Hemen her kültürün masal ve söylencelerin de ejderhalara sıklıkla rastlanır.
Ağızlarından ateş çıkartan mistik bir masal yaratığı olarak anlatılır. Ancak tarihi kayıtlar, Bulunan iskeletler, görgü tanıklıkları, çekilen fotoğraf ve videolar bizlere bunun böyle olmayabileceğini söylüyor.

 

Ejderhalara ilişkin anlatımlar ne zaman başladı? Diğer birçok efsane gibi başlangıç tarihi tam olarak bilinmiyor; ama Ejderhalar ilk olarak M.Ö. 4000 lerde Sümer kayıtlarında karşımıza çıkıyor. Ardından geçen sıralı zaman döngüsünde Antik Yunan da Atina’da ki pek çok binanın duvarlarını süslüyor Ejderhalar. Ejderhanın İngilizce karşılığı olan Dragon Yunanca’dan türemiştir ve her türlü devasa yılan için kullanılmıştır. Yazılı kaynaklara göre tarihi M.Ö 3500’lere kadar giden antik Çin’de MÖ 1500’lerde Shang Hanedanı döneminden Ejderhalar’ın yazılı anlatımları ve özellikleri karşımıza çıkmaktadır. Amerika kıtasında Antik dönemler’de yaşamış Maya, Inca ve Aztek halkları da Ejderhalara inanıyorlar ve onların değişik formlarda heykel ve kabartmalarını yapıyorlardı. Batı’da ejderhalar kanatlı tasvir edilirken doğudaysa kanatsız şekilde tasvir edilmişlerdir. Bu ve bunun gibi birkaç ufak ayrıntı dışında birbirinden habersiz birçok antik toplum aşağı yukarı aynı şekillerde bu yaratıkları tasvir etmişlerdir. Dünyanın hemen her yerinde pek çok krallık logo olarak Ejderhaları seçmiştir. Dinlere bakacak olursak İncil’in 13. Kısmında Ege denizinden çıkan bir ejderhanın öyküsü anlatılır. İslam inancındaysa Çeşitli hadislere dayandırılarak Hz Süleyman’nın güç yüzüğünü saklandığı yerde bir ejderhanın koruduğu İslam Ansiklopedisinde anlatılmaktadır. Efsanevi bir masal yaratığı olarak kabul gören ejderha çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere, sahip, kuvvetli ve büyük bir kertenkele veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiştir. Genellikle ağızlarından ateş çıkardıkları da söylenmektedir. Ejderhaların gerçekten yaşamış veya yaşıyor olduğunu savunanlarsa ilginç şekilde Arkeologlar, zoologlar veya Antropologlar değil de dil ve davranış bilimcilerdir. Ejderha olgusuna Abartılardan uzak bir pencereden bakıldığında; Tüm dünya tarihi boyunca hemen her kültürde kabul görmüş, toplumun en üst kesimleri tarafından benimsenmiş ve aşağı yukarı dünyanın her yerinde birbirinden habersiz toplumlar tarafından aynı şekilde tasvir edilmeleri bu canlıların sadece hayal ürünü olmadıklarının açık kanıtıdır. Ejderha Türkçe’ye Farsçadan geçmiştir. Ejderhanın Türkçe karşılığı evreğen veya serhandır. Türk mitolojisinde “Evreğen” olarak bilinen varlık söylencesel dev bir sürüngendir. Kanatlıdır, korkunç bir görünümü vardır. Bazen devasa bir yılandır.

Yer altındaki mağarada yaşar ve orada bulunan hazineyi korur. Sularda veya ormanda yaşadığı da anlatılır. Bazen ateşin içinde barınır. Ağzından ateş saçar. Kuraklığın ve ölümün simgesidir. Masallarda suyun önünü keser ve bırakmak için karşılığında kurban ister. Su yaşam demektir, dolayısıyla onu kendi denetimine alarak yaşama sahip olacaktır. Bir başka açıdan bakıldığında susuz bıraktığı yeryüzüne ölüm ve kaos getirir. Öteki taraftan bunları elinde bulundurduğu için aynı zamanda bereketi refah ve güç simgesidir. Altay inanışlarında Bükrek (Bukra) adlı iyicil bir ejderha ile Sangal adlı kötücül bir ejderin birbirleriyle yaptıkları savaşlar anlatılır. “Kainat, acun, var olan her şeyin tümü” gibi anlamlarda kullandığımız evren sözcüğü de etimolojik olarak kökenini ejderha figüründen almaktadır. Türk mitolojisinde dünyanın bir ya da daha fazla ejderha tarafından döndürüldüğü yani “evrildiği” düşünülürdü. Bu ejderhaya da “eviren” denirdi. Daha sonra “i” harfi düşmüş ve sözcük “evren” halini almıştır. Değişik Türk toplulukarında tarih içerisinde Abran / Abrağan / Awrağan / Avrağan / Evreğen / Ewreğen / Ebreğen / Ebren/ Evren şeklinde sıralanabilecek uzun bir dönüşüm zinciri hep Ejderha, Yeraltı Canavarı, Yeraltı Denizi Yılanı, Yeraltı Ejderhası gibi anlamları içerir. Türk mitolojisi ve sanatında da büyük yer tutmuştur. Bu efsanevi hayvan, gök yer ve su unsurlarına bağlı olarak geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Türklerde özellikle erken dönemlerde bereket, refah, güç ve kuvvet simgesi olarak kabul edilmiş bu efsanevi yaratık, Ön Asya kültürleriyle ilişkiye geçildiğinde bu anlamları zayıflamış ve daha çok alt edilen kötülüğün simgesi olmuştur. Çin kaynaklarından Shih-chi ve Hou-han-shu’ da gök ve yer ibadetlerinden bahsedilirken hunların bir ejder festivali düzenlediğinden söz edilir. Hsiung-nu’ların merkezlerinin ejder şehri olarak anılışı da belki eskiden bazı Türk toplulukları arasında ejder kültünün varlığını ortaya koyuyor. Türk kozmolojisinde yer ejderi ve gök ejderinden söz edilir.

İnanışa göre yer altında ya da derin sularda bulunan yer ejderi bahar dönümünde yerin altından çıkıyor, pullar ve boynuzları oluşarak gökyüzüne yükseliyor, bulutların arasına karışıyordu. Böylece yağmur yağmasını sağlayarak bereket ve refahın oluşmasına katkıda bulunuyordu. Evren kelimesi, “evrilmek” sözcüğüyle bağlantılıdır. Döndürmek, çevirmek, kıvranmak gibi anlamlar içerir. Evren (kainat) aslında bir ejderhadır, tıpkı ejderha gibi evren de büyük ve insanüstüdür. İnsan aklıyla bütün niteliklerini anlamak mümkün değildir. Tıpkı kainat gibi evrilmekte (dönüşüm geçirmekte) ve büyüyüp genişlemektedir. Ever (Eski Moğolcada Ebher), Moğolcada boynuz demektir ve ejderhaların boynuzlarının olduğu yaygın bir inanıştır. Tunguz dilinde Üre sözcüğü yılan veya ejderha anlamı taşır. Tunguzcanın Ulça lehçesinde ise Vere sözcüğü aynı anlama gelir. Günümüzde Ejderhalara ait olduğu iddia edilen pek çok görüntü zaman zaman amatör kameralara yansımakta. Ayrıca dünyanın hemen her bölgesinde bulunan değişik formlarda ki tanımlanamayan fosillerin tarihe mal olan bu canlılara ait olduğu düşünülmektedir. Ejderhaları gördüğünü iddia eden görgü tanıklarının sayısı da azımsanamayacak kadar fazladır. İşte internete düşen o görüntülerden bazıları.

CEVAP VER

*