Tatil dönüşü Petiti ile şirket önünde sigara içiyoruz. Bu böyle bir kıvranıyor bir şey söyleyecek ama susuyor. Bildiğin her zamanki piç Petiti kıvranıyor. Ben kadar olmasa da patavatsızdır öyle dan dun söyler.

1545189_252553361588290_1949432574_n

Ama benim kadar nereye gideceğini düşünmeden de konuşmaz. Ama bu sefer ciddi sancılı. Ben izindeyken şirkette büyük bir şey olmuş ama ben hala tatilin havasında orada olanları böyle ballı, tatlı anlatıyorum. Sonunda “sana bir şey söyleyeceğim ya sen yokken bir şey oldu” dedi. – Hehhh dedikodu geliyorrrrr – “Ben” dedi “bir şey gördüm, ama olmayacak bir şey, üzerinde çok düşündüm, ama olabilir de aslında. Yani ben gözüme mi inanayım aklıma mı inanayım şaşırdım. Ama Eba gördüm ben, vallahi gördüm yani yanılmış olamam. “Kızım dur bir rengin benzin attı ne gördün? Kimi gördün? Nasıl gördün? Neler oluyor?”

Bu başladı anlatmaya. “İşte ben toplantı odasına gidiyordum. Sonra içeride Mehmet Bey ile Özlem Hanım vardı. Mehmet Bey Özlem Hanım’ın beline sarılmıştı. Yani yanılıyor olamam resmen beni görünce ayrıldılar böyle paniklediler falan. Ben çok şaşırdım geri döndüm yerime geçtim. Ama o günden beri işe adapte olamıyorum gördüğüm şey gözümün önünden gitmiyor. Bir haftadır senin tatilden dönmeni bekliyorum. E böyle bir şey kimle paylaşılır? Biriyle paylaşmazsam da çıldıracağım”

1499592_256949187815374_1448040351_n

Olay burada koptu zaten. “Kızım” dedim “her şey şimdi şekilleniyor. Ben de senin gibi bir şey yaşadım. Ama bele sarılmak değil bunlar enikonu sarılıyorlardı. Özlem kollarını Mehmet Bey’in omuzlarından boynuna sarmıştı. Sonra Mehmet Bey beni görünce ciddi eli ayağı dolandı. Eğitim için program hazırlıyorduk. Mehmet Bey “benim kafam almıyor dağıldım, zaten Demet in (kızı) okul işi vardı onu halledip gelirim siz başlayın.” Dedi ve adam hayalet gibi yok oldu. Akşamüzeri bir baktım şirkette pasta dağıtılıyor. “Bu ne?” diye sordum. Mehmet Bey almış dediler. Odasına gittim teşekkür ettim. Müdürüm pasta süpermiş, teşekkür ederiz. Hayırdır birinin doğum gününü mü atladık ne oldu?” dedim. “Yooo içimden geldi hem de canım çekti.” Dedi. İyi dedim sırıta sırıta ayrıldım odadan.”

Petiti şokta tabii ama benim de böyle bir olay görmem onu rahatlatmış gibi. İkimizde gözümüzle görmemize rağmen konduramıyoruz. Ama ikimizin birden yanılıyor olması da olası bir durum değil. Sonra irdelemeye başladık. Aaaa şu zaman da bu olmuştu. Yok canım o kadar da değildir. Heee bunlar sürekli Yurt Dışına beraber çıkıyorlar. Sonra Özlem her Yurt Dışından gelince bize detay anlatıyor. Yok ben seminerde yalnız kaldım, Mehmet Bey ile Murtaza Bey hep farklı yerdelerdi. Çok yoruldum, aç kaldım bla bla bla.

Petiti ile o hafta bayağı bir ummalı çalışmaya girdik sürekli kapı arkası, merdiven boşluğu, asansör içi, bina önü dedikodu yapıyoruz. Bir taraftan da açık yakalamaya çalışıyoruz. Bu arada işin içine Satış Müdürümüz Ramiz abi de girdi. O da şüpheleniyormuş meğer. Bizim bilmediğimiz bir sürü detay da o anlattı. Offf karıştırdıkça pislik çıkıyor. Ortalık buram buram bok kokuyor. İçine girdikçe ne pislikler buluyoruz. Puzzle parçalarını bir bir birleşiyoruz ve artık eminiz.

10888542_407069499470008_835320925205089884_n

Bu arada Özlem e yem atıyoruz biz. Kadın erkek ilişkileri hakkında tartışmalar açıyoruz falan. Bu namus timsali aaa diyor “ben çok karşıyım böyle şeylere. Ben eşimden başka erkeğin elini tutmadım. İlk defa ona ait oldum. Bence her kadın böyle olmalı.” O yanımızdan ayrılır ayrılmaz biz arkasından konuşmaya başlıyoruz tabii. “Pis fahişeye bak. Nasıl da numara yapıyor. Yuh gözümüzün içine baka baka namustan, şereften bahsediyor. İnsan en fazla ne kadar rahat yalan söyleyebilir? İşte bu kadar rahat söyler” Birkaç gün sonra Petiti Mehmet Bey in kartvizitlerini ayırırken bir defter ele geçiriyor. Ama korkudan açamıyor kapatıyor çekmeceyi. Koştura koştura benim yanıma geldi bu. “Koş Eba, bir şey buldum çok işimize yarayabilir.” Fittire fittire hemen gidiyoruz tabi odaya. Duyanda Ülkeyi kurtarıyoruz sanacak. Bize sorsalar nasıl önemli bir iş yapıyoruz.

Bir kere çok heyecanlı kalbimiz güm güm atıyor. Kendimizi ajan gibi hissediyoruz. Birimiz kapıda nöbet tutacak diğerimiz defteri karıştıracak. Yok sen bakarsın, yok ben alamam, sen kapıda dur, olmaz ben camı kollayayım diye tartışıyoruz. Ama merakımızı da yenemiyoruz sonunda bir şekilde uzlaşıp defteri açmayı ve okumayı başarıyoruz.
Be Allah’ın salağı diyeceğim ama severdim Müdürümü diyemeyeceğim. Bütün suç Özlem de o baştan çıkarmıştır adamı. O defter orada bırakılır mı? Hadi bırakıldı. Açık, kilitsiz, sıradan bir çekmeceye konur mu? Yazışmalar, mektuplar, şiirler, ben hayatımda ilk defa seni sevdim ile başlayan dizeler vs. Okuduk, okudukça karıştırdık, karıştırdıkça meraklandık. Adrenalin had safhada ama çok eğleniyoruz. Sonunda Özlem in el yazısı olduğunu tahmin ettiğimiz kopuk ama başka bir deftere ait bir sayfa bulduk. Masasında el yazısı olan bir kağıt aradık ama bir tane el ile yazılmış not yok. Günlük ajandasını da yanına almış müşteriye gitmiş kaltak.

Sonunda aklımıza geri dönüşüm kutusu geldi. Talan ettik ama sonunda ona ait bir yazı bulduk. Harfleri karşılaştırdık. Bazıları benziyor, bazıları alakasız. Ama kesinlikle ona ait. Sonra da sayfanın fotokopisini çektik. Defteri de bir daha açmamak üzere çekmeceye geri koyduk. Aylar sonra meraktan sadece defter var mı diye baktık ama yerinde yeller esiyordu. Ve birkaç ay sonra Özlem ikinci çocuğuna hamile kalınca artık onun birikmiş pis günahlarını almaktan vazgeçtik…

banner

CEVAP VER

*