Massachusetts Teknoloji enstitüsü yani MIT’nin Amerikan ordusu için geliştirdiği savaş teknolojileri tüm dünyada yankı bulmuştur. Bu sayede Pentagon ve hükümetten aldığı mali destek ellerinde ki kaynakları neredeyse sınırsız bir hale getirmiştir. Pek çok halka açık projenin yanında bazı çok gizli projelerde yürüttüğü sır değildir.

Bu gizli projelerden bir tanesi ve belki de en önemlisi de kısa adı ifp olan implosion fabrication projecttir. Projenin başındaysa dünyaca ünlü Nöroteknoloji profesörü Edward Boyden bulunuyor. Bu proje için en önemlisi diyorum çünkü yakın bir tarihte tüm dünyayı sonsuza kadar ciddi şekilde değiştirme potansiyeline sahip. Nesnelerin ve insanların küçültülmesi öznesine pek çok bilim kurgu ve fantastik türde ki filmlerden aşinayız. Bu filmlerin en başında 1987 yapımı innerspace ve ilk olarak 1865 tarihin de roman olarak yayınlanan daha sonrada bir çok defa beyaz perdeye aktarılan Alice harikalar diyarı gelmektedir. Innerspace filmin de Dennis Quaid Havacı bir teğmen olan Tuck Pendleton isimli karakteri canlandırmıştır. Pendleton modüler bir deniz altıyla özel ışınlar sayesinde küçültülüyor. Bir tavşana enjekte edilmesi gerekirken Jack Putter isimli bir market çalışanına enjekte ediliyor. Jack Putter, bugün kendini komik hissediyor. Gününü 25 saat yaşayan bu hastalık hastası için hiçbirşey yeni değildi. Ama yeni olan bir şey vardı. Jack birşeyler duyuyordu. “Bana sahip oluyorlar” diye ağlıyordu. Jack’in duyduğu ses Tuck Pendleton’a aitti. Diğer bir baş yapıt olan Alice Harikalar Diyarın da ise Alice adında bir kız çocuğunun, bir tavşan deliğinden geçerek küçülmesi ve girdiği fantastik bir dünyada başından geçen hikâyeleri anlatır. Bu hikâyeler yoluyla yetişkinlerin dünyasının, saf, temiz bir çocuğun gözünden ne kadar saçma göründüğünü gözler önüne sermektedir. Alice Harikalar Diyarında, dünya çocuk edebiyatının en tanınmış klasiklerinden birisi olarak kabul edilir. Ancak yalnızca çocuklara değil, yetişkinlere de hitap eden fantezi, roman, film, oyun ya da epik şiir olarak de değerlendirilmiştir. Viktorya döneminin politik ve dini çekişmelerini hicveden bir alegori, bir sembolizm olarak da görülmüştür. Bilim için insanların ve nesnelerin küçültülmesi bazı sebeplerden dolayı olanaksızdır. Bir cismi küçültmek için gereken enerji atom bombasının ürettiği enerjiden daha fazla (Örneğin 800 kilotonluk bir Rus Topol füze başlığı3 3,34 katrilyon joule enerji üretiyor); çünkü küçültme derken fizik sabitlerini değiştirmekten söz ediyoruz. Özetle birini küçültmek için birkaç fizik yasasını çiğnemeniz gerekiyor; ama fizik yasalarını ihlal etmek imkansızdır. Peki bu konuda hile yapabilir miyiz? Atomları Güneş Sistemi’ne benzeten analoji kısmen doğru. Güneş ile Dünya arasında 150 milyon km var ve Güneş Sistemi’nin dış sınırı bizden 1,5 ışık yılı mesafede bulunuyor. Buna benzer olarak bir atomun yüzde 99’undan fazlası da uzay boşluğundan oluşuyor. Atom kütlesinin yüzde 99’undan fazlasını barındıran atom çekirdeği ile çevresinde dönen elektronlar arasında büyük bir mesafe bulunuyor. Peki atomların boşluğunu alarak nesneleri küçültebilir miyiz? Örneğin, ambalaj köpüğünü keserek bir insan kafası yapar ve bunu Dünya’nın en derin yeri olan Mariana çukurunda görülen basınca eşdeğer bir güçle sıkıştırırsanız (1106 bar, yani deniz seviyesinden 1106 kat yüksek basınç) köpük kafamız 30/1 oranında küçülecektir. Aynısını atomlara yapabilir miyiz? Bunun için kuantum fiziğindeki Heiseberg’in belirsizlik ilkesini ve Pauli dışarlama ilkesini yenip elektronları atom çekirdeğine doğru bastırmamız gerekiyor.

Belirsizlik ilkesi uyarınca elektronlar atomun etrafında belirli bir yörüngede dönmek yerine, olası yörüngeler arasında sıçrayarak dönüyorlar. Bu yüzden somut yörüngelerde değil de ara sıra gerçekleşen olasılıklardan meydana gelen yörünge bulutları oluşturuyorlar. Bunlara yörüngemsi diyoruz. Pauli dışarlama ilkesi ise iki elektronun aynı yörüngemside bulunmasını yasaklıyor. Dolayısıyla elektronları atom çekirdeğine doğru birbirlerine temas etmeyecek şekilde sıkıştırmamız gerekiyor. Oysa belirsizlik ilkesi de elektronların konumu ve hızını aynı anda kesin bilmemizi yasakladığı için elektronları bu kadar dikkatli bir şekilde çekirdeğe itemiyoruz. İşte bu yüzden atom sıkıştırma yoluyla küçültme işlemi sırasında bize atom bombasına eşdeğer enerji gerekiyor. Bazı bilim insanları Nükleer Füzyonla insanların küçültülebileceğini iddia etmişlerdir. Elektronları çekirdeğe doğru sıkıştırırsak protonlarla birleşip nötrona dönüşürler. Bu da atom çekirdeklerini yok eder. Düşünün, hidrojen atomu bir proton ve bir elektrondan oluşuyor. Elektron çekirdekle birleşirse geriye tek bir nötron kalır ve adı üstünde, bunu ancak aşırı yoğun nötron yıldızları yapıyor. Peki bir hile daha yapsak? Atomları ısıtıp elektronları koparsak ve sadece iyonize olan serbest atom çekirdeklerini sıkıştırsak? Ancak, bunun için bir insanın vücut sıcaklığını 10 bin dereceye çıkarmanız gerekiyor. Bu da o kişiyi buharlaştıracaktır. Buna rağmen atomları birleştirmeyi başarırsanız o zaman da nükleer füzyon başlatırsınız. Özetle bir insanı küçültmek için o insanı oluşturan atomları küçültmemiz gerekiyor. Oysa atomların boyunu (büyüklüğünü) evrensel fizik sabitleri belirliyor ve tüm sabitleri de Planck sabiti denilen temel enerji sabiti belirliyor. Dolayısıyla bir insanı küçültmek için evrenin Planck sabitini değiştirmek gerekiyor. Ancak, bunu değiştirirsek evrenimizi yok etmiş ve başka fizik kurallarıyla yepyeni bir evren yaratmış oluruz.

“Fizik kanunları ötesine geçmeye bilgisi veya cesareti olmayanlar için vardır.” Sir Isaac Newton

Günümüz insanlığı mikroçiplerin dünyasında yaşıyor. teknolojinin küçülmesinin dünyamız için devrimsel etkileri olabilir. Mikro çipler yerine nano çiplerin üretilebilmesi tasvir bile edilemeyecek yeniliklere sebep olur. Kan dolaşımına enjekte edilen ve hastalıklarla savaşmak için programlanan minik nano robotlar kavramı çok daha uygulanabilir bir hale geldi. Böyle bir teknolojinin geliştirilmesi bilinen tüm ameliyatların ve pek çok hastalığın sonunu getirir. MIT’nin nöroteknoloji profesörü olan Ed Boyden, sosyal medyada fizik kurallarının arkasından dolanan implosion fabrication projesinde geliştirilmekte olan patlama cihazı adı verilen bir cihaz paylaştı. Bu cihaz nesneleri belirli bir boyuta kadar minyatürleştirebiliyor. İşlem, bilim adamları tarafından tasarlanan ışık düzeneğinin yarattığı atom burgaçlarına dayanıyor. Bir kaç deney objesini Özel hidrojeller yardımıyla 3 boyutlu iskeletlere indirgeyerek fonksiyonel malzemelerle tanımlanmış noktalarda biriktirdiler. Daha sonra, araştırmacılar nesneleri bir asit kullanarak kontrollü bir şekilde dehidrasyon yoluyla küçültürler. Bu yöntem fizik kurallarına’da aykırı değil ve olasılıklar sınırsız, çünkü ister metal olsun ister bioyolojik DNA isterse kuantum nokta parçacıkları her şey atomlardan oluşur ve atomların %80 veya fazlası sadece boşluktur. Bu yüzden de bu teknik her materyal üzerinde kullanılabilir. İşlem en anlaşılır şekliyle atomların boşluğunu alıyor. Buda bilinen her nesnenin %80 oranında küçültülebileceğini gösteriyor. Bu projeye aslında, ilk başlarda nesneleri büyütmek için başlanmıştı. Örneğin altın ve gümüş parçaları. Proje ilerledikçe araştırmacılar nesneleri büyütmenin imkansızlığını kavrarken küçültmeninse bilimsel inanışların aksine çok daha kolay olduğunu keşfetti. Projenin kökeni 2014 yılında Ed Boyden’nin genişleme mikroskobu adı verilen bir cihaza dayanıyor. Küçültülmek istenen objeler bir jelin içerisine koyuluyor ve daha sonra özel ışınlar vasıtası ile molekülel dehidrasyona uğratılıyor. Tıpkı alkolün vücuttaki suyu yok etmesi gibi bu cihazda atomun içerisinde ki boşlukları yok ederek işlevsel kısımları sıkıştırıp birbirine yaklaştırıyor. Bu işlemin doğada nasıl bir karşılık bulacağı henüz test edilmedi.

Ancak bu teknolojinin sağladığı olanaklar, robotik ve optik alanlarında yapabilecek şeyler için sınırları kaldırıyor. Görünüşe göre bu araştırmalar sınırsız olanaklara küçük bir kapı açıyor. Bu teknolojinin en büyük avantajıysa son derece basit malzemelerle ve kolay şekilde gerçekleştirilebiliyor oluşunda yatıyor. Nispeten basit ve güvenli olduğu için, süreç okullardaki fen laboratuvarlarından en karmaşık bilimsel araştırma merkezlerine kadar her yerde gerçekleştirilebilir. Deneyler şu ana kadar Metal ve plastikten oluşan Silindir, küp, küre ve üçgen şekiller üzerine gerçekleştirilmiş ve başarıya ulaşmıştır. Ancak MIT bu özel cihazın çok daha büyük bir versiyonunu tasarlamaya başladı ve 2020 senesinde aktif hale getirecekler. Aynı yıl içerisinde fare, tavşan ve maymunlar gibi denek hayvanları üzerinde yapılacak test programları çoktan tasarlandı. Projenin en büyük 2 Finansörü olan Pentagon ve Nasaysa MIT’ye tarihi öne çekmeleri için yoğun bir baskı yapıyor. Nihayetin de Bu teknoloji ile Nasa Uzay araçlarında ki yüksek yakıt hacmi hendikapından kurtularak çok daha uzak sistemlere roketler yollayabilir, uzaya gönderilen sınırlı malzemeleri neredeyse sınırsız şekilde nakil edebilir hatta bir koloni kurmak için gerekli inşa malzemelerini dahi minyatürleştirerek hızlı şekilde hedef gezegene nakil edebilirler. Pentagonsa dünyanın hemen her yerinde bulunan Amerikan ordusuna ait unsurlara lojistik sağlayan en büyük ağı elinde bulunduruyor. Tank, top, füze gibi pek çok askeri teçhizatı bu sayede minyatürleştirerek nakletmesi halinde milyarlarca dolar tasarruf etmesi kaçınılmazdır. Öte yandan nükleer silahları da kolayca farklı ülkelerin sınırlarından geçirilmesi söz konusu. Elbette ki bunlar bu teknolojinin yapabileceklerine dair ilk etapta sayabildiklerimiz. Kesin olan bir şey varsa kapalı kapılar ardında bu teknoloji için çok daha büyük planlar yapıldığı ve çok yakın bir gelecekte dünya çağında bir kaos çıkmaması halinde bu teknolojinin insan hayatına gireceği yadsınamaz bir gerçektir.

CEVAP VER

*