İnsanlar teknolojinin nimetleri ile günümüzde tarihin hiçbir döneminde olmadıkları kadar rahat yaşıyorlar. Üzülerek belirtmem gerekiyor ki pek çok insan bu rahatlığın getirdiği rehavetle bu durumun sonsuza kadar süreceği yanılgısına düşüyor. Aslında zaman aleyhimizde işliyor ve kaçınılmaz son hızla yaklaşıyor…

Yaşamın dünya üzerinde ilk var olmaya başladığı günden bugüne milyonlarca belki de milyarlarca yıl geçti. Canlılar var olup çoğalmaya başladıkça zaman içerisinde ortaya hakim ırklar çıktı. Dinozorlar var olduklarında tüm dünyaya hakimlerdi. Her istediklerini yapacak kadar güçlüydüler. Yinede bilinçleri olmadığı için dünyada çok fazla iz bırakamadılar bir şekilde sonları geldi. Ardından türler içinden bir başkası çıktı dünya sahnesine Primatlar familyasından Maymunlar. Bir aslan bir maymundan daha kuvvetli diye düşünebilirsiniz. Ancak maymunlar daha organize daha kalabalık ve daha zekiydi. Böylece birkaç yüz yıl dünyada hükmettiler yine de onlarda kalıcı bir etki bırakamadılar türler tarihinde. Sonra başka bir tür çıktı sahneye. Yine primatlar familyasına mensup Homo sapiens yani insanlar. Homo sapiens dinozorlar ve maymunlar döneminde de yaşam döngüsünde vardı aslında. Ancak sayıca çok azlardı. Maymunlardan egemenliği aldıklarına sayıca göreceli olarak yine azlardı ancak çok daha organize ve zekiydiler. Göz kamaştırıcı bir hızla gelişip değişmeye başladılar. Hız dediğime bakmayın bu süreç milyonlarca yıl aldı. İnsanlarda dahil olmak üzere dünya üzerinde ki tüm canlılar hem zihinsel hemde fiziksel olarak sürekli gelişip değişmektedir. Örneğin Afrika’da yaşan insanların burun delikleri Asya’da yaşayanlara göre daha geniştir. Bunun sebebi ise sıcak havada iyice kuruyan havadan daha rahat oksijen sağlayabilmektir. Daha anlaşılır bir örnek vermek gerekirse insanlar birkaç on yıl evveline kadar 32 diş ile dünyaya geliyordu. Hatta halk arasında gülünce 32 dişi görünüyor diye bir söylem dahi mevcuttur. Fakat günümüz bebekleri 28 diş ile doğmaktadır.

Çoğu din adamı bunun evrim olduğunu savunmaktadır. Evrim dini çevrelerce şiddetle red edilmektedir. Bilimsel çevrelercede şiddetle savunulmaktadır. Kısaca evrim yaşayan her şeyin tesadüfler sonucu bir araya gelen tek bir yaşayan organizmadan yine milyarlarca tür canlının yavaş yavaş zaman içerisinde evrilerek dünyadaki hayatı oluşturduğu teorisidir. Dünya’daki genel kanı evrim teorisinin Charles Darwin tarafından ortaya atıldığıysada bu görüş yanlıştır. Evrim Teorisinin kökeni antik Yunan’a dayanır. Darwin söylemesede teoriyi buradan alıp geliştirmiştir. Hatta antik Yunanda bu konu hakkında çok bilindik bir anlatım olay vardır. Çok tanrılı yunan parlamentosunda evrimi savunan filozoflar çok bilgin bir adamın halka yaratılış kavramını anlatarak halkta büyük etkiler yarattığı haberini almışlardır. Bu adamı fikren malub etmeleri gerektiğini düşünürler ve halk içinde söz düellosuna davet ederler. Aralarında bu söz düellosunu kaybederlerse 2. Bir plan olarak adamı öldürmesi için cellatları hazır bekletmeye de karar verirler. Düello günü gelir çatar. Ancak vakit gelmesine rağmen bilgin kişi ortalarda görünmez. Evrimci senatörler hemen adamın korkup kaçtığına dair bir söylenti çıkartır. Halk arasında adama inanlar uğuldamaya başlar bu arada adam çıkagelir. Senatörler adama nerede kaldığını sorarlar. Adamda yol üzerinde azgın bir ırmak olduğunu ve kayığının çalındığını bu yüzden geciktiğini söyleyerek özür diler. Senatörlerden bir tanesi Bildiğim kadarıyla oldukça ıssız bir yerden geliyorsun. Bahsettiğin ırmakta da ne bir kayık ne bir gemi yok yoksa seni ırmaktan karşıya seni yarattığını iddia ettiğin tanrı uçarak mı geçirdi diye alaya alır. Yaşlı bilge ciddiyetle hayır efendim ırmağın başında bir süre bekledim sonra ırmağın yukarısından birkaç tahta parçası yüzerek inerken birleşip bir kayık oldular bende bu kayıkla karşıya geçebildim der. Tüm senatörler gülmeye başlar. İçlerinden bir tanesi halka dönerek adamın açıkça deli olduğunu dikkate alınmaması gerektiğini söyler. Derken yaşlı bilge söz alır. Sizler bu denli kapsamlı bir canlılığın muazzam organların harikulade gözlerimizin duyan kulaklarımızın zaman içerisinde tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia ederken benim sadece basit bir kayığın oluştuğunu iddia etmem sizin deliliğiniz yanında oldukça hafif kalmıyor mu? Aslında bilim insanlarının evrim teorisini şiddetle savunuyor olması Din yobazlarının durumuna hayli benzemektedir.

Nitekim matematiğe göre yaşam olmayan bir dünyada pek çok maddenin tesadüfler sonucu bir araya gelerek yaşayan bir organizma oluşturması ve bu organizmadan yine tesadüfler sonucu dünya üzerinde ki milyarlarca farklı yaşam formunun evrilerek ortaya çıkması istatistiksel olarak imkansız olasılık hesabıyla çözümsüz bir problemdedir. Aynı şekilde bilimin diğer türleri içinde teori ispat edilememektedir çünkü günümüze kadar ulaşan yaşam çeşitliliklerinin milyarla yıl içerisinde triyonlarca ara geçiş formu olması gerekirken henüz 1 tane dahi ara geçiş formu fosili bulunamamıştır. Bilim adamları evrimi savunurlar çünkü Çoğu zaman dünya tarihini değiştiren buluşları ile Labaratuarlarında Tanrıcılığı oynamayı severler. Bu yüzdende yaratılışçılığı şiddetle red ederler. Canlıların çevreye uyum sağlamasını evrime kanıt olarak gösterirler. Ancak bunun adı sadece adaptasyondur. Daha önce pek çok videomda bahsetmiştim. İnsan nüfusu haddinden fazla kalabalık kaynaklar hızla eriyip bitiyor. Dünya’nın dengeleri bozuluyor. Şahsen belki bir nükleer felaket belki bir virüs belki de doğal afetler neticesinde nüfusun büyük kısmının ortadan kaldırılarak dünyanın dengeyi tekrar sağlayacağını düşünüyorum. Yine’de bunlardan hiç birisi insan türünü tamamen ortadan kaldırmayacaktır. Burada soru şu gelişimimiz aynı hızda devam edecek mi? Biz farkında değiliz belki ama aslında büyük bir salgın yaşanıyor ve bu salgın 2000lerde başladı. Dünyada yeni bir tür ortaya çıktı. Bu yeni tür sinsi. Katlanarak çoğalıyor. Bölgesini sürekli genişletiyor. Ve en önemlisi, bağımlılık yaratarak mecburiyetlerle adapte oluyor… hem de insanlardan çok daha hızlı. — Bazı yazarlar bu yeni türe tekniyum demişti. Açık bir dille ise teknoloji. Şimdi saçmaladın dediğinizi duyar gibiyim. Ama durun size resmin arkasında ki gizli köşeleri göstereyim sonra karar verin. Burada yapay zekayla çalışan robotlardan bahsetmiyorum. Çok daha derin bir şey anlatmak istiyorum. Eğer insanlarla teknolojinin birleşeceğine inanmıyorsanız, etrafınıza bakın.— ( ARA FOTO SLAYT) Yarım milyar yıl önce Kambriyen Patlamasıyla gezegenimizde aniden yaşam belirdi. Gezegendeki türlerin çoğu neredeyse bir gecede var oldu. Bugün, Tekniyum’un Kambriyen Patlamasına şahit oluyoruz. Her gün yeni teknolojik türler doğuyor, yetişilemeyecek bir hızla gelişiyor ve her yeni teknoloji diğer yeni teknolojileri oluşturmakta bir araç haline geliyor. Bilgisayarın icadı, akıllı telefonlardan uzay gemilerine ve robotik operatörlere kadar uzanan yeni araçlar geliştirmemizi sağladı. Zihinlerimizin alabileceğinden çok daha hızlı bir yenilik patlamasına şahit oluyoruz. Teknolojinin bizlere olan faydaları saymakla bitmez belki ama haddinden fazla kullanıyoruz.. Otobüs duraklarında birbirleriyle konuşmayan insanlara bir bakın kafalarını telefonlara gömmüşler. Sabah kalkar kalkmaz ilk yaptığımız şey aile fertlerine günaydın demek değil telefonumuza bakmak! Değişiyoruz. Dinozorları hatırlayın o zamanda insanlar vardı ancak hakim olan onlardı çizelgede bakmak gerekirse dinozorlar tüm dünyayı kaplarken insan oğlu minnacık bir noktaydı zamanla nokta büyüdü her şeyi kapladı.

Teknolojide şu an bu şekilde minnacık bir nokta. Kötü haber şu ki gelişip her şeyi kaplayabilmesi için birkaç 10 yıl yeterli olacak. Akıllı telefonlarımız. Bilgisayarlar tabletler kısacası teknoloji bağımlılığımız. Bunlar, ortak yaşamın ilkel başlangıcı. Avrupa’da İnsanlar üzerine labaratuarlarda yapılan teknolojik tıp uygulamalarında Artık beyinlerimize doğrudan bilgisayar çipi yerleştirmeye başlıyoruz, içimizde sonsuza dek yaşayacak kolesterol yiyici nanobot’ları kanımıza enjekte ediyoruz, kendi zihinlerimizin hükmettiği sentetik uzuvlar geliştiriyoruz, genlerimizi degiştirmek için CRISPR gibi genetik yazılım araçları kullanıyoruz ve kelimenin tam anlamıyla kendimizin daha gelişmiş türevlerini tasarlıyoruz. insanlar başka bir şeye doğru değişim geçiriyor. Biyolojiyle teknolojinin birleşiminden türemiş hibrit bir tür oluyoruz. Bugün bedenlerimizin dışında var olan akıllı telefon, işitme cihazı, okuma gözlüğü, ilaç; gibi araçlar elli yıl içiinde bedenlerimizin içine aktarılacak ve artık kendimizi Homo Sapiens yani insan kabul edemeyeceğimiz bir noktaya geleceğiz. Belkide derimizin altında ki çipler hem kimliğimizi hemde kredi kartlarımızı barındıracak beyinle senkronize çalışan kol bacak gibi uzuvlar başlarda sakat insanlar için bir kurtuluş olsada zamanla kendisine daha kuvvetli mekanik kollar taktırmak isteyen insanlar gerçek kollarını kestirip belkide bunları taktıracak yahut daha hızlı koşmak isteyen atletler bacaklarından kurtulup bu biyonik bacakları kullanacak. Gece görebilen kızıl ötesi gözler beynin çalışma hızını arttıran silikon çipler. Belkide 40 sene sonra kadınlar labaratuar ortamında ki yapay rahimlerde çocuklarının doğaca güne kadar oluşumunu izleyecek. Biyonik uzuvlu yapay rahimlerde oluşacak olan bu yeni karma tür artık kesinlikle insan olmayacak! İnsanlık hayal edilemez bir ahlaki belirsizlik dönemine girmek üzere.

CEVAP VER

*