Yıllar evvel ardında hiçbir iz bırakmadan kaybolan sıradan bir yolcu uçağı.
Uçağı bulmaya kendini adamış eski bir gestapo şefi.
Federal Alman hükümeti tarafından örtbas edilen belgeler. Kaybolmasının ardından geçen 35 yılın sonunda sanki birkaç saat evvel havalanmış gibi Brezilya’da bir hava alanına indi. Bu uçak 35 senedir neredeydi? Ayrıca kaybolduktan yıllar sonra havaalanlarına iniş yapan başkaca uçaklarda var…


4 Eylül 1954 uzun boylu, pardesülü, fötr şapkalı gizemli bir adam aceleci adımlarla elinde valiziyle Aachen havalimanına gelir. 513 Numaralı uçuşla Santiago Amerika’ya bir bileti vardır. Valizini teslim ettikten sonra uçağın kalkış saatini beklemeye başlar. Derken bir anda aceleyle ayağa kalkar ve arkasını dönerek havaalanından çıkıp gider. Bu gizemli yolcu kimdi? İsmini deepweb de çok aramama rağmen bir türlü bulamadım. Eğer siz bir yerlerde bulabilirseniz Lütfen yorumlara yazın.  Uçuş saati geldiğinde Trans World Airlines’ a ait Lockheed L-049 Constellation modeli Star of Lisbon isimli uçak 88 yolcu 4 personel olmak üzere toplam 92 kişi ve birde gizemli adamın valizi ile rutin uçuşunu gerçekleştirmek üzere sorunsuz şekilde havalanır. Gece yarısına doğru uçak Atlantik okyanusu üzerindeyken kaptan pilot Miguel Victor Cury Aachen’de ki kule ile bağlantıya geçerek Yoğun bir türbülansa girdiklerini ve uçağın elektrik sisteminde kesintiler olduğunu rapor eder. Daha sonra telsiz kapanır. Yaklaşık 30 dakika sonra telsizde yine kaptan pilot vardır. Sesi korkmuş ve hırıltılı duyulurken önlerinde masmavi bir ışık bulutu gördüklerini söyler. Bu uçakla kurulan son irtibat olmuştur. Bir faha uçaktan kimse haber alamadı. Uçağın radarda kaybolduğu tam konum ve civarında 1 hafta süren aramalar neticesin de yaklaşık 450 km çapında alan pek çok ülkenin katılımıyla ortak oluşturulan arama kurtarma ekipleri ve askeri donanmalarca tarandı. Uçağa dair en ufak bir iz yoktu. Eğer okyanusa düşmüş olsaydı ufakta olsa bir parçaya muhakkak su üzerinde rastlanırdı. Uçak sırra kadem basmıştı. Uçağın soruşturma dosyasını Münih kayıp büro departmanı üstlendi ve dosyanın başına da son derece sert ve inatçı bir mizaha sahip olan eski gestapo şefi Paul Kramer atandı. Uçağa dair elde fiziksel bir kanıt yoktu. Kramer bu yüzden yolcu listesi üzerinde çalışmaya başladı. Yolcular sıradan insanlardı. Ancak listede olup da uçağa binmeyen gizemli yolcu dikkatini çekti. Bilet almak için verdiği ikamet adresi İtalya’nın bir liman kenti olan Triesteydi.

Yapılan incelemede adamın havalimanından ayrılıp aynı gün trenle İtalya’ya gittiği anlaşıldı. Bunun üzerine Kramer gizemli yolcunun ikamet adresine gitmek üzere İtalya’ya doğru yola çıktı. Adrese vardığında buranın eski bir katedralden eve çevrilmiş bir yer olduğunu fark etti. Görünüşe göre evde kimse yoktu. Arama yapmak için İtalyan polisine izin başvurusunda bulundu, başvuru sonucunu beklerken Fedaral Alman hükümeti apar topar dosyayı kapatarak uçağı kayıp ilan etti ve Kramer geri çağırıldı. Federal hükümetin kayıp bir uçak vakasına müdahale etmesi son derece sıra dışıydı. İnsanlar uçağın bir şekilde düştüğünü ve bulunamadığını düşünüyordu. Sonralarındaysa bu olay unutulup gitti. Tarihler 12 Ekim 1989’u gösterdiğin de yani olaydan tam 35 sene sonra Brezilya’nın Porto Alegre havaalanının radarlarında uçuş planında olmayan bir uçak belirdi. Uçak alçak irtifada ve standart süratin altında yavaş yavaş havaalanına yaklaşıyordu. Kuleden yapılan telsiz çağrılarına hiçbir cevap vermedi. Uçağın silüeti uzakta belirdiğinde etrafında yıldırım benzeri mavi ışıklar dolandığını gören kule yetkililer tekrar telsiz iletişimi kurmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Ne olduğuna bir anlam veremediler bir elektrik arızası olduğunu düşündüler ve uçağın iniş yapmasına izin verdiler. Garip şekilde bir anda ortaya çıkan bu uçak İnişe geçtiği esnada etrafında ki şimşek benzeri ışıklar bir anda kayboldu ve ardından naif biçimde başarılı bir iniş yaparak pistin sonunda durdu. Fakat bir şeyler yanlıştı. Uçak rölanti vaziyette çalışır durumdaydı Pilot motorları stop etmemişti. Uçaklar sadece kalkış esnasında piste ilk çıktıklarında motorlarını rölanti de çalıştırırdı. Protokole göre indikten sonra aprona yanaşarak motorlarını stop etmek zorundaydılar. Ayrıca yanlış olan başka şeylerde vardı. Bu uçak pervaneliydi ve çok eskiydi Pervaneli motorların yolcu uçaklarında kullanımına 25 sene önce son verilmişti. Uçak çağın getirdiği teknolojik koşulların çok gerisindeydi yinede oldukça yeni görünüyordu. Üzerinde Trans World Airlines yazısı vardı oysa bu havayolları 1956 senesinde kapanmıştı. Bu 513 sefer sayılı star of lisbon uçağıydı ve görünüşe göre 35 sene sonra geri dönmüştü? Fakat bu nasıl olabilirdi? Olaya anlam veremeyen yetkililer havalimanı güvenlik personelinden bir ekip kurarak uçağı incelemeleri için yolladılar. Uçağa giren araştırma ekibi kaptanın telsiz mesajlarına neden cevap vermediğini hemen keşfetti. 88 yolcu ve 4 mürettebattan geriye sadece iskeletleri kalmıştı. Kaptan Miguel Victor Cury’nin iskelet haline gelmiş eli hala uçuş lövyesinin üzerindeydi. Havalimanı yetkilileri Brezilya hükümetiyle bağlantıya geçerek durumu aktardılar.

Hükümetse uçağa kesinlike dokunulmamasını söyledi. Aynı gün akşam saatlerinde Brezilya hava kuvvetlerinde bir ekip uçağı yakınlardaki bir hava kuvvetleri üssüne götürdü. Gazeteler konuyu haberleştirdi ve olay dünya çapında yankı buldu.  Amerika’nın Weekly World News gazetesinin ünlü muhabirleri Irwin Fisher aracılığıyla olayı araştırmaya başladı. Bilim adamlarından fikir alındı. Çoğu fizikçi aynı görüşteydi. Uçak bir solucan deliğine girerek zaman yolculuğu yapmıştı. Fakat bu konuda kamuoyuyla paylaşılan bir delil yoktu. Weekly World News gazetesi yetkililerden cevap alabilmek adına pek çok defa Brezilya hükümetine başvuru yaptıysa da bir sonuç alamadı. 1996’da paranormal araştırma uzmanı Celso Atello Uçağın Ambarlara çekilmesinden sonra neler olduğunu öğrenmek üzere kapsamlı bir araştırma yaptı. Ayrıca cenazeler uçaktan ölenlerin ailelerinden kalan bireylere de teslim edilmemişti. Uçak ordu ambarlarına çekildikten sonra bir grup uzman uçağı incelemiş ayrıca Brezilya hükümeti Alman arşivlerinde bulunan uçağın soruşturma dosyasının kopyasını talep etmişti. Ekip yolcuların 1954 ten kalma eşyalara sahip olduğunu görmüş kimliklerini tespit etmişlerdi. Ayrıca uçağın kara kutusunda yapılan incelemede kaptanın 1954 te yaptığı son telsiz konuşmasından sonra başka bir şey kayıt edilmediği anlaşıldı. Kargo bölümünü açtıklarında çoğu valizin sağa sola savrulmuş ve eşyaların ortaya saçılmış olduğunu gördüler. Ortalık adeta bir müzeyi andırıyordu çünkü etraftaki tüm eşyalar çok eskiydi. 1954 tarihli gazete ve dergiler, koleksiyon parçası plaklar gibi binlerce demode eşya vardı. Ayrıca iskeletlerin bulunduğu koltuklarda hafif yanık izleri göze çarpıyordu. Metal kısımların bazı kesimlerinde de hafif erimeler tespit edildi. Uçakta eser miktarda radyasyonda bulundu. Ertesi günü Paul Kramer’in 1954 te üstlendiği dosya Almanya’dan geldiğin de Esrarengiz adamın valizi için uçağa tekrar girildi fakat kargo bölümünde valize rastlanmadı. Acaba Kramer hayatta olsaydı bu olay karşısında nasıl bir tepki verirdi? İncelemelerin ardından iskeletlere otopsi yapıldı. Ortaya cevap yerine daha fazla soru çıkmıştı. Çünkü otopsi sonucuna göre insanlar 1954te bulundukları yaştaydı daha da ilginci ise yeni ölmüşlerdi. İnsanlar bir anda yüksek enerji ile içten yanarak buharlaşmışlardı. Belki de uçak iniş yaptığı esnada henüz herkes halen hayattaydı ve o mavi şimşekler kaybolurken uçağın içinde ki insanları da öldürmüştü. Brezilyalı yetkililer cesetleri ve eşyaları yakarak yok etti. Uçağı da üzerindeki yazıları boyayla kapattıktan sonra bir uçak mezarlığına koydular 1995 senesinde uçak parçalara ayrılarak sırlarıyla beraber yok edildi. Atello’ya göre uçak kesinlikle bir zaman yolculuğu gerçekleştirmişti ve yolcular uçak indiği sırada ölmüşlerdi ve 35 sene geçmesine rağmen hiç yaşlanmamışlardı. Konuyla ilgili pek çok bilgi ve belge toplayarak bir kitap yazdı. Kitabın içerisinde uçağın askeri hava üssüne çekildikten sonra yapılan incelemeler de çekilen fotoğraflara da yer verdi.

Ancak kitabın basımına ve dağıtılmasına asla izin verilmedi. Yıllar sonra konuya ilgi duyan bir gazete Atello’ya ulaşarak bilgi edinmek istedi. Atollo’nun elindeki neredeyse tüm materyallere izinsiz şekilde devlet tarafından el konulmuştu. Gazete konu hakkında uzun bir makale yazarak olayı tekrar gündeme getirdi. Makalenin sonundaysa Celso Atello’nun şu sözlerine yer verdi. Halkın bu uçakla ilgili her şeyi bilme hakkı vardır ve hükümet olup biten her şeyi kamuoyuyla paylaşmak zorundadır. Bu uçak bir zaman tüneli içine girdi ve mucizevi şekilde 35 sene sonra çıktı. Olay delillerle sabittir, tüm dünyaya anlatmak yerine örtbas etmeyi seçtiler. Böyle bir şey dünyamızı görme biçimimizi ve bilim anlayışımızı sonsuza kadar değiştirebilir. Bu sır gibi bilgileri, özellikle uçuş 513’te ölen insanların akrabalarından saklamak bir insanlık suçtur. Aslında 513 numaralı uçuş bu konuda tek örnek değildir. Buna benzer birkaç olay daha delil ve belgeleri ile havacılık tarihine geçmiştir. Pan Amerikan hava yollarına ait 914 sefer sayılı uçakta 1955 te Newyork’tan Miami’ye gitmek üzere havalanmış benzer şekilde kaybolmuş, aradan geçen 37 yılın ardından 21 mayıs 1922’de Venezuella Karakasta yerel havalimanının kulesiyle irtibata geçmiş ve izin alarak iniş yapmıştı. Uçakta 4 mürettebat 57 yolcu bulunuyordu. Uçak indikten kısa süre sonra tekrar havalandı ve yeniden ortadan kayboldu. Hava alanı çalışanlarından oluşan görgü tanıkları yolcuların halen genç göründüğünü söylemişlerdir. Ayrıca Uçağın pilotu kuleyle telsiz bağlantısı kurarak nerede ve hangi tarihte olduklarını sormuştur. Uçak ardında 1955ten kalma bir takvim bırakarak sırra kadem basmıştır.

CEVAP VER

*