Müsevilikte ki Mehdi kavramı Tevrat temelli değil Kabbala ve Talmudu referans almaktadır.

Cifir ilmine son derece hakim olan eski Yahudi kohenleri Aynı Hz Muhammed’in (sav) nerede ne şekilde zuhur edeceğini bildikleri gibi dünyaya gelecek iyi kötü Mesih, Mehdi, ve Deccal gibi bir çok zatın nerede ve ne şekilde zuhur edeceklerini çok iyi bilmekte ve kendilerince düşman gördüklerine karşı tedbir almakta her an teyakkuz durumunda bulunmaktadırlar. Yahudilerin mehdisi Deccaldir. Zaten Müslüman ve Hristiyanların mallarını canlarını hayvanlarını kendilerine helal saymaları, Dünyada ki her şeyin aslında seçilmişler olan Yahudiler için yaratılmış olduğu diğer insanlarınsa Yahudilere hizmet etmesi için yaratıldığı anlayışı Deccalin sünnetlerinden olup kabbala öğretisi haline getirilmiştir. Yahudilere göre deccal tüm dünyada ki ekonomik gelişimi elinde tutacak ona biat etmeyenler bir lokma ekmek dahi bulamayacak ayrıca Yahova’nın mucizeleri iki tarafında belirecektir. Yani cennetle cehennem iki yanında o istediğinde açık şekilde görülecektir. Fakat Mehdi’nin zuhuru ile o güne değil kontrolleri altında tuttukları Hristiyanlar fırkalar halinde Müslüman olacak ve Yahudi hakimeyetinden çıkmaya başlayacaklardır. İşte bu durumu tersine çevirmek ve deccaliyetin gelişine hazırlık yapmak için kohenlerden kalma kehanetlerde bildirilen Mehdiyi zuhur eder etmez ortadan kaldırmak adına son derece titiz bir çalışma yürütmektedirler.

Protestanlık haricinde ki tüm Hristiyan mezheplerinde mehdiyat olgusu farklılıklar gösterse de ana hatları ile aynıdır. Hristiyanlıkta ki Mehdiyat anlayışı da incil kökenli olmayıp kilise öğretisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hristiyanlara göre Mehdi tanrının oğlu İsa Mesih’in yardımcısı ve dünyaya dönüş alametlerindendir. Bazı Hristiyan mezhep ve tarikatlerin de ise Mesih ile Mehdinin aynı kişiler olduğu savunulmaktadır. İslami ve Musevi öğretilerin aksine Hristiyanlar için Mehdiyat’ın zuhuru zamanla değil olaylar ile ilişkilendirilir yani çıkış alametleri tamamlandığında çıkacaktır zamanın önemi yoktur ki bu alametlerin çıkışı Hristiyanların kendi çabalarına bağlanmaktadır. Hristiyanlıkta Mehdinin çıkış alametleri Müslümanların yer yüzünde kuvvetlenmeye başlaması, Hristiyan Devletlerle savaşması, orta doğuda İsrail devleti kurulması, İstanbul’un tekrar Hristiyanlaştırılması ve önemlisi de herkesin yakından bildiği gibi Armegeddon savaşlarının başlayarak sonlanması ile Mehdi zuhur edecektir. Nitekim evanjelizm, opus dei gibi bazı radikal Hristiyan tarikatlerinin tüm güçleri ile Armegeddon savaşlarını başlatma çabaları da bu inançtan öte gelmektedir. Mehdi’nin zuhur etmesi ile yeni bir Hristiyanlık anlayışı doğacak, İnciller birleşecek ve tüm Hristiyan mezhepleri bu inanç altında birlik sağlayacaktır. Daha sonra ise tüm Yahudiler Hristiyanlığı kabul edece dünyada sadece Hristiyanlık ve Müslümanlık kalacaktır. İsa Mesihin de gelmesi ile Müslümanlara karşı top yekün bir savaş başlayacaktır.

Kuran-i Kerim de bahsedilen kıyametin en büyük alametlerinden bir tanesi de Hz Mehdi’nin zuhurudur. Hz Mehdi yüzyıllardır İslam alimlerini derin fikir ayrılıklarına sürüklemişse de sırrını halen korumaktadır. Hazreti Mehdi, Kıyamet Arefesin de gönderileceği Peygamber Efendimiz tarafından bildirilmiş olan, Müslümanları zulüm ve sıkıntı ortamından kurtaracak, dünyada ki kötülükleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek kutlu bir kişidir. Peygamberimiz’den aktarılan sahih hadislere göre Hz. Mehdi, çeşitli hurafelerle, batıl inanç ve uygulamalarla aslından uzaklaştırılmış olan dini özüne döndürecek, Hz. İsa ile buluşacak, Bir eteği Avrupa da diğer eteği Asya da olan İstanbul başkentli büyük bir İslam devleti kuracak ve İslam’ı yer yüzünde güçlü bir konuma getirecektir. Bu sebepledir ki Müslümanlar ne zaman dara düşseler Hz Mehdiyi hatırlamış ve onun zuhur ettiğine dair çeşitli rivayetler tarih boyunca ortaya atılmıştır. Günümüzde de olduğu gibi Mehdilik iddia eden yüzlerce kendini bilmez tarihte boy göstermiş, sapkın tarikatler kurup itikatlara zarar vermişlerdir. Nitekim Hz Mehdi’nin çıkış alametleri ve kişisel özellikleri ile alakalı bilgileri bu kaldırım altı mehdileri ne kadar çekip çekiştirmeye çalışsa da hatta olmayan hadisleri varmış gibi uydursalar da Peygamberimiz konuyla alakalı tüm şüphelerden uzak kesin ve net bilgiler vererek ümmetinin gelecekte onu tanıyabilmesi için tüm gerekli bilgileri aktarmıştır. Nitekim Hz Mehdi Peygamberimizin soyundan olacaktır bir sohbetin de efendimiz şöyle buyurmuştur. “Mehdi benim soyumdandır. İsmi Benim ismim ve künyesi Benim künyem, şekli Benim şeklim, sünnet ve tavrı Benim sünnetim ve tavrımdır. Halkı Benim şeriatıma, dinime teşvik eder ve Rabbimin Kitabına davet eder. O’na itaat eden Bana itaat etmiştir ve O’na muhalefet eden Bana muhalefet etmiştir, O’nun gaybetini inkâr eden beni inkâr etmiştir.”

Mütevatir hadisler’de Hz Mehdi Medine’de doğacak ve Hz Muhammed SAV’ın soyundan gelecektir. 30 lu yaşlarında Yemen’de yerel ulama tarafından Mehdi ilan edilecek fakat o bunu kabul etmeyerek Mekke’ye geçecektir. Mekke uleması tarafından 2. Defa Mehdi ilan edildiğinde bu sefer kabul ederek görevine başlayacağı belirtilmişsede günümüz de nice iş güzarlar Arap edebiyatına atıfta bulunarak Mekke’nin tüm büyük şehirler için kullanıldığı dolayısı ile bu büyük şehrin İstanbul olduğu yönünde aslı astarı olmayan söylemler türetmektedir. Göreve başlamasının ardından Hz Mehdi A.S. Kabe’nin hazinelerini çıkartacak ve kutsal ahid sandığı gibi nice önemli emanetleri bulacaktır. Cenab-ı Allah Hz Mehdiyi bir takım mucizelerle kuşatmıştır. Örneğin başının üzerinden bulutlar bu islamın imamı Hz Mehdi’dir diye nida edecek, Kendisine karşı çıkanlara Melekler arkadan ve önden saldıracaktır. Buna benzer başkaca bir çok mucizesi daha olacak böylece Müslümanlar onu rahatlıkla diğer sahtekarlardan ayırt edebilecektir.

Mehdiyat konusunda ki en önemli tartışmalardan bir taneside Hz Mhedi’nin çıkış tarihidir. Bir çok islam alimi bu konularda gerek ayetler üzerine ebced hesapları yapmak gerekse ilham vasıtasıyla bazı tarihler ortaya atmışlarsada belirttikleri tarihlerde Mehdi’nin zuhuru gerçekleşmemiştir. Günümüzde de tüm tarih boyunca olduğu gibi gerek bazı islam alimlerince olsun gerekse bu konuda nemalanmak isteyen bazı sahtekarlar olsun Hz Mehdinin birkaç yıl içerisinde çıkacağını hatta şu anda yaşadığını beyan etmektedirler. Ancak bu konuda son derece yanlıştır. Zaten Hz Mehdi’nin Zuhuru için gerekli şartlarda oluşmamıştır. Örneğin Hz Mehdinin çıkacağı dönemde Dünya’da çok az Müslüman olacağı İslam dininin yok olmak üzere olduğu bir anda Zuhur edeceği Mütevatir hadislerde açık şekilde şüpheye yer bırakmaksızın beyan edilmektedir. Günümüz de ise böyle bir durum söz konusu değildir. Nitekim dünya çapında yapılan bir çok araştırma neticesinde İslam dininin dünyada en hızlı yayılan din olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca İslam dininin en sahih kaynaklarından bir tanesi olan Büyük alim İmam-ı Rabbani’nin Mektubat-ı Rabbani’de naklettiği hadislerde Hz Mehdi’nin hicri takvime göre yüzün başına zuhur edeceği açıkça ifade edilmiştir. Günümüzde ise bu yüz yılın başı fazlasıyla geçmiş artık ortaları yaşanmaktadır. Elbette ki en doğrusunu Allah bilir.

Ancak Mehdiyat olgusunun İslam alemi üzerinde yarattığı çok daha büyük bir hendikap daha var. Dünyada 2 milyara yakın Müslüman var. Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir çok ülkede hali hazırda dünya sahnesin de ki aktörlerden. Bunların bazıları güçlü bazıları ise güçsüz devletlerden oluşmakta. Dünyanın günümüzde ki yapısı Museviler, Hristiyanlar ve Müslümanlar olarak 3 kutba ayrılmıştır. Hristiyanlar Vatikan’a bağlıdır ve genel olarak Hristiyan devletlerin liderleri her ne kadar İnkar edilse de Vatikan’ın güdümünde hareket ederler. Musevilikse tüm dünyayı pençeleri ile saran ve sahnenin asıl sahibi siyonizmin direktifleri altında istikametini sürdürmektedir. İslam alemi ise Hilafetin lav edilmesi ile oto kontrol mekanizmasını kaybetmiş ve Müslüman ülkeler zayıf düşerek siyonizmin kuklası haline gelmiştir. Bölgesel olarak kendisini halife ilan eden liderler olduysa da bunlar bir itibar görmemişlerdir. Nitekim Hilafetin alamete-i faikalarına sahip değillerdir. Bir kişinin halife olabilmesi için öncelikle son halife yahut onun varisi tarafından Halife ilan edilmeli Hz Muhammed SAV’ın hırkasını giyerek onun sancağını ve kılıcını elinde bulundurmalıdır. İslam inancına göre bir halife ancak bu şekilde meşru sayılıp İslam alemini sevk ve idare edebilmektedir. En nihayetin de hilafet dini bir makamdan daha fazla siyasi bir makamdır. Hilafet veraseti günümüz de halen Osmanlı hanedanlığında bulunmakta Hz Muhammed SAV’ın Kılıcı ve Sancağı Topkapı sarayın da hırkası ise Fatihte bulunan Hırka-i Şerif camiin de muhafaza edilmektedir.

Resmi kayıtlara göre Türkiye her ne kadar %98’i Müslüman bir ülke olarak görünse de bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Aslında Türkiye’de ki Müslüman sayısı gerçekte çok azdır. Ülkemizde yaşanmakta olan İslam dini geleneksel İslamdır. Yani babadan oğluna doğrusu ve yanlışı ile geçen kulaktan dolma bilgilerle tatbik edilen bir din halini almıştır. Sosyal medyada ve diğer platformlarda İslam’ı en ateşli şekilde savunan bunun için başkalarına saldırıp hakaret etmekten dahi geri durmayan kişilerin bir çoğu namazın nasıl kılınacağını dahi bilmeyen kulaktan dolma bilgilerle körü körüne Müslüman olduklarını zanneden cahil kimselerdir. Nitekim yapılan kamuoyu araştırmalarında sokakta Müslüman olduğunu söyleyen her 10 kişiden 8’inin kuran-i kerimin Türkçe mealini bir kere dahi okumadıkları. Yine her 10 kişiden 7 sinin sadece Cuma namazlarını kıldığı, Her 10 kişiden 8’inin İslam Peygamberi HZ Muhammed SAV’ın kabrinin hangi şehirde olduğunu dahi bilmediği gibi acı bir gerçek ortaya çıkmaktadır. Bir insan nasıl ki durduk yere ben Doktorum, ben avukatım ben mühendisim diyemiyorsa işte Müslüman olmakta aynı bu saydıklarımız gibi söylemler çerçevesinde dahil olunabilecek bir olgu değildir. Müslüman olabilmek için hayatın her alanında olduğu gibi eğitim gereklidir. İslam dininin kendi iç dinamikleri gereği iman dairesinde kalınabilmesi son derece hassas bir dengedir örneği bir kişi helali haram haramı helal sayarsa veya kafir olmayan bir kişiye kafirlik sıfatı yüklerse yahut Kuran-i kerimde veya sahih hadislerde geçen her han gibi bir olayı yalanlarsa iman dairesinden çıkarak mürted olmaktadır. Sizlerin de hayatınızda sık sık gördüğünüz gibi ne yazık ki halkımızın din konusun da ki bu cehaleti neticesinde bir çokları sosyal medyada dahi bir başkasını kafirlikle çok rahat şekilde suçlayabiliyor veya bir ayet ya da hadisi inkar edip kendi inandıkları çerçevesinde hadiselere farklı bir yorum getirebiliyor bu durumda o son derece dindar görünen kimseler aslında dinden çıkmış oluyor. Ülkemizde ki insanların büyük kısmı bu şekilde imanını kaybetmekte fakat kendilerini halen Müslüman zannetmektedirler.

Bir başka durumda Ülkemiz de insanlar genel olarak geçim sıkıntısı çekmekte ve devlet nazarında halkın batılı ülkelerde olduğu gibi refah seviyesi gözetilmeyerek insanlara değer verilmemektedir. Bu bağlamda halkın özellikle gençlerin büyük kısmı geleceğe güvensiz ve umutsuzdur. Diğer Müslüman ülkelerin de bir çoğunda durum böyledir. İşte bu teokratik ve sosyolojik durumu son derece iyi gözlemleyen Mossad ve CIA gibi yabancı istihbarat servisleri Müslümanlar arasında nasılsa Mehdi gelecek, elimizden bir şey gelmiyor, Mehdiyi bekliyoruz, Mehdi gelince her şey düzelecek, biz bir şey yapamayız tarzı bir düşünce anlayışı aşılamakta ve çoğu cahil Müslüman buna aldanarak rehavete kapılmaktadır.

CEVAP VER

*