Dyatlov Geçidi Ve Bilinmeyenleri

3057

2 Şubat 1959 Cumartesi gecesi Ural dağlarının tepesin de dondurucu bir gece. Gök yüzü o kadar kırmızı ki sanki dağın eteklerine kar değil de kan yağmış. Biraz ileride ki beyaza boyanmış tepeyi döverek karları savuran serin rüzgarlar insanın yüzünü kesiyor adeta. Atılan her adımda kara batan üşümüş, soğuktan morarmış ve bitap düşmüş ayaklar.

9 Uzman dağcı kamp alanlarını daha korunaklı ve daha sıcak olan ormana kurmuşlardı aslında fakat nedense ürküp apar topar bu serin açıklığa taşımışlardı kamplarını. Bu kadar ehil kişilerin asla böyle bir hata yapmayacaklarına yıllar sonra çoğu dağcı mütabık kalarak açıklama yapmıştı. Çünkü bölge açık alanda olduğu için hem soğuktan donarak ölme riski yüksekti hem de çığ tehlikesi çok fazlaydı. Ural Politeknik Enstitüsü’nden dokuz kişilik bir ekip 28 Ocak 1959 da 15 gün sürmesi planlanın bir sefere başladılar. Rota kuzeyde ki son yerleşim yeri olan Vizhay’da son buluyordu. Ekibin lideri son derece tecrübeli bir dağcı olan Igor Dyatlov’du.

Tüm grup daha önce bundan çok daha zor gezi deneyimleri olan profesyönel dağcılardan oluşuyordu. Aslında ekip 10 kişiydi fakat Yudin henüz yola çıkmadan rahatsızlanınca 2 kadın 7 erkek olmak üzere yolculuk 9 kişi olarak yapılmaya karar verildi. Dağcılar 2 Şubatta önce Otorten’e sonrada Holat Syahl tepesine ulaştılar. Grubun fotoğraflarını ve günlükleri inceleyen o dönemin müfettişleri basına “saat 5’te çadırlarını kurarak kamp yeri oluşturdular.” Şeklinde açıklama yapmışsa da bu gerçeği yansıtmamaktadır.

Nitekim 1990 senesin de ortaya saçılan bazı raporlarda grubun 2 km. kadar uzakta dağlık ve ormanlık bir bölgeye kamp kurdukları ve ilk giden arama kurtarma ekibinin eski kamp alanının izlerini tespit ettiği ancak bilinmeyen bir sebeple apar topar kamp alanını taşıdıklarından bahsedilmekteydi. Sonra ki zamanlar da kamp alanının taşınmasından hiç bahsedilmezken neden bölgeyi tercih ettikleri konusuna Igor’un orman içindeyken etraflarındaki orman örtüsü nedeniyle tepeyi gözden kaybetme korkusundan dolayı kampı donma ve çığ riskine karşın açık alana kurduğu şeklinde akla ziyan açıklamalar yapıldı.

Gezi için Enstitüden ayrılırken İgor Otorten Dağından Vizhay’a döndüklerin de durumu bildiren bir telgraf çekeceğini söylemişti. Dönüşün 12 şubat olarak hesaplanmasından dolayı kimse bu profesyönel ekibin başına bir şey gelmiş olabileceğinden şüphe etmedi. Hatta İgor Yudin’e bir kaç gün gecikme olabileceğini de söylemişti. Fakat şubatın 20 si olmasına rağmen gruptan bir haber çıkmayınca Enstitü yetkilileri ve Ekip üyelerinin aileleri dağcıların aranması için yetkililerden yardım isterler. İlk arama ekipleri 6 gün sonra 26 Şubatta kamp yerine ulaştılar.

Yekaterinburg’dan gelen telgrafta grup lideri Mikhail Sharavin “Yarıya kadar yırtılmış ve içi kar ile dolmuş çadıra ulaştık. İçi boş, ancak grup ayakkabılarını bile çadırda bırakarak burayı terk etmiş,” diye yazmaktaydı. Yapılan teknik incelemede çadırın içten yırtıldığı ve yakınların da birkaç kişiye ait ayak izlerinin olduğu anlaşıldı. Fakat izlerde ayakkabı yahut çorap belirtisi yoktu yani izlerin sahipleri -30 derece de yalın ayaktı. Yetkililere göre bu ayak izleri gruptakilere aitti ve hiç bir yabancı ayak izi tespit edilemedi. Kampta 9 dağcıdan başka kimse yoktu. Onlara en yakın grup 50 km ötedeydi. İzler dağın eteğindeki ilk kamp yerleri olan ormana doğru gidiyor ancak 5oo metre sonra aniden yok oluyordu.

Sharavin ilk iki cesedi ormanın sınırında bir çam ağacının altıda buldu. Cesetler grupta ki 24 yaşındaki Georgy Krivonischenko ve 21 yaşındaki Yury Doroshenko aittiler. Her ikisinin üzerinde de sadece iç çamaşırı vardı. Yanlarında yanarak kömürleşmiş odunlar vardı. Çam ağacının dalları ise 5 metre kadar yukarıdan koparılmıştı. Bir kısım dal kırıkları kar üzerinde fakat farklı yerlerde duruyordu. İgor Dyatlov, Zina Kolmogorova ve Rüstem Slobodin’e ait üç ceset ise ağaç ile kamp arasında 150 şer metre ara ile bulundu. Yetkililerin ilk açıklamaları “kampa dönmeye çalışırken öldükleri.” Şeklin de oldu.

Akabin de başlatılan adli incelemeler ve Cesetler üzerinde yapılan otopsi işlemlerinden çıkan sonuçlar karmaşıktı. Hatta otopsileri yapan ekipteki bir doktor ileri ki yıllar da “Dünya tıp tarihinde böyle bir otopsinin tekrar yapılacağını zannetmiyorum.” Diyecektir. Rapor sonuçları ölüm sebebini çok kısa şekilde donarak ölüm diye açıklıyordu. Slobodin’i kafasında ölümcül olmayan bir kırık tespit edildiyse de bu kırık ne çarpma ne vurma sonucu oluşmamıştır deniliyordu. Bölge de 2 ay boyunca arama çalışmalarını devam ettiren ekip; ağaçlık alandan 80 metre uzakta kara gömülü dört cesedi daha buldu. Nicolas Thibeaux-Brignollel, Ludmila Dubinina , Alexander Zolotaryov ,ve Alexander Kolevatov Thibeaux-Brignollel’ın kafatası kırılmış, Dubunina ve Zolotarev’in kaburga kemiklerinde kırıklar bulunmakta ve yine Dubinina’ın dili kopartılmıştı.

Tüm bunlara rağmen cesetlerin üzerlerinde hiçbir yaralanma izi yoktu. Tıp literatürüne göre bu durumun tek açıklaması kırıkların içerden oluşmasıydı ki buda milyonda bir rastlanan ve sebebi çözümlenemeyen bir şeydi. Aynı anda hepsine böyle bir şeyin gerçekleşmesi olasılık hesabı ile imkansızdı. Son cesetler ilk bulunanlardan daha kötü giyimliydi. Yetkililere göre, önce ölenin kıyafetlerini sonra ölenler giymişti. Zolotaryov, Dubinina’ın kürklü montunu ve şapkasını giymişti. Dubinina’ın ayağında ise Krivonishenko’un yün pantolonu vardı. Kıyafetlerde yapılan incelemelerde yüksek oranda radyasyon tespit edilmesi olayın en büyük sırlarından biri oldu.

İncelemelerin tamamlanmasının ardından yetkililer itham edecekleri kimse olmadığını ve olayın çözülemediğini açıkladılar. Böylece dosya gizli bir arşive gönderilerek unutulmaya terk edildi. Aradan geçen uzun yılların ardından sırrı çözmeye çalışan Yekaterinburg-Dyatlov Olayını Araştırma Derneği Başkanı Yury Kuntsevich olay tarihin de 12 yaşında olmasına rağmen yetkililerin olayı halktan saklama gayreti içinde olduklarını hatırlamaktaydı. Savcılık önce Mansi yerlilerinin bu cinayetleri işledikleri iddiasını araştırdı.

Güya kendi yurtlarına geçiş yolu açan kâşifleri birilerinin cezalandırdığı düşünüldü. Ancak olay yerinde dokuz dağcıdan başka birileri olduğuna dair hiç bir iz yoktu. Otorten Dağı Mansi dilinde “Ölüm Dağı” anlamına geliyordu. Yerliler olayın gerçekleştiği dağ geçidine de şeytan geçidi diyorlardı. Olayın üzerinden 20 yıl kadar geçtikten sonra konuyu yeniden değerlendiren bir tıp uzmanı çok güçlü bir rüzgarın vücutta yumuşak dokuya zarar vermeden kemikleri kıracağını iddia etti. Bu iddia tıp otoritelerince gülünç bulundu.

Raporları inceleyen Dr. Boris Vozrozhdenny “Bu bir araba kazasındaki etkiye eşit etki doğurur,” dedi. 1990 yılında bir röportaj sırasında gazetecilerin konuyu ısrarla sormasına dayanamayarak olayı inceleyen başmüfettiş Lev Ivanov o zamanlar kömünist rejimin üst düzey amirlerinin kendisine olayı kapatarak gizli sınıflandırması ve bulduklarının saklanmasını emrettiklerini aksi takdir de görevden alınarak çalışma kamplarına gönderilmekle tehtid edildiğini anlatmıştır. Ayrıca Ivanov, ‘Leninsky Put’ adında ki Kazak Gazetesine verdiği bir röpörtajda “Olay gecesi havada bazı turuncu küreler görüldüğünü hatta bunların 50 km ileride kamp kuran bir başka grup tarafından fotoğraflandığını hatırlatmış, ve O zaman da şüphelenmiştim, ancak artık bu kürelerle ölümler arasında direkt ilişki olduğundan eminim” şeklinde açıklama yapmıştır. Ivanov bu açıklamadan kısa bir süre sonra Kazakistan da vefat etmiştir.

Gerçekten de sınıflandırılmamış dosyalarda yakın bir alanda kamp kurmuş olan bir grup macera düşkününün tanıklıkları vardır. Bu gruptaki kişiler ölen kayakçıların kampından 50 km. kadar ilerlerin de aynı gece gökyüzünde Holat-Syahl’a doğru ilerleyen ‘portakal rengi küreler’ görmüşlerdir. Bir teoriye göre çadırdaki dağcılardan biri küreleri gördü ve bağırarak diğerlerini kaldırdı. Ormana doğru kaçarlarken küreler patladı dağcılardan dördü ağır yaralandı ve Slobodin’in kafatasında ki kırık bu sırada oluştu. Teoriye göre ekip bilmeyerek askeri bir bölgeye girmiş ve gizli bir silahın denemesi sırasında kaza eseri ölmüşlerdir. Kuntsevich, farklı bir delil daha açıklamıştır.

Ölüleri ilk olarak gördüğünde yüzlerinde kahverengi kabuksu bir tabaka olduğunu hatırlamaktadır. Yudin de açıklanan dökümanlarda iç organlardan parça alınarak analize gönderilmesine rağmen, sonuçlarının gizlendiğini anlatmaktadır. Tüm anlatılanlara rağmen bölge de patlama teorisini destekleyecek hiç bir delil yoktur. Bir başka teoride bölgede bulunan gizli Rus askeri araştırma üssünden atılan füzelerin bu turuncu kürelere sebep olduğu şeklindedir. 1959’da Rusya’nın yada Kazakistan’ın bu tarz füzeleri yoktur. Rus füze sistemleri hakkında araştırma yapan Alexander Zeleznyakov o zamanlar henüz yerden atılan füzelerin inşasının yapılmadığını söylemiştir.

Savunma Bakanlığı ve Valilikte olayın yaşandığı zamanlarda füze denemeleri olduğuna dair resmi veya gayrı-resmi bir belgenin olmadığını açıklamıştır. Dyatlov Olayını Araştırma Derneği Başkanı Yury Kuntsevich bölgeye düzenledikleri bir keşif gezisinde olaydan kaldığını iddia ettiği bir metal parçasını elinde bulundurmaktadır. “Ne çeşit bir askeri teknolojiyi test ettiklerini bilmiyorum ama 1959 felaketi insan-elinin ürünüdür.” demiştir. Olayın üzerinden neredeyse 50 yıldan fazla geçmiş olmasına rağmen ekibin bir çok fotoğrafı konuyla ilgili resmi raporlar ve tutanaklar, savcılık ifadeleri ve hatta ses kayıtları dahi ‘gizli’ ibaresi ile kamuoyundan saklanmaktadır.

1990’da yazar Anatoly Guschin olayla ilgili bir araştırma yapıyor ve dosya yeniden hatırlanıyor. Yazar bazı fotoğrafları ve önceden bilinmeyen ayrıntıları gün ışığına çıkarıyor. Pek çok belgenin ortadan kaybolduğunu anlaşılıyor; hem de en can alıcı belgeler. Araştırmasıyla ilgili “Sırlar Dokuz Hayata Maloldu” isimli bir kitap yazıyor. Yazara göre Sovyetler de askeri bir silah denemesi sırasında dokuz kişi ölüyor. Tabii bu da bir teori.. Gerçek çok farklı olabilir. Dyatlov geçidi vakası ile ilgili olarak; Uzaylılardan, hayaletlere, devlerden askeri deneylere, ölümcül Tesla ışınlarına varıncaya kadar bir çok teori ortaya atılmış, olay hakkında kitaplar yazılmış filmler çekilmiştir.

Ancak şu ana kadar aydınlatılmamıştır. St. Petersburg Times gazetesinde muhabir olan Svetlana Osadchuk 2008 yılında konu ile alakalı “9 Kayakçının çözülmemiş gizemli ölümü.” İsimli bir yazı dizisi başlatmış ancak akabinde anlaşılmaz şekilde gazete yönetimince yazı dizisine son verilmiştir. Svetlana Osadchuk daha sonra verdiği demeçlerde olaya bambaşka bir açıdan bakmıştır ve ulaştığı yeni delilleri açıklamıştır. Ural dağlarının mitolojik tarihi gerçekten çok farklıdır. Devlerin yaşadığı şehirlerden peri kasabalarına varıncaya kadar bir çok halk söylencesi vardır. Bölge yerlileri burayı şeytan geçidi ve ölüm dağı olarak adlandırmaktaydı.

Nitekim Osadchuk’ın ulaştığı bazı gizli ibareli ifade tutanakları son derece çarpıcıydı; Savcılıkta ifade veren bir yerli bölgede başka bir boyuta açılan bir portal olduğundan ve bu kapıdan ruhani varlıkların dünyamıza yüzlerce yıldır geldiklerinden bahsetmiş, Konuyu araştıran yetkililer bölgede yüksek derecede enerji yayılımı tespit etmiştir. Bazı Okült tarikatlerin yılda bir defa bölgeye gelerek burada ayin düzenledikleri tespit edilmiştir. Dyatlov’da hayatını kaybeden 9 kişilik ekip aslında ne ilktir nede son. Kayıtlara göre 1926 senesinden başlayarak 2006 senesine kadar dağcılar dahil toplam 24 kişi 10 km çapında bir alan içinde kaybolmuştur.

Bunlardan 5 tanesinin cansız bedenine ulaşılmış ve 3 kişinin daha Dyatlov vakasında ki aynı sebeplerle öldüğü anlaşılmıştır. 10 kişi ise resmi raporlara bulunamayan kayıp olarak yansımıştır. Yine Ural dağlarında bölgeyi de içerisine alan toplam 100 km’lik bir alan 1964 yılından itibaren uçuşa yasak bölge ilan edilmiştir. Biyologlar bölgede daha önce keşfedilmemiş 3 farklı türde kertenkele keşfetmiş, türlerin dünya literatürüne katılmasından sonra bir daha başka bir yerde aynı türden canlılara rastlanmamıştır. 2011 senesinde Discovery kanalın uzmanlarla olayı aydınlatmak ve özel bir belgesel hazırlamak için yaptığı izin başvurusu Rus devletince red edilmiştir. Günümüzde Dyatlov Geçidi gizemini halen korumakta ve yeni canlar almak için sisli dağların arkasında sessizce saklanmaktadır.

CEVAP VER

*