Hemen her gölün kendisine ait bir efsanesi vardır. Bu efsanelerin pek çoğu Turistik amaçlarla uydurulmuş söylentilerden ibarettir. Ancak Kırgızistan’ın Issık gölünde yaşananlar turistik kaygıların çok ötesinde gözlemlenen şeylerse insanın hayal gücünü zorlayan cinsten. Dünyanın en fazla mağarasına sahip olan dünyanın bu en büyük 2. Gölünde gerçekten de garip bir şeyler oluyor. Ruslar’ın yıllardır gölde yürüttüğü faaliyetler uygulanan garip yasaklar civar halkın yaşadığı akıl almaz olaylar sır perdesinin arkasında halen devam ediyor.

– İlk bakışta cenneti andıran muhteşem bir göl
– Garip İzler… Kaybolan İnsanlar

Issık Gölü Kırgızistan’ın kuzey doğusunda, Kazakistan sınırına yakın bir bölgede, kuzeyinde Küngöy Ala dağları ve güneyinde Teskey Ala dağları arasındaki tektonik çukurda yerleşmiş, ortalama deniz seviyesinden 1606 m yükseklikte konumlanır. Güney Amerika’daki Titicaca gölünden sonra dünyanın ikinci en büyük dağ gölüdür. Karla kaplı dağlarla çevrelenmiş olmasına rağmen, gölün suları hiçbir zaman donmaz; bundan dolayı gölün adı “ısı veya sıcak, ılık göl” anlamına gelen Kırgız Türkçesi’nde “Isık Köl”dür. Kırgız Türkleri bu göl için “Kırgızistan’ın incisi” diye adlandırmışlardır. Göl’ün uzunluğu batı-doğu yönünde 182 km, kuzey-güney genişliği 60 km’dir. Kıyılarının toplam uzunluğu 988 km olup 6.236 km²’lik bir alanı kaplar. Gölün ortalama derinliği 278 m, en derin yeri 668 m’dir. Isık gölün güney kıyılarına karşın kuzey kıyılarında kıyı birdenbire derinleşmez ve fazla derin değildir. Güney kıyılarında eşderinlik eğrileri daha sıktır. Gölün dağlarla kesişen kısımlarında yüzlerce su altı mağarası keşfedilmemiş şekilde dağların derinliklerine ilerlemektedir. Issık gölü dünyada en fazla mağaraya sahip olan göl ünvanını elinde bulundurmaktadır. Gölün altındaysa antik bir şehrin kalıntıları bulunmaktadır. Kırgız efsanelerinde Antik kentin son hükümdarı “uzun kulaklı” bir dev olan Kral Ossounes’in doğa üstü güçlerinden sıkça bahsedilir. Efsaneye göre, Ossounes’un “göz açıp kapayıncaya kadar” dağların tepeleri arasında uçabildiğinden ve onun hem suda hem karada yaşadığı ancak bir süre sonra suda daha fazla zaman geçirmeyi sevdiği için nehirlerin yönünü değiştirerek kenti sular altında bıraktığı ve Issık gölünün bu şekilde oluştuğu anlatılır. Tarihi çok eski çağlara dayanan gölün civarın da bulunan mağaralarda eski çağlarda çizilmiş insanları andırsa da insan olmadığı anlaşılan birbirinin aynı pek çok yaratık tasviri vardır. 1930’larda, Ilya Grabovsky adlı bir araştırmacı etrafı buzullarla kaplı olmasına ve kış ayların da hava sıcaklığının -30 derecelere düşmesine rağmen gölün neden donmadığını araştırmak üzere bölgeye gelir. Sonrada civarda ki insanlardan göl ve çevresinde yaşanan garip olayları işitir. Açıkçası civarda yaşanan esrarengiz olaylar o günde bugün de bölge halkı için bir söylence değil gerçek bir realitedir. Çünkü gözlemler ve temaslar sık sık yapılmaya devam etmektedir. Grabovsky bölge de yaşayan yaşlı insanlardan gölün uzak bölgelerinde ki bazı gizemli mağaraların varlığını işitmiş ve buraları araştırmak üzere yerel bir rehber arayışına girişmişti. Başlarda herkes bu konuda isteksiz olsa da nihayetinde Stoyan isimli bir köylü ona rehberlik yapmayı kabul etti. Stoyan Grabovsky’ye 10 sene kadar evvel arkadaşlarıyla balık avladıkları sırada gölün kuzeybatı kısmında bir tür yer altı mağara sistemine bağlanan derin bir çukur gördüklerini anlattı. Ertesi günü ekipmanlarını alarak bölgeye geldiler kuyudan sarkıp mağara sistemini keşfetmeye başladılar. Akşam üzerine doğru mağaranın derinliklerin de 10 metre civarında insana benzer 3 iskelet buldular. İskeletlerin boynunda üzerleri mücevher işlemeli gümüş kolyeler vardır. Kolyeleri alarak oradan uzaklaştılar.

Bu gümüş kolyeleri eritip üzerlerinde ki mücevherleri de sattılar ancak Gobrosvki kolyelerden küçük bir parçayı incelemesi için Sovyet bir bilim adamı olan Dimitri Brejnev’e yolladı. Parçanın yaşı tespit edilemedi. Bu olaydan sonra Grabovsky araştırmalarını derinleştirerek yerel polis ve gazete kaynaklarını inceledi. 1800’lerde yaşanan bir olay dikkatini çekti. Gürcistan’dan bölgeyi çok beğenerek ara sıra tatile gelmek için gölün tenha bir kesimin de baraka yapan bir ailenin yaşadığı olay -ki o dönemler Gürcistan Rus imparatorluğunun bir parçasıydı. Ve resmi kayıtlara geçen araştırmalar. 7 Çocuklu bu aile yaz aylarında yaptıkları barakaya yerleşir ve yazın büyük kısmını burada geçirir. Çocuklar göl kenarın da oynarken bir takım izler görür ve bunları takip etmeye başlarlar. İzler ilerideki tepede büyük yuvarlak bir kayanın önünde son bulmaktadır. Demir çubuklarla kayayı oynatırlar ve bir geçitle karşılaşırlar. Geçitte bir süre ilerledikten sonra devasa bir iskelet görürler ve bir takım sesler duyarlar panikleyerek mağaradan çıkarlar ancak bir çocuk içeride kalır. Çocukların babası hemen mağaraya koşar ancak labirenti andıran bu mağarada bir sonuca ulaşamaz ve yetkililerden yardım talep edilir. Mağarayı araştırmaya başlayan yetkililer 4 büyük insansının daha iskeletine rastlar ayrıca bir görevlide tünellerde kaybolur. Aramalar sonlandırılır ve mağaranın ağzına bir süre sonra Çar’ın askerleri tarafından beton dökülür ve üzeri de toprakla kapatılır. Bu olayları resmi polis kayıtları ve ifadelerden öğrenen Gobrosvki söz konusu mağarayı bulmak istemiş ancak tüm araştırmalarına rağmen bulmayı başaramamış yahut bulduysa da bu konuyu kayıtlarına işlememiştir. Ilya Grabovsky konu hakkında 15 sene süren araştırmalarının ardından 1945 senesinde hazırladığı raporu Sovyet hükümetine sundu. 1946 Haziran ayında Moskova Üniversitesinden Deniz biyologları doğa bilimcileri ve dağcıların da olduğu kalabalık bir heyet bölgede 3 sene boyunca incelemelerde bulundu. 1950 senesinde bu Issız bölgede devasa bir araştırma merkezi kuruldu. Civar yerleşim yerlerinin büyük kısmı boşaltıldı. Göl ve civarı yasak bölge ilan edildi. Sovyetlerin bir takım canlıları silah haline getirebilmek için genetik testler yaptığı sır değildi. 1980lere gelindiğindeyse Bölgedeki araştırma merkezi torpidoların, denizaltı füzelerinin ve askeri dalış ekipmanlarının test edildiği bir üs haline getirildi. Aynı zamanda Sovyet ordusunun ‘kurbağa adam’ olarak bilinen keşif dalgıçlarının sürekli eğitimini yaptığı iki yerden biriydi. Bir diğer yerde ünlü Baykal Gölüydü. 1982’de Issık Gölü’nde Denizci binbaşı Mihail Grushenka kurbağa adamların rutin eğitimini üstlenmişti. Eğitim dalışı esnasında kurbağa adamlar suyun altında garip bir yüzücü grubu ile karşılaşır. Bu insansılar çok büyüktü ve buzlu sularda yüzmelerine rağmen, üzerlerinde hiç bir koruyucu giysi yoktu. Derileri son derece parlak ve gümüşe benziyordu. Grushenka’nın raporuna göre belki de bu deri değil bir tür giysi olabilirdi. Varlıklar 45 metreden daha derin bir derinlikte görünse de, hiçbir dalış ekipmanına kullanmıyorlardı. Sadece kafalarında küre şeklinde kask benzeri bir şey olduğu azda olsa görülüyordu. Raporun Sovyet yüksek komutasına ulaşmasıyla birlikte bu canlıların bir kısmını veya tamamını su altında yakalamak için bir keşif girişimi başlatıldığı bölgeye yedi kurbağa grubu gönderildiği iddia edilmektedir. Bir başka iddia da Sovyetlerin çok önceden zaten burada pek çok varlığı yakalayıp incelediği yönündedir. Eski Afgan savaşı gazisi ve bu davayı kapsamlı bir şekilde araştırmış olan yazar Mark Shteynberg konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamaysa çok dikkat çekici. “Kurbağa adamlar yaratığı bir ağla suyun altında yakaladı, Ancak yaratık onları hızlı gölün derinliklerine çekti. Bazı dalgıçlar vurgun yedi bazılarıysa bilincini kaybetti. Ekiple bağlantının kesilmesinin ardından suya giren ikinci ekip yarı baygın dalgıçları bulup su üzerine çıkarttı ağ ise parçalanmış ve boştu. İlginç olansa ağın kesici bir aletle kesildiği izlenimi uyandırmasıydı çünkü belirli aralıklarla dümdüz 2 ye ayrılmıştı. Kurtarılan 4 dalgıçtan 3 tanesi feci şekilde can verdi diğeri ise aklını kaçırdı. Bu olayın doğrudan bir sonucu olarak, SSCB’nin Buso Askeri Servisi’nin komutanı General V. Demyanko, yerel yetkilileri dev su altı insansılarını yakalamaya çalışmanın tehlikeleri hakkında bilgilendirmek için Issik Kul askeri üssüne transfer edildi. Bu, Sovyet yüksek komutasının, İssik Kul’taki bu tür canlıların varlığından haberdar olduğunun kanıtıdır. Yaratıklar gerçek olmasaydı yakalanmasına karşı bir emir de doğal olarak yayımlanmazdı. Bundan kısa bir süre sonra, Savunma Bakanlığı, Türkmenistan askeri bölgesinin genel merkezine yönelik özel bir bülten yayınladı. Bülten, benzer şekilde suda yaşayan insansıların görüldüğü diğer göllerin yanı sıra, Issık gölü etrafında zaman zaman alçak irtifa da ve sığı sularda görülen metal benzeri parlak cisimlere kesinlikle yaklaşılmaması gerektiğini deklare ediyordu.

Bu emir bizlere Issık kulda yaşananların sadece bu bölgede değil başkaca bölgelerde de rus yetkililerce gözlemlendiği konusunda fikir veriyor. Rus yazar Mihail Demidenko Sovyetlerin yıkılmasının ardından bölgede 1992 senesinde bir araştırma yaptı. Askeri yasağın ardından bölgeye tekrar dönen Issık yerlileri göl üzerinde sık sık uçan diskler ve ve gölde balık avlarken kayıkların alından geçen insan benzeri devasa varlıklar gördüklerini ifade ettiler. 2001 yazında göl kenarında kamp yapan bir grup gece yarısı sahilde gölden çıkarak sahilde 5 metre kadar yanlarına gelen parlak derili 2 dev insansı görüp yetkilileri haberdar etmiş bunun üzerine göl 1 sene boyunca turist ziyaretine kapatılmıştır. Kampçılar uluslararası medya’ya olayı anlatmış yetkililerse Sudaki bir tür bakteriden ötürü kampçıların halisülasyon gördüğünü. Bakteri yüzünden de gölü ziyarete kapattıklarını açıklamışlardır. Bu haberlerin ardından gözler göle çevrilince pek çok ünlü belgesel kanalı büyük bütçeler ve modern ekipmanlarla bölgede araştırma yaparak belgeselleştirmek istemiştir. Bu yüzdende yetkili makamlara 35 ten fazla izin başvurusu yapılmış fakat yetkililer tüm başvuruları kısa süre içerisin de ret etmişlerdir. Sovyetlerin yıkılmasıyla burada bulunan askeri üs sivil bir araştırma laboratuvarına çevrilmiş ve halen Rus’ların kontolü altında faaliyetlerine devam etmektedir. Günümüzde bölgeye giden turistler günün sadece belirli saatlerin de göle girebilmekte gölde dalış yapmak ve etrafında mağaralara girmek ise kati şekilde yasaktır. Görgü tanıklarının İfadeleri, Askeri bültenler, arşiv kayıtları, araştırmacıların raporları ve yıllardır göl ve civarında uygulanan sıkı yasaklar olayların doğruluğunu ispat etmektedir.

CEVAP VER

*