Tüm Müslümanlar için tartışmasız şekilde dünyanın en önemli yapısı olan kabe elbette ki sadece bir binadan ibaret değildir. Kabe’nin gerek konumu gerek yapısı hakkında bilimin dahi açıklayamadığı o kadar esrarengiz olaylar vardır ki. İnançsız insanlar bile bu durumu kabullenmiştir. Kabenin hiç duymadığınız bazı sırlarını öğrenmek için videoyu sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederim.

Kabenin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz.Adem ile Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler. Kabe’nin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Hz.Adem, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz.Adem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder. Kült TV’ye abone olarak araştıran insanlar topluluğunda ki yerinizi aldıysanız Kabe’nin sırlarla dolu dünyasına giriyoruz. Az evvel bahsettiğim bu nurdan sütun Hz. Şit zamanında kaybolur, yerine bir taş kalır. Bunun üzerine Hz.Şit, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacerül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bina kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır. Hz.İbrahim Allah’ın emri ile Kabe’nin bulunduğu yere gider. Oğlu İsmail, annesi ile birlikte orada iskan eder.

Sonra İsmail ile beraber Kabe’nin yerini kazar. Hz.Şit tarafından yapılan binanın temellerini bulur ve o temellerin üzerine bugün mevcut olan Kabe’yi inşa eder. Şimdi ise, Kutsal Mekke şehrinde binlerce yıldır gizli kalmış akıl almaz sırların bilimsel kanıtlarıyla ortaya çıkışına şahit olacaksınız. Mekke, Milyarlarca Müslümana secde yönü, toplanma yeri ve İslam’ın kutsal merkezi olarak bildirilmiştir. Gücü yeten Her Müslümana Kabe, Müzdelife ve Arafat Dağı’nı kapsayan bir yolculuğa çıkarak Kutsal şehre gelmesi farz kılınmıştır. İnsan bedenini saran sinir sisteminde akmakta olan biyoelektrik gibi, dünyanın yüzeyi altında da akan “negatif” ve “pozitif” radyasyon akımları, kanalları mevcuttur. Şayet sizin kurmuş olduğunuz ev ya da işyeri ya da çiftlik negatif radyasyon akım kanallarından birisi üzerine isabet ederse, o evde başınız hastalık ve sıkıntıdan kurtulmaz. Işyerinizde daima işler ters gider. Çiftliğinizde kaza-belâ eksik olmaz, hayvanlarınız barınmaz vesaire. Aynı şekilde şayet eviniz, iş yeriniz ya da çiftliğiniz pozitif radyasyon akım kanallarından biri üzerine isabet ederse. Bu defa da eviniz son derece huzurlu olur. Dışardan çoğu zaman evinize kaçarsınız. Işyeriniz son derece verimli, bereketli olur. Çiftliğiniz, hayvanlarınız kezâ öyle. İşte bu anlattığımız akım kanallarına batıda özellikle İngiltere`de de “ley” hatları deniliyor. “Negatif” olanlarına da “kara akım hatları” tâbiri kullanılıyor. Burada bir önemli noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu dalgalara “pozitif” ya da “negatif” tâbirlerini kullanmamız, bize GÖREdir!… Bize yarar sağlaması itibariyle “pozitif”, bize yarar sağlamaması itibariyle de “negatif” deyimini kullanmaktayız. Oysa bu dalgaların kendi yönünden bir “negatif”lik ya da “pozitif”lik gibi bir ayrıcalıkları yoktur!. Yalnızca pek çok yüksek frekanslı dalgalardan daha düşük frekanslı dalgalara kadar uzanan dalga türleridirler.

Biz Kudüs, Medine ve Mekke’deki alanların yaydıkları yüksek frekanslı dalgalara “pozitif” demişiz. Esasen bu dalgalara Din-tasavvuf lisanında da “cemâl” ya da “celâl nurları” ismi verilmiştir!.. Bize göre “Pozitif” olarak nitelenen ışınımın nispeten daha düşük frekanslı olanlarına “cemâl nuru”; daha yüksek frekanslı olanlarına da “celâl nuru” denilir. Ancak dikkat edile ki. Burada anlatılan, bize çok yararlı olan bu ”cemâl ve celâl nurları” ile “mutlak cemâl ve celâl nurları” arasındaki fark, sanki kibrit ateşi ile Güneş arasındaki fark gibidir!… Gözden kaçmaya! İnsanların dahi “celâlli” ya da “cemâlî” diye tanımlanması, beyinlerinin yaydığı bu dalgalar dolayısıyladır. Yani, kiminin beyninin yaydığı dalgaların frekansı, kimine göre daha çok daha yüksektir, ki biz onlara “celâlli bir kişiliği var” deriz!. İşte dünyanın bedeni içindeki, “pozitif” enerji hatlarının kesişip sanki bir enerji santralı gibi yayın yaptığı en önemli merkez, Mekke`de bulunan Kâbe-i Muâzzama’nın altıdır ve bunun uzantısı da Arafat Dağı’nın altıdır!.. Keşif sahiplerinin keşif yoluyla gördüğü bu gerçeğe Seyyid Abdülaziz Ed Debbağ da “El İbrîz” isimli eserinde değinmiş ve Kâbe`den göğe yükselmekte olan bir “nur” sütunundan, adı geçen eserinde bahsetmiştir!.. Bu noktadaki çok güçlü pozitif enerji dolayısıyla Harem-i Şerîf`teki tüm insanların beyinleri öylesine etkilenip, öylesine güçlü bir faaliyet içine girmektedirler ki bunu anlatabilmemiz mümkün değildir. Fi sabiti- 1,618, matematikteki üstün tasarım sayısı. Kalp atışlarımızda, DNA’ sarmallarının en ve boy oranında, kainatın dodecehadron adı verilen özel tasarımında, bitkilerin filotaksi denen yaprak dizilim kurallarında, kar tanesi kristallerinde, pek çok galaksinin spiral yapısında ve sayısız yerde Yaratıcı hep aynı muhteşem sayıyı kullanmıştı. Altın oran sayısı yani 1,618… Pek çok ünlü mimari yapıda olduğu gibi Mısır Piramitleri’nin tasarımında dahi bu oranın kullanıldığı görülmektedir. Ünlü astronom Kepler, bu sayı için büyük bir hazine ifadesini kullanmıştı. Yüzlerce yıldır pek çok ünlü ressam, mühendis ve mimar Leonardo da Vinci gibi neredeyse tüm eserlerinde bu oranı kullanıyorlardı.

Estetik uzmanı Dr Steven Markout, 25 yıl süren araştırmasında DNA’mıza dahi işlenmiş bu orana göre yaratılmış insan yüzleri ve bedenlerini istisnasız tüm insanların güzel bulduğunu yaptığı büyük bir deneyle ispatladı. Bir şekli tanımlayan temel ölçülerin birbirine oranının 1,618 i vermesi onu altın oran’a yani kusursuz tasarıma uygun hale getiriyordu. Peki Ya Dünyamızın Altın Oran Noktası Nerededir? Mekke şehrinin kuzey kutup noktasına olan uzaklığı ile güney kutup noktasına olan uzaklığının oranı tam olarak 1,618 yani altın orandır. Ayrıca Mekke şehrinin Güney kutup noktasına olan uzaklığı ile iki kutup arasındaki uzaklığın birbirine oranı yine 1,618’dir. Mucize bununla bitmez; tüm insanlığın ortak yer belirleme dili haline gelmiş enlem boylam haritasına göre de Dünyanın Altın Oran noktası Mekke şehrindedir. Mekke’den günleri değiştiği ve gün dönümü çizgisi olarak belirtilen sınıra olan doğu uzaklığı ile batı uzaklığının birbirine oranı da yine 1,618’dir. Ayrıca Mekke’nin gündönümü çizgisine batı yönlü uzaklığının, dünyanın o enlemdeki çevre uzunluğuna oranı da şekilde görüldüğü gibi yine şaşırtıcı şekilde Altın oran yani 1,618 sayısını verir. Tüm harita sistemlerindeki birkaç km olan ufak farklara rağmen Altın Oran noktası Mekke şehrinden asla dışarı çıkmaz ve Kabe’yi içine alan Kutsal Bölge dairesinde kalır. Evinizde Google Earth programı’nın cetvel özelliğini kullanarak dünyadaki herhangi iki nokta arasındaki uzaklığı oldukça hassas şekilde kolayca keşfedebilir, dilerseniz enlem ve boylam koordinatları yoluyla hesaplayarak ya da basit bir hesap makinesi ile verilen oranların doğruluğunu evinizde dahi test edebilirsiniz. Görüntülerde önce Mekke şehrine sonra Kuzey Kutup noktasına başlangıç ve bitiş noktalarını nasıl yerleştirildiğini görüyorsunuz. Pozitif enlem ve boylam değerleri ile deniz yerine Karaya düşme açısından dünyanın tek altın Oran noktası Mekke şehri olabilmektedir.

Phi Matrix programı ise tabloların ve resimlerin altın oran noktasını göstermeye yarayan bir Amerikan programıdır. Dünya Enlem boylam haritasını derinliği hiç bitmeyen canlı bir tablo gibi düşünür ve bu programla açarsak Dünyanın Altın Oran noktasının Mekke şehri olarak belirlendiğini görürüz. Kuran ı Kerîmde Mekke kelimesinin geçtiği ve orada tüm insanlığa iman verecek açık delillerin varlığından bahseden tek bir ayet vardır. Ali İmran Suresi 96. ayetinde Mekke şehri ile Altın oran arasındaki bağıntı Yüce yaratıcımız tarafından açıkça nakşedilmiştir. Bu ayetin tüm harf sayısı 47’dir. Harf sayılarının altın oranını aldığımızda Mekke kelimesinin işaret edildiğini görürüz. 47 / 1,618 = 29,0. Ayet başından Mekke kelimesine kadar tam 29 harf vardır. Aynı dünya haritasındaki gibi. Eğer bir harf fazla ya da eksik olsa idi bu oran asla oluşmayacaktı. Hiçbir zorlama olmadan dünya üzerinde yaptığımız aynı işlemi yaptık ve harf sayılarının Mekke ve altın oranı işaret eden muhteşem uyumuna şahit olduk. Tüm bu işaretler göstermektedir ki; dünyayı ve matematiği yaratan tasvir edilmesi imkansız muhteşem güç yani Tanrı ile Kabe’nin ve Kutsal Bölgenin yer belirleyicisi ile Kuran’ın yaratıcısı aynı ve tek Tanrıdır. O bu mucizelerle geleceği ve insanların ortak dillerini önceden bilerek onlara işaretler verdiğini tüm insanlığa hatırlatmaktadır. Altın Oran, Mekke, Kabe ve Kuran arasındaki bağıntılarla ilgili keşifler her geçen gün bir yenisi eklenmektedir. Şekilde Leonardo pergeli olarak adlandırılan Altın oran pergeli ile yapılmış ölçümlerde Mekke şehrinin Arabistan’ın altın oran bölgesinde, Kabe’nin de Mekke şehrinin altın oran bölgesinde yer aldığını görüyoruz. Tüm bunların tesadüfen olabilmesi olasılık hesaplarına göre imkansızdır. Görüldüğü üzere Kabe gelişigüzel bir konumda bulunmamaktadır. Kabenin sırları ve gizemleri her geçen gün biraz daha fark edilmekte ve açıklanmaktadır. Fakat bu detaylar büyük resmin küçük bir parçasını oluşturuyor. Henüz bilinmeyen, açıklanması gereken nice sırları var Kabenin. Sırları idrak edip görmekten de önemli olan şey ise doğru bağlantıları kurabilmek, yani bu küçük parçaların bağlantılarını doğru kurup büyük resmi algılayabilmek. Ve bu küçük parçalar, bağlantılar öylesine fazla ki, “gerçeğe” erişebilmek veya en azından ona bir adım daha yaklaşabilmek için araştırmaktan ve sorgulamaktan asla vazgeçmemeliyiz. Kabe hakkında daha konuşulup paylaşılması gereken pek çok sır mevcut. Çok yakında instagram’da açacağım canlı yayında kabe konusunu uzun uzadıya konuşacağız. Katılmak için instagramdan arkadaşım olabilirsiniz.

CEVAP VER

*