Jules Verne ne bir kahin ne bir gezgin nede bir bilim adamıydı. O sadece bir yazardı. Ancak dünyanın şimdiye kadar görmediği türde bir yazar.

Denizler altında 20.000 fersah, Dünyanın merkezine yolculuk ve aya yolculuk gibi dünya klasiklerine geçmiş filmleri çekilmiş pek çok bilim kurgu tarzın da çocuk romanı yazmıştır. Yaşadığı zamanlarda otomobil bile olmayan Verne’nin romanlarının bu denli başarılı olmasının sebebi belki de içerilerinde ki şaşırtıcı bilimsel kehanetleridir. Jules Verne kitaplarında öyle kehanetler ortaya atmıştır ki zamanın dan 100 yıl sonra olan hatta günümüzden sonra olacak olaylara dair bile şaşırtıcı tespitleri vardır. Jules Verne bir Fransız vatandaşıydı. 1928 yılında Paris’ te çıkan bir gazete, onun Olschewitz adlı bir Polonyalı olduğunu iddia etmişse de Verne 1905 yılında öldüğü için bu mesele kapanmıştır. Verne 1850 yılında henüz gençken yazar olmak istiyordu. Fakat onun yazdığı romantik piyesler ve şiirler beğenilmediği için bir baloncu ile anlaşarak balonculuğun tarihi hakkında bir eser hazırlamaya karar vermişti. Kendisi gece gündüz çalışarak, birkaç ay içinde bu eseri tamamlamıştı. Bunun üzerine kitabı Pierre Hetzel adlı bir kitapçıya götürmüş ve o da, bu eserin daha da genişletilmesi gerektiğini ileri sürerek onu atlatmıştı. Kitapçıya çok içerleyen Verne, yazdığı kitabı yakmıştı. Yanan kitabın külleri arasından Balon İçinde Beş Hafta adlı hikâye doğmuştu.

Kitapçı bu hikâyeyi büyük bir ilgi ile okumuş ve satılacağına kanaat getirmişti. Bunun üzerine Hetzel ile 20 yıl süreyle her yıl iki kitap yazmak ve her birine 10.000 frank ödenmek üzere bir anlaşmaya varmıştı. Verne’in kitabının birinci baskısı birkaç gün içinde tükenince Hetzel bile buna hayret etmişti. Bu sırada Nadar adlı bir havacı devasa bir balon inşasına başlayınca, Verne’in kitabının satışı büsbütün arttı. Birkaç ay sonra, Kaptan Hatteras’ın Maceraları bir dergide yayınlanmaya başladı. Bu kitapta Verne, Kuzey Kutbu keşfedilmeden 50 yıl önce bu olaydan bahsediyordu. “Gelecekte insanlar, akıllara hayret verecek şeylerle karşılaşacaklardır. Kutuplardaki buz yığınları atom kuvvetiyle eritilecek, milyonlarca dönüm verimli arazi dünyaya katılacak. İnsanlar göklere tamamen hâkim olacak. Mevsimlerin seyri değiştirilecek ve çöller birer bahçe haline getirilecek; Gezegenlere yolculuk başlayacak ve insanlar Venüs ve Merih’e gitmek için planlar kuracaklar. Sürekli barışı sağlamak için merkezi Amerika’da olmak üzere bir dünya devleti kurulacak.” Demişti Verne. Bugün böyle tahminlerdeki isabet derecesine inanmak zordur. Fakat bu kehanetlerde bulunan kimsenin, daha dünyamız bir keşif ve icat merkezi olmadan önce birçok şeyleri bildiği göz önünde bulundurulursa iş değişir. Bu adam; daha televizyon icat edilmeden 50 yıl önce ondan bahsetmiş, ilk atom bombası imal edilmeden önce bu meseleyi ele almış ve Wright kardeşler henüz uçurtma uçurduğu zamanlar müthiş süratli uçaklardan söz açmıştı. Bugün birçok dilde “Jules Verne gibi her şeyi biliyor” sözü mevcuttur. Herhangi bir şey keşif veya icat edildiği zaman vaktiyle Verne’in ondan bahsetmiş olduğundan emin olabilirsiniz.

Verne’nin kitaplarının sayfaları arasında saklı hakikatler uzun zamandan beri bütün dünyayı hayretler içinde bırakmaktadır. Jules Verne’ in kehanetleri o derece isabetlidir ki; onun 1828 yılında, henüz sinema, radyo, televizyon, uçak, hatta otomobil icat edilmeden önce doğduğuna inanmak zordur. Verne, atom enerjisinden bahsettiği zaman ne Curie radyumu keşfetmeye koyulmuş, ne de Marconi hava aracılığıyla haber göndermeyi hayalinden geçirmişti. Oysa ki Verne; tam bir isabetle, birçok keşif ve icatları önceden sezmişti. Örneğin, ilk olarak Palomar Tepesi’ ndeki teleskopu ele alalım. Bu devasa teleskop; bugün meçhul âlemlerin sırrını çözmek için kullanılmaktadır. Bunu meydana getirmek için yıllarca uğraşmak gerekmiştir. Oysa ki Jules Verne böyle bir teleskoptan uzun zaman önce bahsettiğinden bu yeni bir fikir sayılmaz. Palomar teleskopu inşa edilmeden 75 yıl önce, o, bir süper teleskoptan bahsetmiş ve halkı hayretler içinde bırakmıştı. Bugünkü devasa teleskopla onun bahsettiği teleskop arasında büyük bir benzerlik vardır. Bugün dev uçaklar havada uçmakta ve helikopterler herkesin ilgisini çekmektedir. Fakat Verne hayatta olsaydı buna hiç de şaşmazdı. Zira o hayatta iken çevresindekilere geleceğin uçan makinelerde olduğunu söylüyordu. Halk havada ağır bir makinenin uçabileceğine inanmadığı için onunla alay ediyordu. Verne’in hayalinde yaşattığı uçak aşağı yukarı, sağa ve sola doğru hareket edebilen helikopterdi. Son yıllarda kimyagerler, kâğıdı en şaşılacak maddelerden biri olan plastiği elde etmek için kullanmaya başlamışlardır. Yarım yüzyıl kadar önce bilim adamları kâğıdın yumuşak ve çürük olduğunu sanıyorlardı. Oysa Verne aksi kanıdaydı.

O, kâğıdın oldukça sağlam bir madde olabileceğini söylüyordu. Verne, zamanında radyodan da bahsetmişti. 1889 yılında o, odalarında oturup televizyon’u seyreden insanlardan bahsettiği zaman bunları okuyan Amerikan halkı şaşkına dönmüştü. Verne’ in ‘Phonotelephote’ adını verdiği aletle, bir insanın telefonda konuştuğu kimsenin yüzünü görmesi mümkün olacaktı. Verne’in yaşamı zıtlıklarla doludur. Kendisi bir bilim adamı olmadığı halde, onun yazıları bilimsel kehanetin birer harikasıdır. O, büyük seyahatlere çıkmamasına rağmen, ömründe hiç görmediği yerleri harikulade bir şekilde tasvir etmiştir. Bundan sonra Verne, Dünyanın Merkezine Seyahat adlı eserini yazdı. Bunu Dünyadan Aya kitabı takip etti. 45 Yıl süreyle Verne satış rekorları kıran birçok eser yazdı. Fakat Verne diğer kitapçılardan gelen parlak teklifleri reddederek sonuna kadar Hetzel ile çalıştı. Bu sayede ikisi de zengin oldular. Verne’in hikâyeleri o kadar inandırıcıdır ki, bilim adamları bile bunlar üzerinde uzun uzun düşünmüşlerdir. Marconi, bir gün Verne’in kendisine büyük yardımı olduğunu açıklamıştı. Deniz altı gemileri icat eden Simon Lake ise bu hususta Verne’den ilham aldığını açıkça söylemişti. William Beebe ve August Piccard da Verne’ in kendilerine yardımı dokunduğunu gizlememişlerdir. Verne atom enerjisinden bahsettiği halde atom bombasını hiç hatırından geçirmemiştir. Fakat o, insanların yeni makineler icat etmeye devam ederlerse, bir gün kendi makinelerinin kurbanı olacaklarını söylemişti.

Verne, atom enerjisinin kutuplardaki buzları eritmek gibi işlerde kullanabileceğine inanıyordu. Bütün bu açıklamalar onun ne büyük bir dâhi olduğunu açıkça göstermektedir. Florida’dan yapılan atışın aksayan en küçük yanı bile yoktu. Uzay gemisi, Ay’a doğru büyük bir hızla ilerliyordu. İçindeki aeronotlar yatar koltuklarından doğrularak bu önemli olayı kutlamanın zamanının geldiğine karar verdiler. Biri koca bir şişe şampanya çıkardı, kadehlere dolduruldu ve dünyamızın uydusu ile birleşmenin şerefine içildi. Sandığınız gibi, olay, geçtiğimiz ay ve yıllarda göğü yırtarak Ay’a yollanan uzay gemilerinin birinde geçmedi; bundan yıllar önce ünlü Fransız yazarı Jules Verne’in sonsuz ve korkunç denebilecek kadar güçlü hayal dünyasında cereyan etti. Yaşadığı sürece Verne, insanoğlunun bir gün Ay’a ulaşacağına inanmış ve Ay yüzeyinde izleri bırakacak ilk insanın bir Amerikalı olacağını ısrarla belirtmiştir. 1865 Yılında kaleme aldığı Ay’a Seyahat ve Ay Çevresinde adlı eserlerinde işlediği ay seyahati 1969 yılında, başarı ile görevini tamamlayan Apollo 11 seferi ile şaşılacak kadar büyük benzerlikler göstermektedir. Verne’in hayal ürünü uzay kapsülünde iki Amerikalı, biri de Fransız olmak üzere üç kişi vardı. Hatırlanacağı üzere Apollo 11 uçuşu da üç astronot tarafından gerçekleştirilmiştir. Verne’ in kapsülünün boyutları Apollo 11 modülünün boyutlarına inanılmayacak kadar yakındı. Ünlü dâhinin tarif ettiği konik silindirik bir mermi şeklindeki kapsülün boyu 4,5 metre; çapı da 2,7 metreydi. Apollo 11 kumanda modülünün boyu ise 3,3 metre; çapı 4,9 metreydi. Fırlatma merkezleri de aşağı yukarı aynıydı. Verne Florida dan geçen 27. Enleme yakın bir nokta seçmişti. Bu nokta, günümüzde NASA’nın bütün uzay araçlarının fırlatıldığı Florida’ daki Cape Kennedy üssünün sadece 224 km. batısında kalmaktadır. Verne’in eserlerinde Teksas eyaleti son ana kadar uzay uçuşlarının kendi sınırları içinden başlatılması şerefini elde etmeye çalışmış; fakat başarı sağlayamamıştır. Bugün uzay uçuşlarının safhalarını düzenleyen görev kontrol merkezi Teksas’tadır.

Verne kapsülün ilk hızını saniyede 10800 metre olarak hesaplamıştı. Apollo 11’in üçüncü kademe motorları ateşlendiğinde ilk hız şaşılacak bir yakınlıkla saniyede 10660 metreye ulaşmıştır. Verne kapsülünün Ay’ a ulaşması için 97 saat, 13 dakika, 20 saniyelik bir süre tanımıştı. Apollo 11 ’in süresi ise 103 saat, 30 dakikaydı ve yüzeye inmeden önce Ay çevresinde, Verne’ in kapsülünün döndüğü yükseklikte, tur yapmıştır. Her iki kapsüldeki uzay adamları ağırlıksızlığın etkilerini hissetmişler. Ay yüzeyinin fotoğraflarını çekmişler, incelemelerde bulunmuşlardır. Ek olarak Verne’ in aeronot’ları Neil Armstrong ve Edwin Aldrin’in efsanevi gezintilerini yaptıkları Sükûn Denizi’nin haritasını da çizmişlerdir. Uçuşların sonuçlanması bile büyük bir benzerlik gösterir. Yıllar önce Jules Verne’ in hayal gücü ile Ay’a gönderdiği kapsül, Apollo 11 gibi Pasifik Okyanusu’na inmiş ve içindeki uzay adamları bir harp gemisi tarafından kurtarılarak Amerika’da büyük törenlerle karşılanmışlardır. Juleus Verne’nin eserlerinde bu ve bunlar gibi binlerce kehanet daha vardır.

CEVAP VER

*