Felsefe taşı ezoteride iki ayrı anlam ifade etmektedir ilki fiziki bir taştır ve elementler üzerinde etkiye sahiptir. Simya ilmine göre dokunduğu her nesneyi altına dönüştüreceğine inanılır. Ancak hemen belirteyim Kimya bilimine göre herhangi bir maddeyi altına dönüştürmek mümkün değildir.

Zira altın bir bileşik değil bir elementtir. Fakat bu olgunun güncellenmesi gerekmektedir. Keza bu konuda kimyagarlar yeni tez çalışmaları yürütmektedir. Nitekim günümüz teknolojisi ile laboratuvar ortamında yapay şekilde pek çok element üretilmeye başlanmış buda şimdiye kadar yüzlerce yıldır kabul gören az evvel bahsettiğimiz kimya biliminin her hangibi bir maddenin altına dönüştürülmesi mümkün değildir tezini çürütmüştür. Bu taşı elde edebilmek için birçok formül ve deneme yapılmıştır. Bu çalışmaları gerçekleştirenlerin pek çoğu altın elde etmekte başarısız olmuşlardır. Yine de tarihi kayıtlarda bazı kişilerin bu hedeflerine ulaştığını gösteren belgeler mevcuttur. Öte yandan bu çalışmalar modern kimyanın temellerinin atılmasına vesile olmuştur. Felsefe taşı Simyacıların iki büyük hedefinin anahtarı olarak görülmüştür. Maddeyi altına çevirmek ve ölümsüzlüğü bulmak. Bu taşın her dokunduğu maddeyi altına çevirmesinin yanında bu taştan elde edilecek iksirin ölümsüzlüğü sağladığı düşünülür. Ayrıca Avrupa’da müzelerde simyacılara ait olduğu düşünülen orta çağdan kalma taşı kullanmaya yaradığına inanılan pek çok mekanizma sergilenmektedir. Felsefe taşı iç simyada dış simyadakinden farklı olarak yorumlandığından, farklı bir anlama gelir. Ayrıca J. K. Rowling’in yazarı olduğu Harry Potter serisinde adı bolca geçmektedir. Kitaba göre Simyacı Nicolas Flamel taşı bulmuş ve 666 yaşındadır. Filmde bahsedilen bu durumu incelediğimizde tarihi kayıtlarla da kısmen örtüştüğünü görmekteyiz. Flamelden en çok Wilhelms Von Oranien’in özel doktoru olan Avrupa’nın saygın bilim adamlarından bir tanesi Jean Frederick Helvetius’un anılarında bahsedilir. Helvetius aynı zamanda simya alanında ismi en çok geçen insanlardan biridir. Daha 1776 yılının başlarında maddenin değişimi hakkında ayrıntılı bir rapor hazırlamış ve yayınlaşmıştı. Onun bu bilimsel makalesi bu gün bile itibar görmektedir. Ancak ona maddenin değişimi konusunda asıl ününü kazandıran kendi çalışmalarından çok Flamel’in yaptığı çalışmaların güvenilir bir Tanığı olmasıdır. 27 Aralık 1666 günü sabahı tanımadığı bir yabancının kendisini ziyaret ettiğini anlatır. Bu yabancı çok iyi giyimli olmamasına rağmen rahat tavırlarıyla dikkat çekmekteydi. Son derece kendini beğenmiş ve kendinden emin bir duruşu vardı. Selam verdikten sonra Helvetius ile görüşmek istediğini söyledi. Adam kendini sanatkar Flamel olarak tanıttı. O dönemde sanatkar kelimesi simya alanında sırrı bilen anlamında kullanılmaktaydı.

Yabancı, Helvetius’a: “- Simyacıların eserlerinde bahsettikleri felsefe taşının rengini bilmenize, bileşimi ve özellikleri konusunda bu kadar engin bilgi sahibi olmanıza rağmen onu kendiniz üretmeyi niye düşünmediniz?” diye sordu. Helvetius “- Denedim, ancak beceremedim.” karşılığını verince, adam elinde tuttuğu küçük bir çuvalın içinden üzerinde garip desenler olan, küçük fildişi bir kutu çıkarttı. Kutunun içinde sarı cam parçasını anımsatan bir cisim duruyordu. Adam “- Bu küçücük parçacıktan 20 ton altın elde etmeye yetecek kadar -boya- bulunuyor” dedi. Boya simyada transmutasyonu sağlayan felsefe taşının bir başka adıydı.Bu küçük parçayı elinde bir süre tutarak inceleyen helvetius istemeye istemeye taşı sahibine verdi ve soru : “- Taş, niye yazılarda anlatılan renkte değil?”. adam yeniden kendinden oldukça emin bir şekilde rengin hiç bir anlam ifade etmediğini asıl önemli olanın taşın kullanıma hazır olup olmadığı olduğunu anlattı. Helvetius taştan küçük bir parçayı kendisine vermesini rica etti, yabancı kabul etmedi. Bu kez alim, en azından kendi gözleri önünde bir değişim yapması ricasında bulundu. Adam bunu da reddetti. “- Tekrar geleceğim!!!” diyerek Helvetius’un yanından ayrıldı. Gerçekten de bu tarihten sonra bir kaç kez daha bilim adamını ziyarete geldi. Bu ziyaretlerinden birinde taştan bir parçayı kopartarak Helvetius’a vermeyi kabul etti. Helvetius anılarında” Bana hardal tanesi iriliğinde küçük bir parça verdi. Sanki dünyanın en büyük hediyesini veriyor gibi davranıyordu. Ben bu parçanın dört kurşun tanesini bile değişime uğratmaya yetmeyeceğini söyleyince, o halde taşı geri vermemi istedi. Ben daha büyük bir parça vereceği umudu ile taşı kendisine geri verdim. halbuki o minicik parçayı bir kez daha ikiye bölerek yarısını kendine alıp diğer kısımını bana geri verdi. “- Size bu kadarı bile yeter!” diyerek söylendi. Yabancı bu parça ile 15 gramdan fazla kurşunu kolayca altına dönüştürebileceğini söyledi. Daha önce bir çok kereler denemeler yapmış olan Helvetius için elindeki minik parça hiç bir anlam ifade etmiyordu. Flamel yanında aletlerinin olmadığını tekrar geldiğinde işlemi Helvetius’un gözleri önünde yapacağını söyledi. Ancak Elias hiç bir zaman gelmedi.

İddia edildiği gibi Flamel bir şarlatan olsaydı, mutlaka Helvetius’un gözünü boylamak için gelirdi ve belki de yanında getireceği kurşunlarla deneyi kendisi yapardı, ama gelmedi. Aradan bir süre geçtikten sonra Helvetius karısının zorlaması ile deneyi kendisi yapmaya karar verdi: “Karıma boyayı yani minik parçacığı balmumuna bulamasını söyledim. Bu arada ben de bir miktar kurşun hazırladım. Sonra balmumu ile kaplı boyayı kurşunun üzerine tutturdum. Her ikisini ateşe tuttum. Balmumu ıslığa benzer bir ses çıkartarak erimeye ve kurşuna işlemeye başladı öve on onbeş dakika sonra eriyen kurşun saf altına dönüştü. Hal değişimiminden önce kurşun oldukça parlak yeşil bir renk almıştı, ben dökünce kan gibi kırmızı oldu. Altını alarak hemen bir kuyumcuya gittik. Adam bunun gördüğü en iyi cins altın olduğunu söyleyerek karşılığında 50 Florin teklif etti.” Helvetius elindeki az bir miktar felsefe taşı ile pek çok deneme yapmış başarılı olmuş ve bunları kayıt altına almıştır. Helvetius’un kurşundan altına çevirdiği parçaların bazılar bugün Fransa’da müzelerde sergilenmektedir. Paulo Coelho’nun kitabı Simyacı kitabında bu taştan bahsetmektedir. Taşı yıllarca fırında pişirdikten sonra küçük bir parçası bile kurşunu altın yapabiliyor ve içinde çıkan bir su yaşlanma genlerini baskılayarak insanı genç tutuyor. Felsefe taşının ikinci anlamı ise mecazidir ve V.İ.T.R.İ.O.L. kelimesi ile anlatılmaya çalışılan; içimizde arayıp bulabileceğimiz ezoterik bilgelik ve akıl taşıdır. Simya, hem doğanın ilkel yollarla araştırılmasına hem de erken dönem bir ruhani felsefe disiplinine işaret eden bir terimdir. Simya ile ilk olarak Mezopotamya, Eski Mısır, İran, Hindistan ve Çin’de uğraşılmıştır. Klasik Yunan döneminde Yunanistan’da, Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü coğrafyada, önemli İslam başkentlerinde ve daha sonra 19. yüzyıla kadar Avrupa’da simyaya ilgi duyulmuştur. Batı simyası her zaman, kökleri ünlü simyacı Hermes Trismegistus’a uzanan ve bir felsefi-spiritüel sistem olan Hermetizm’le yakından bağlantılı olmuştur. Simya ve Hermetizm, 17. yüzyılın önemli bir ezoterik ekolü olan Gül-Haç cemiyetinin doğuşunda da etkili olmuştur. Simyaya göre görünen iki element, Toprak ve Su, içlerinde görünmeyen iki elementi de barındırmaktadırlar: Ateş ve Hava. Simyada Platon döngüsü denilen kavrama göre elementler arasında sürekli bir de dönüşüm vardır. Ateş Havaya, Hava Suya, Su Toprağa ve Toprak Ateşe dönüşmekte olup bu döngü bu şekilde sürmektedir. Bir yazar, “Sadece felsefe taşını yapmayı bilen kişi, onunla ilgili sözlerin anlamını bilir.” der.

Simyada “İlk madde”yi elde etmek, tüm madenlerin türediği madde cevherini elde etmek değil, ruhsal varlığın ilk halini, yani maddi dünyada doğmadan önceki saf hali, saf şuur halini elde etmek anlamına gelir. Vitriol bir simya terimidir. Latince’de 7 sözcükten oluşan “Visita Interiora (Interiorem) Terræ (Tellus) Rectificando Invenies Occultum (Operae) Lapidem” cümlesindeki sözcüklerin baş harflerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş sembolik bir ifadedir. Bu cümle Türkçe’ye “Dünyanın derinliklerini içini ziyaret et, arıtırken gizli taşı (felsefe taşı’nı) bulacaksın.” biçiminde çevrilir. Bu cümledeki yeraltına inme sembolizmiyle belirtilmek istenen, cehenneme iniş olarak ifade edilen deneyimdir. Arzın merkezi iç dünyamızdır; ve bilgelik içimizde yatmaktadır. Ezoteride Mecazen Felsefe Taşı her insanda vardır. Ona bir taşa benzediği için değil, sadece sabit özelliğinden dolayı taş denilir, ateşin etkisine karşı koymada herhangi bir taş kadar başarılıdır… Özelliği ruhsaldır. O bir ruh veya mükemmellik timsalidir. Akıl, tekamülün birincil aracıdır. Tekamülün amacı ise, hakikati aramaktır. İnsan, Tanrıya ulaşma yolunda büyük bir aleve dönüşebilecek kıvılcımı kendi varlığı içinde saklamaktadır. Önemli olan bu kıvılcımın ortaya çıkartılmasıdır. Bu felsefe taşıdır. Tekamül, her bireyin kendi kapasitesi ile sınırlıdır. Eski bir deyişle, Bilgi bir denizdir ancak her akil birey ondan, kendi elindeki kabın büyüklüğü kadar su alabilir. Aranan Felsefe Taşı, ötede beride değil, bizzat insanın içinde, gönlündedir. Anlatılmak istenen, çeşitli bilinçaltı, cehalet, önyargı mertebelerinin ıslahından, yani taşın pürüzlerinin giderilmesine başlayarak, insanın kendi kendini sağlam bir bilinç ve karakter yapısı üzerinde yeniden inşa etmesidir. Yani, aradığı özü, kendi içindeki felsefe taşının içindedir. Bu bağlamda Felsefe taşı da mutlak olana, tanrısal öze kavuşturan bilinç anlamını kazanmaktadır. Öyleyse kendi içindeki Tanrısal özü bulmak isteyen kişi, tıpkı maddenin saflaştırılması gibi, kendi içine dönerek kendini saflaştırmalı ve gizli olan, içindeki Felsefe Taşına ulaşmalıdır. Felsefe taşı arayışı bir saflaştırmadır. Yer altı dünyası denilen kendi benliği içerisinde yol alış ve kendini tanımaktır. Tüm boş inançlardan ve bağnazlıklardan uzaklaşmaktır. Özündeki kötülükleri ve iyilikleri ortaya çıkarmaktır. Bencillikten uzaklaşmaya başlamaktır. Felsefe taşı, bir anlamda kendi kendini yargılama, vicdani hesaplaşma yani sembolik olarak cehenneme iniş ve ejderi öldürüştür. Yaşarken ikinci doğuştur. Kendini tanıma, bulduğu felsefe taşını yontmadır. Bunu gerçekleştirmek için yola çıkan kimse, bir daha asla eskisi gibi olmayacaktır.

CEVAP VER

*