Tarçınla sohbet ediyoruz vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz tabii. Aylar olmuş gibi görüşmeyeli oysa yeni sevgili edindiğinden bu yana hepi topu üç hafta geçti.

12472759_588925184617771_2744528342351942633_n

Vakit ilerliyor Tarçın kalkacağım diye tutturuyor alkol var sallana sallana balkondan salona, salondan girişe geçiyoruz. Kapıda hala konuşuyor bu. Artık merdivenlerden yuvarlayacağım kızı o derece sıkışmışım. “Git” diyorum sonunda. Altıma edeceğim kızım.” “Ay tamam zaten benim de gelmişti gideyim” diyor. Ama hala vır vır konuşuyor kapı önünde.
Sonunda gidiyor ben koştura koştura banyonun ışığını yakıyorum. Allah’ım elimi atmamla çekmem bir oluyor. Böyle kahverengi, kıllı tüylü kocaman bir karından bacaklı. İki yüz seksen beş bin tane bacağı falan vardır. Ciddi kocaman abartmıyorum. Kendimi geri atıp kapıda alıyorum soluğu. Kapıda Tarçın diye ciyaklıyorum resmen. Hatta sesim bana yabancı geliyor o derece ses çıkarıyorum. Hızlı kızdır bizim Tarçın. Kaç kat indiyse soluğu geri benim kapımda alıyor. Dil bir karış dışarıda uçmuş resmen.

“Ne oldu” diyor kapıda telaşla. (Sonradan söylediğine göre; bu merdivenleri çıkarken kafasında bayağı senaryo yazmış. Biz balkonda otururken içeri adam girmiş. Tarçın kapıdan çıktığı anda aynı adam bana saldırmış. Beni yerlerde sürüklemiş. Ben sonra bir şekilde kurtulmuşum adamdan ve kapıya koşup anırmakla can çekişme arası sesler çıkarmışım.) Alelacele anlatıyorum durumu. Böyle kamyon kadar örümcek var orda.

072-2

“Ya offff kızım ya yüreğime indirdin hani nerde” diyor güçlü kaslı kuvvetli kollarıyla alacak zavallı yaratığı. Ben böyle zıp zıp zıplıyorum evde “işte diyorum yaaa banyonun ışığının tam yanında.” Bunun görmesiyle birkaç adım gerilemesi bir oluyor. “Yuh” diyor, “kızım onu ben bile alamam. Bu ne nerede besledin, büyüttün bunu ?” “Offf Tarçın, bırak dalga geçmeyi öldür şunu istemiyorum onu evimde.” “Ya ben nasıl öldüreyim dana kadar gel bana gidelim” diye dahice fikir atıyor. “Ulan geleyim sana geleyim de, sonra nasıl gireceğim evime? O iğrenç mahluk evimin neresinde? Yatağımın, yastığımın hangi yumuşak yerinde geziniyor? Bununla yaşayamam ben öldür onu Tarçın öldürmek zorundasın.” Diyorum. Ama bunun rengi atmış. “Yok” diyor başka bir şey demiyor.

Hala zıplıyorum yaratık oynayacak yerinden kaybedeceğiz diye de korkuyorum. Sonra ara ki bulasın. “Polisleri çağır” diyorum ardından. Polisler bizim karşı komşularımız bu arada. Arada bir eve girip çıktıklarını falan görürüz. Bir tanesi fena değil ama selam vermezsen hayatta selam vermez. Sanki yiyeceğiz. Neyse bu “yok” diyor “ben çağıramam.” “Ya ben nasıl çağırayım neredeyse çıplağım git çağır” diyorum. Aklıma gelmiyor bir şey giymek o derece mala bağlamışım. Sonunda bu oflaya puflaya gidiyor basıyor zile. Ben de kapı aralığından böyle evin spastik tırnak yiyen çocuğu gibi bakıyorum.

Dumurmu? Kuburmu?

Kahretsin kapı duvar, açılmıyor bu geri dönüyor. “Tamam diyorum “o zaman git Remzi abinin kapısını çal.” Bu Remzi abiden hiç hoşlanmaz. Remzi abiler bizim meraklı komşularımız ve oldukça tuhaf bir aile. Adam arada bizim kapıyı çalar şort olduğunu sandığı baksırı ile aidat toplar. Karısı bazen seni kapıda bir saat lafa tutar. Bazen de selam bile vermeden kapıyı suratına doğru çarpar. Yani resmen çarpar, kapatmaz. Bir de kendileri gibi garip oğulları var. Bir gün ana sigortalar yüzünden tartışmıştım ben bununla. Yanlış sigortayı yanlışlıkla indirmişim. Hiç üşenmemiş dört kat aşağı inmiş vıdı vıdı konuşuyor. Evde her şey gitmiş gelmiş (ne demekse) efendim aletler zarar görecekmiş. Bebeğim alet değil onlar sen kendi aletine sahip çık ona bir şey olmasın. (Varsa tabii) Ulan elektrikçiyim ben be! Öyle gitme gelmeyle makineler zarar görmez. Yıldırım indirdik sanki apartmana. Hayır inse yakında cami var. Eh muhtemelen bu caminin paratoneri mevcut. Bir şey olmaz yani evladım aletlerine.

Neyse sonunda Remzi abi açtı kapıyı. Tarçın daha bir şey demeden ben cırladım. “Remzi ağabey gelmen gerek. Evde yaratık var!” Adam panikle terlikleriyle çıktı geldi. Ardından da yetişme çağında olan kızı topuklu ayakkabılarının bağcıkları sallana sallana peşinde bunun. Sorsan çapraz komşuya geçiş yapıyor. “Neler oluyor?” Demesine kalmadı. Ben motoru yanmak üzere olan hararet yapmış araba gibi dumanlar tepemde anlatmaya başladım. İşte orada nah bu kadar böcük var. Onu yok et Remzi ağabey ne olursun bak ben terk ederim bu binayı. Yaşayamam bu çatının altında. Ay adamın çok umurunda sanki. Gidersen git ne tehdit ediyorsun adamı.

sevimli-kucuk-salon-dekorasyon

Adam bir poşet buldu yerde. Yani evim de genelde nasıl derli topludur. O poşet nereden çıktı anlamadım. Neyse saldırdı hayvana (hayvan da dinozor sanki) Aldı öyle elinde tutuyor. “Çöp nerede?” diye sormasıyla ben de bir çığlık daha. “Benim çöpüme atamazsın onu, istemiyorum onu çöpümde, git nereye atarsan at.” Allah’ım gittikçe, konuştukça rezil, kepaze oluyorum. Adam şaşırdı bakıyor öyle, kızı da dondu kaldı. “Tamam” dedi “tamam sakin ol.” Apartman kapısını açtı. Fırlattı böcüğü. Bu sefer de adamı atmamakla suçladım. Yetmezmiş gibi bir de “yemin et, abi bak yemin et gerçekten attın değil mi?” “Ya kızım vallahi attım. Zaten ödüm patladı babana falan bir şey oldu sandım. Hadi ben gidiyorum. Bak attım böcüğü gerçekten.” Dedi ve gitti. Tarçın da evine yollandı. Ben de kaçan çişimi yapmak üzere tuvalete gittim. Ama gözüm her yerde kahverengi, avuç içi kadar yaratık arandı durdu.

Tuvaletten çıkınca fark ettim ki benim mimiklerin telli, süngerli kılıfını girişteki duvara monte masanın üzerinde bırakmışım. Öyle bembeyaz özellikle fark edilsin diye bırakılmış sanki. Tarçın’ı aradım hemen. “Kızım dedim rezil oldum. Ben bu mimikleri eve gelince fırlatmış masaya atmışım. Bu Remzi abi kesin gördü. Zaten dikkat çekmeye çalışan ergenler gibi böcük de böcük diye zırladım durdum” “Aman be Baharat, taktığın şeye bak onunda üzerinde her zamanki baksırı vardı ne olmuş?”

banner

CEVAP VER

*