan “Voodoo” büyüleme tekniği vardır. İstatistiklere göre, “Voodoo”’un kendilerinin ölümü için yapıldığını bilenlerin ölme orantıları bilmeyenlerden çok daha yüksektir.”

aa3Bu inançların en ilginci ve belki de en tehlikesi, Hıristiyanların, özellikle Amerikan Evangelist Hıristiyanların “Armageddon” inancıdır. Bu inanca göre Dünyanın sonuna doğru, bütün dünyayı kapsayan “İyi” ile “Kötü” arasındaki savaşta İsa geri dönecek ve “İyilerin” zaferine önderlik ettikten sonra bin yıl sürecek “Dünya Saltanatını” kuracaktır. Bu saltanattan sonra İsa’ya inananlar onunla birlikte Cennet’te gidecek ve Müslüman ve Yahudileri de içeren diğerleri (ki dünya nüfusunun yüzde 75’ine yakın) Cehennem’e yollanacaktır.

Armageddon’a inananlar tarih boyu değişik senaryolar uydurmuşlar ve her 15-20 yıl son savaşın hemen geleceğini, İncil’e dayanarak, saptadıklarını açıklamışlardır. Olaylar, yaptıkları hesapların saçmalıklarını her defasında açığa vurmuşsa da, bu Armageddon bezirganları yılmadan yeni senaryolar çizmişlerdir. Bir ara Armageddon’un Kötü Komünist ve İyi Kapitalist sistemleri arasında olacağını bizlere duyurmuşlar, Komünizm çöktükten sonra senaryoyu sarı ırklı Çin beyaz ırklı Avrupa ve Amerika arasındaki savaşa çevirmişlerdir. Bu senaryolar revaştayken Amerikan başkanı Armageddon’a inanan Paranoyak Reagan idi. Bir ara Reagan’ın, inancını bir düğmeye basarak kolayca gerşekleştirebileceğini düşünüp böyle bir şey yapmadığı için epey rahatlamıştım Çin, hem Avrupa’ya ve hem de Amerika’ya yaklaşınca bu senaryo da suya düşmüş, ve böylece bu sivri zekalılar birkaç yıl sessiz kalmışlardır. Fakat dünya’da bir gerçek varsa, o da bu gibi kişilerin yılmadan utanmadan yeni teoremler yaratmasıdır.

banner

CEVAP VER

*