12000 sene evvel tüm dünya tarihini alt üst ederek inşa edilmiş gizemli bir mabet.
Hakkında ortaya atılmış bir çok teori. Göbeklitepeyi kim inşa etti? 2014 Senesinde henüz %5’i ortaya çıkartılmışken Kazı çalışmaları neden durduruldu?  Kazı ne zaman tekrar başlayacak? Göbeklitepe’de bizden saklanan gerçekler neler?

Öncelikle her şeyin net şekilde anlaşılabilmesi açısından sizlere göbekli tepenin tam olarak ne zaman ne şekilde nerede bulunduğunu kısaca anlatmak istiyorum. Şimdi Kült Tv’ye abone olarak araştıran insanlar topluluğunda ki yerinizi aldıysanız Göbeklitepe’ye gidiyoruz. Yıl 1985… Mahmut Yıldız’ın amcası tarla sürerken bir heykel buluyor, Şanlıurfa Müzesi’ne götürüyor. Müzedeki görevliler “Kireç taşıdır” diyerek oralı olmuyor ama yine de heykeli bir odaya koyuyorlar. 1992’de Alman arkeologlar Nevali Cori’de kazı yapıyor. Bölgeden çıkan heykelleri müzeye teslim ettikleri sırada Göbeklitepe’den çıkan o unutulmuş heykeli görüyorlar. Soruşturuyor, araştırıyor ve muhtardan bölgenin özel mülk olduğunu öğrenince de soluğu Yıldız ailesinin yanında alıyorlar. Gerisini Mahmut Yıldız anlatıyor: “Bize gelip kazı için müsaade istediler. Bir avukata sorduk. ‘Korkmayın, izin verin, araştırsınlar. Eğer bir şey çıkmazsa tarlayı düzeltip geri verirler, bir şey çıkarsa siz de köyümüz de fayda görür’ deyince izin verdik. Arkeologlar bir, iki ay çalıştı ama bir şey göremedi. İkinci sene geldiklerinde bir duvar buldular. Üçüncü sene bir taşın ucu gözüktü. Kazdıkça taşın üzerinde boğa, tilki motifleri çıktı. Devlet araziyi aldı, bize ödeme yaptı. Ve zaman içerisinde bugünkü haline geldi. Göbeklitepe veya Göbekli Tepe, Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur. Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10-12 dikilitaş yuvarlak planda dizilmiş, araları taş duvarla örülmüştür. Göbekli tepe hakkında genel bilgiler özetle böyle fazla uzatmadan Göbekli tepe hakkında ortaya atılan iddialara ve bizlerden saklanan detaylara geçmek istiyorum.

Kazıları yöneten Alman Arkeolog Klaus Schmidt; Adem ile Havvanın yasak elma ağacının meyvesinden yiyerek kovuldukları cennet bahçesinin Göbekli Tepe olduğunu ileri sürüyor ve ispatlarının olduğunu belirtiyor. Kendisine göre günümüzde çorak olan Göbekli Tepe, bir zamanlar çok bereketli idi. Klaus Schmidt : “Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbekli Tepe, Adem’le Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi’ndeki bir tapınaktı” İspat olarak ise şunlardan bahsediyor: İncil’in Yaradılış bölümünde cennet bahçesinin Asur’un batısında olduğu yazmaktadır. Göbekli Tepe de orada. Cennet Bahçesinin 4 nehirle çevrelendiği, bunlardan ikisinin de Fırat ile Dicle olduğu biliniyor. Asur tabletlerinde Beth Eden adlı bir medeniyetten bahsediliyor. Yeri Göbekli Tepe’nin bulunduğu yer tarif ediliyor. Tevrat’ta da bahçenin Suriye’nin kuzeyinde olduğu belirtiliyor. Eden kelimesi Sümerce Ova anlamına geliyor. Göbeklitepe de Harran Ovası’nın hemen içinde. Bu iddialarına binaen kendisine o Halde cennet dünyadaydı ve insanları bir yerden buraya getirildi. Yani Bizleri uzaylıların yaratıp buraya getirdiğini söylememiz mümkün mü? Diye sorulduğunda sessizliğe gömüldü. Milano Polytechnic Üniversitesi’nden İtalyan arkeo-astronom Giulio Magli, Göbeklitepe’nin gök cisimlerinin hareketlerini takip etmek, yıldızların konumlarını tespit etmek ve onlara tapınmak için yapıldığını iddia ediyor. Sirius; Ay, Venüs ve Jüpiter’in ardından gece karanlığındaki en parlak dördüncü gök cismidir. Magli, “Sirius 9300 yıl önce ufuk çizgisinin altında görünüyordu. Gökte aniden beliren bir yıldızın, bir dinin doğumuna sebep olduğunu düşünebiliriz, bence Göbeklitepe bir yıldızın doğumu üzerine inşa edildi” demiştir. Tapınak Şövalyeleri’nin kutsal kaseyi yüzyıllar sonra dönüp oraya sakladığı gibi söylentiler de mevcuttur. Sümerler, taşlar üzerine oyulan ve bugünkü çivi yazısı dediğimiz yazıyı bulmuşlardır. Binlerce yıllık Göbekli Tepe duvarlarında, her ne kadar bunun bir dil, alfabe, yazı olduğu söylenemese sembolik betimlemelerin olduğunu söylemek mümkün.

Bu sembollerden bazıları

Yaban domuzu, Ördek, Yılan, Aslan, Balık, Turna kuşu, Kün-Ay ki ön Türklerde baharın sembolüdür. Ant kadehi ve Umay ana: Ön Türklerde yeniden doğuş anlamına gelen ana oğul sembolü, Güneş ve ay İlginç şekillerde sembolize edilmiştir. Bu semboller Göbeklitepe’ye kazınırken Türklerin Urfa ve civarına gelmelerineyse binlerce yıl vardı. O halde göbekli tepeyi yapanlar nasıl oluyorduda Türkler’in kullandıkları sembolleri birebir tasvir edebiliyor ve kullanıyorlardı. Yapılan kazılarda yalnızca yapının %05 i gün yüzüne çıkartılmıştır. Geri kalanı gömülüdür. Göbeklitepe’deki tapınağın henüz kazılmayan Karahantepe, Sefertepe ve Hamzantepe’deki tapınaklarla birlikte bir dörtlü olduğunu savunan tarihçiler de mevcut. Yapılan araştırmalar Göbekli Tepedeki tapınakların 1500 yıl kullanıldıktan sonra bilinçli şekilde gömüldüğünü ortaya çıkartmıştır. Günümüze kadar, doğal koşullardan fazla etkilenmeden korunarak bu şekilde ulaşmıştır. Ayrıca yapılan yer altı görüntüleme çalışmalarında henüz gün yüzüne çıkartılmamış en alt katmanda ki ilk tapınağın altında yer yer çöküntülere uğramış pek çok tünel sistemi de görülmektedir. Göbekli tepe saklanan bir mabet olmasıyla da dünyada bir ilktir. Tapınaklar dini inanışların değişmesi yahut yok olmasıyla terk edilip kendi kaderlerine bırakılırlar. Fakat göbekli tepe korunabilsin diye o dönem için yıllarca sürecek zorlu bir çalışmanın ardından toprağa gömülmüştür. Ayrıca gömüldüğü toprak bölgede bulunmayan ve koruma özelliğiyle bilinen su sızdırmaz killi topraktır ki Bölgeye en yakın killi toprak katmanı günümüz Suriye sınırlarında 100 km uzaklıktadır. Buradan dini inanışın yok olmadığı sadece tapınağı saklayabilmek kurtarmak adına binbir zahmetle gömüldüğü anlaşılmaktadır. Peki bunun sebebi Nuh tufanının geleceğini biliyor olmaları olabilir mi? Nuh tufanı tapınağın gömülmesinden yaklaşık 2000 sene sonra gerçekleşmiştir. Göbeklitepe aynı zamanda Tufan öncesi döneme ait en iyi korunmuş yapı olma ayrıcalığını da elinde bulundurmaktadır. Göbekli Tepede insan kemiği pek bulunmamıştır. Bunun sebebi tarihçilere göre mezar geleneğinin olmamasından ve cesetlerin açık havaya bırakılarak kuşlar tarafından yenmesidir. İnanca göre ölülerin ruhları kuşlarla beraber göğe yükselmektedir. Göbekli Tepenin nasıl yapıldığını anlamak da, Mısır piramitlerini anlamaktan çok daha zor zor ve gizemli. Boyları 3-6 metre arası, ağırlığı 20 tona kadar çıkan ve kireç taşının kullanıldığı taşlardır. Kullanılan kireç taşına erişebilecekleri en yakın yer 2 metre uzaklıktadır ve o dönemde, insanların avcılık, toplayıcılık yaptığı dönemde taşların nasıl taşındığı, dikildiği bir soru işaretidir.

Henüz hayvanlar evcilleştirilmediği için de onlara taşıtmış olamazlardı. Arkeolojiye göre Dünya hayatına Avcı-Toplayıcı olarak başlayan toplumlar tarım yapmayı öğrenip gıda sorununu çözdükten sonra dinleri icat etmeye ve mabetler yapmaya zaman bulabilmişlerdi. Ancak göbeklitepe bu tezi çürüttü. Avcı ve Toplayıcı olan insanlar kendilerinden hiç beklenmeyecek bir şeyi yaparak türlü ikmal zorluklarına karşın iyi bir organizasyonla hem avlanıp hem göbeklitepeyi inşa etmişlerdi. Belki de tapınağa yakın olabilmek adına tarım yapmayı öğrenmişler yani din sayesinde tarım ortaya çıkmıştı. Göbeklitepe de bulunan hayvan kemiklerinin tamamı yabani hayvanlara ait ve av hayvanlarıdır. Göbekli Tepenin bu şaşırtıcı ve henüz çözülmemiş bazı durumları, Dünya ve insanlığın daha önce birkaç kez geliştiklerini ve sonrasında tekrar sıfırlandıklarını savunanların kanıt olarak gösterdikleri yapılardan biri olmasını sağlamıştır. Yapıların ortasında T biçiminde ikiz taşlar bulunmaktadır. Ve bu taşların kenarlarındaki el ve kol kabartmalarının bulunması ile bir tür insan figürü olduğu düşünülmektedir. Fakat yüz çizimi bulunmamaktadır ve bunun bir tür tanrısallık mesajı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca etraflarını çevreleyen daha küçük, T şekilli dikilitaşlar da mevcuttur. Bunların aralarında ast, üst ya da dünyevi ulvi ayrımı olabileceği tahmin edilmektedir. Göbeklitepe’nin bugün toprak üzerinde olan kısmı çok ufak bir kısmıdır. Arkeolog Klaus Schmidt’in 2014 senesinde ölmesiyle kazı çalışmaları durmuş ve ısrarla tekrar başlatılmamaktadır. Alt katmanlarda insanlık tarihini daha da derinden sarsacak bulgular olduğuysa kesindir.

Göbeklitepe hakkında örtbas edilen belki de şu ana kadar sorduğumuz tüm sorulara yanıt olabilecek bir nokta daha var. Göbeklitepenin inşasından 2000 sene kadar evvel MU kıtası batarak yok olmuştu. Mu kıtası veya kısaca Mu, ilk olarak 19. yüzyılda yaşamış yazar ve gezgin Augustus Le Plongeon tarafından Büyük Okyanus’ta yer aldığı ve 14 bin yıl önce batarak yok olduğu ileri sürülmüş, günümüzde bilim çevrelerinde bilimsel bir iddia olduğu kabul gören efsanevi kıtadır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’te bu konuyu araştırmış ve Türk ulusunun kökeninin kayıp kıta mu dan geldiğini düşünmüştür. 1900’lerin başlarındaysa James Churchward konuyu daha kapsamlı şekilde araştırmış ve okyanusun altında kalmış bazı yapıların MU kıtasına ait kalıntılar olduğunu kitabında fotoğraflarıyla anlatmıştır. Olayın Göbeklitepeyle bağlantısıysa Bu kalıntılarda görülen kimi yabani hayvan ay, güneş, Kün-Ay, Ant kadehi ve Umay ana sembollerinin birebir olarak göbeklitepede kilerle örtüşmesidir. Buradan hareketle Göbeklitepe zaten Mu kıtasından beri süregelen bir dini inanışın yeniden yapılmış mabedi olması bu sayede Türklere ait sembollerinde burada nasıl kullanıldığının açıklanması mümkündür. ayrıca Mu kıtası depremler ve su baskınlarıyla battığından mütevvellit Göbeklitepeyi yapan dinin mensupları bunun tekrarlanabileceğini ön görerek mabedi korumak için üzerini killi toprakla örtmüş olmalarıda pek çok yaklaşımdan daha tutarlıdır. Göbeklitepenin toprak altında henüz gün yüzüne çıkmamış kısımlarında bu teoriyi destekleyecek eminim çok daha fazla delil bulunacaktır. Bende bu konuda başkaca bağlantılar olup olmadığını araştırmaya ve buldukça instagram hesabım üzerinden sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Instagramda arkadaşım olarak olası gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

CEVAP VER

*