Bazı nesnelerin sahiplerinin ölümüne veya ciddi şekilde yaralanmasına sebep olduğu düşünülmektedir. Bu nesnelere sahip olan kişilerin yaşadıkları o kadar barizdir ki İster inanın ister inanmayın bu nesnelere sahip olmak istemezsiniz.


1-Lemb Kadınları Heykeli
“Ölümün Tanrıçası” lakaplı saf kalker taşından oyulmuş “Lemb Kadınları” heykeli 1878 yılında Lemb, Kıbrıs’ta bulundu. Tarihi M.Ö 3500 e dayanan heykelin bir tanrıçayı, daha çok doğurganlığı temsil ettiğine inanılıyor. Heykel ilk olarak Lord Elphont’a ait olmuştu. Altı yıl süren bu süreçte Elphont, gizemli bir şekilde ailesinden yedi bireyi kaybetmişti. Heykelin sonraki iki sahibi Ivor Manucci ve Lord Thompson-Noel ve bütün aile bireyleri birkaç yıllık süre içinde ölmüştür. Heykelin dördüncü sahibi Alan Biverbrook da eşi ve iki kızı ile birlikte ölmüştü. Buna rağmen Biverbrookların iki oğlu hayatta kalmıştı. Okültizme inanmadıklarını dile getiriyorlardı. Ama yine de ani bir şekilde ailelerinden dört kişiyi kaybetmek onları korkutuyordu. Bu yüzden heykeli günümüzde de bulunduğu yer olan, Edinburgh’da bulunan İskoçya Milli Müzesi’ne bağışladılar. Kısa bir süre sonra heykel müzedeki yerini aldı. Heykelin sergilendiği müze müdürü kısa bir süre sonra öldü. İlk müze işçisi de öldüğünden beri kimse heykele dokunamadı. En sonunda heykel bir camın içinde muhafaza edilerek birilerinin dokunmasının önüne geçildi.

2-Thomas Busby’nin Sandalyesi
1702’de Thomas Busby adında bir suçlu, suçu yüzünden idam edilmek üzereydi. Ölmeden önce son isteği, İngiltere, Thirsk’de en sevdiği barda en sevdiği yemeği yemekti. Yemeğini bitirince ayağa kalktı ve “Her kim benim sandalyeme oturmaya cesaret ederse ani ölüm onu bulsun.” dedi. Sandalye barda yüzyıllar boyunca kaldı. Müşteriler sürekli birbirlerini koltuğa oturmak için cesaretlendirmeye çalışıyordu. II. Dünya Savaşı sırasında, yakınlardaki bir üssün havacıları bara uğradı ve sandalyenin lanetini bilen yerli halk, koltuğa oturan askerlerin hiçbirinin savaştan geri dönemeyeceğini fark ettiler. 1967’de, iki hava kuvvetleri pilotu sandalyeye oturmuştu, bardan çıktıktan hemen sonra araçlarını bir ağaca çarptılar. Bundan bir yıl sonra, sandalyeye oturan bir çatı tamircisi, çatının çökmesi sonucu hayatını kaybetti. Barı temizleyen kadının da ayağı takılıp sandalyenin üzerine düştü. Çok kısa bir zaman içerisinde beyin tümörü yüzünden öldü. Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Barın sahibi daha sonra sandalyeyi bodruma kaldırttı. Sandalye bodrumda olmasına rağmen kurbanları son bulmadı. Kargo kutusunu bodruma yerleştirmeye giren kargo taşıyıcısı dinlenmek için sandalyeye oturmuştu, aynı gün içerisinde trafik kazasında hayatını kaybetti. En sonunda bar sahibi 1972 yılında sandalyeyi yerel bir müzeye teslim etti. Müze, sandalyeyi kimsenin oturamayacağı bir konuma taşıyıp ziyaretçileri güven altına aldı.

3-Myrtles Aynası
Myrtles Çiftliği, Abd’nin en lanetli pansiyonlarından, aynı zamanda dünyanın da en lanetli pansiyonlarından biri olarak kabul ediliyor. Çiftliğin tarihi 1796 yılına dayanıyor. Çiftlik, Kızıl Derili mezarlığı üzerine inşa edilmiş. Buna ek olarak, en az on cinayetin işlendiği ve paranormal olayların günlük yaşandığı bir yer olduğu söyleniyor. Binadaki belki de en lanetli öğe ise 1980’de eve eklenen bir ayna. Pansiyonun misafirleri aynada tuhaf saklanan figürler ve ayna camında muhtemelen bir çocuğa ait el izleri olduğunu bildiriyorlardı. Efsaneye göre ayna, Sara Woodruff ve çocuklarının ruhunu barındırıyordu. Woodrufflar zehirlenerek ölmüştü. Bir inanışa göre ölümden sonra aynanın üzeri örtülmezse ölen kişilerin ruhları aynaya hapsolurdu. Bu aynanın üzeri örtülmemişti, o yüzden inanışa göre Woodruffların ruhları aynanın içerisinde yaşıyor.

4-Tutankhamun’un Mezarı
19 yaşında ölen Tutankhamun’un lanetli mezarı, muhtemelen, Mısır firavun mezarlarının en ünlülerinden biri. Tutankhamun’un mezarı Howard Carter tarafından 1922’de keşfedilmişti. Cesaret edip mezara girmeyi başarmış neredeyse herkesin, Firavun’un Laneti yüzünden kötü şansa, hastalığa ya da ölüme maruz kaldıklarını görüldü. Carter’ın çok sevdiği, uğurlu kanaryası nereden geldiği belli olmayan bir kobra yılanı tarafından yendi. Kobra yılanı Mısır hükümdarlarının simgesi olarak kabul edilir. Mezarlığın bulunmasından birkaç hafta sonra kazıların finansal desteğini sağlayan İngiliz Lord Carnavron’un sağlık durumu kötüye gitmeye başladı. Kan zehirlenmesi olduğu açıklanan Lord kısa bir süre sonra vefat etti. Eş zamanlı olarak Lord’un köpeği Susie’nin de ulumaya başladığı ve öldüğü söylendi. Lord’un ölümüyle birlikte lanet dedikoduları da şiddetlendi. Bu dedikoduların en temel dayanağı ise Firavun’un mezarındaki hiyeroglif yazısıydı. Yazı şöyle diyordu, “Firavunun mezarına her kim dokunursa ölümün kanatları onu saracaktır.”

5-Annabelle
1970 yılında, bir kadın, üniversiteye giden kızına alışveriş esnasında Raggedy-Ann tarzı bir bebek aldı. Kızı bebeği beğendi ve evine götürdü. Çok zaman geçmeden genç kız ve oda arkadaşı bebekten kaynaklanan tuhaf şeyler olduğunu farketti. Bebek kendi kendine hareket ediyor, kimsenin bebekle temas dahi kurmadığı zamanlarda bebeği başka odada buluyorlardı. Bir gün kendilerine ait olmayan parşomen bir kağıt üzerine karalanmış çocukça yazılar buldular. Dehşete uğrayan kızlar soluğu bir medyumun yanında aldı. Medyum onlara, bebeğin bir apartmanda hayatını kaybeden küçük bir kıza ait olduğunu söyledi. Adı “Annabelle” olan küçük kız medyuma, onları çok sevdiğini ve onlarla kalmak istediğini söyledi. Üniversiteli kızlar da bu teklifi kabul etti. Ne yazık ki, bu iznin verilmesine rağmen paranormal olaylar devam etti. Bir gece, erkek arkadaşları bebek tarafından saldırıya uğradı. Göğüsünde ve gövdesinde çizik izleri vardı. En sonunda oldukça ünlü medyumlar olan Ed ve Lorraine Warren ile görüşmeye karar verdiler. Evli çift, bebeğin küçük bir kızın ruhunu barındırmadığını, onlara yalan söylediğini, aslında onlara hakim olmak isteyen kötü niyetli bir şeytanı barındırdığını söyledi. Genç kızlar Annabelle’yi Warrens çiftine verdiler. Çift bebeği Connecticut’taki gizli müzelerindeki cam vitrine yerleştirdi. Cama ise uyarı yazısı eklediler. “Uyarı! Sakın açmayın!”

6-Anna Baker’ın Gelinliği
1849 yılında, zengin bir ailenin kızı olan Anna Baker, alt sınıf bir demir işçisine aşık olmuştu. Anna’nın babası Ellis Baker, evlenmelerine izin vermedi. Genç erkeği kasabaları Altoona, Pennsylvania’dan sürdürdü. Kızını ise ömür boyu evde kalması için lanetledi. Anna babasına çok kızgındı. 1914 yılında ölene kadar asla aşık olmadı ve evlenmedi, ömrünün sonuna kadar sert ve kızgın kaldı. Anna, babası aşık olduğu adamı sürmeden önce, düğününde giymek üzere güzel bir gelinlik seçmişti. Düğün olmayınca, aynı bölgede yaşayan yine varlıklı bir ailenin kızı olan Elizabeth Dysart gelinliği onun yerine giydi. Gelinlik yıllar boyunca dillerden düşmedi. Yıllar sonra gelinlik tarihi bir derneğe verildi, daha sonra Baker konağı müzeye çevrildi. Gelinlik, Anna Baker’ın yatak odasında bir camın içerisine konuldu. Anna’nın ölümünden sonra, ziyaretçiler, gelinliğin kendi kendine hareket ettiğini iddia ettiler. Özellikle dolunay gecelerinde. Buna sebep olabilecek doğa üstü olmayan nedenleri saptayabilmek için araştırmacılar geldi fakat elleri boş döndüler. Kimse gelinliğin neden hareket ettiğini anlayamadı. Anna belki de en sonunda gelinliğini giydi ve sebep buydu.

7-Telefon Numarası
Bulgaristan’da, son 10 yılda 0888 888 888 numarasını arayan tüm kullanıcıların ölmesi üzerine, telefon şirketi bu numaranın kullanımını yasakladı. İnsanları endişelendirmek amacıyla oluşturulmuş bir komplo olarak düşünebilirsiniz ama öyle değil. Numaranın ilk sahibi mobil telefon şirketinin CEO’su Vladamir Grashnov’du. 2001’de, henüz 48 yaşındayken kanserden öldü. Çok temiz bir iş geçmişi o lmasına rağmen, iş rakibinin radyoaktif zehirlemesi yüzünden kanser olduğu söylentilerinin ardı arkası kesilmedi. Lanetli numara daha sonra Bulgar mafya patronu Konstantin Dimitrov’a geçti. 2003’de, 500 milyonluk uyuşturucu ticareti imparatorluğunu kontrol etmek için Hollanda’ya yaptığı gezide bir tetikçi tarafından vuruldu. 31 yaşında ölen Dimitrov, vurulduğu sırada bir mankenle yemek yiyordu ve telefon yanındaydı. Ölümünün arkasında Rus mafyası olduğu söylendi. Telefon numarası daha sonra kanunsuz işler yapan iş adamı Konstantin Dishliev’e geçti. Telefon numarasını aldıktan sonra, 2005’de bir restorantın önünde vuruldu. Emlakçı Dishliev, gizliden gizliye büyük bir kokain satıcılığı işini yürütüyordu. Numaraya, o zamandan beri Dishliev’in öldürülmesiyle ilgi davayı araştıran polisler tarafından el konulmuştu.

8-Robert’ın Lanetli Oyuncağı
Bu ürkütücü bebek, Key West, Florida’da yaşayan Robert Eugene Otto adlı bir çocuğa aitti. 1896 yılında bebeği aileden nefret eden ve büyü yapabilen, ailenin hizmetkarı hediye etmişti. Küçük çocuk oyuncağını çok sevdi, çoğu zaman da onunla konuşurdu. Ottoların evindeki hizmetkarlar endişeleniyordu, çocuk, oyuncak bebekle konuştuğunda hayalet sesleri duyduklarına dair yemin ediyorlardı. Komşular da, evde kimse olmadığında oyuncak bebeğin pencereden pencereye hareket ettiğini söylüyordu. Bebek, yaramazlıklar yapmaya başlamıştı, korkan çocuk o yaramazlıkları kendinin yapmadığını söylüyordu. Odalar dağılıyor, vazolar kırılıyordu, Robert korkmuş ve haberi yokmuş gibi görünse de suçlanıyordu. Bebek bunları yapmaya devam ediyordu. Çok sonra ev Robert’a babasından miras kaldı ve Robert 1972’de öldü. Ev başka bir aile tarafından satın alındı. Evin küçük kızı çatıda bebeği bulduğunda bebekten çok korkmuştu. Ailesine, bebeğin canlı olduğunu ve onu öldürmek istediğini söyledi. Oyuncak bebek nihayet Key West’deki bir sanat galerisi ve tarih müzesinde sergilenmeye ve bugüne kadar kalmaya devam etti. Garip bir şekilde, müzeye gelen ziyaretçilerin, oyuncak bebeğin fotoğrafını çekmek için izin istemeleri gerektiği söyleniyordu. Yapmazlarsa, efsaneye lanetleneceklerdi.

9-Dibbuk Kutusu
Dibbuk kutusu, yahudi geleneklerine göre, yaşayan bir şeytani ruh tarafından lanetlenmiş olan bir şarap dolabı. Dibbuk kutusu, Ebay’de yayınlanan ürkütücü bir ilan ile gündeme geldi. Hikaye, Eylül 2001’de bir antika tüccarının ve onarımcının Portland, Oregon’da katıldığı bir açık arttırma sırasında başladı. Açık artırma 103 yaşında ölmüş bir kadının eşyalarını satmak için düzenlendi, kadının torunu ise, alıcının sıradan bir şarap dolabı satın almadığını anlaması için büyükannesinin geçmişi hakkında onları bilgilendirdi. Yaşlı kadın, II. Dünya Savaşı sırasında bir Nazi toplama kampında aile bireyleri arasında sağ kalabilmiş tek kişi olan bir Yahudiydi. Amerika’ya göç ettiğinde, şarap dolabı ve iki eşyası yanında götürdüğü tek şeydi. Yaşlı kadının torunu, büyükannesinin her zaman kutuyu uzak bir yerlerde sakladığını ve asla kutunun açılmaması gerektiğini, bunun nedeninin ise kutunun Dibbuk adı verilen kötü niyetli bir ruhu içinde barındırdığını söylüyordu. Yaşlı kadın öldüğünde kutunun kendisi ile birlikte yakılmasını istemişti ama bu Yahudi geleneklerine aykırı olduğundan, ailesi bu isteği gerçekleştirmedi. Antika tüccarı, torununun duygusal nedenlerden ötürü kutuyu saklamak isteyip istemeyeceğini sorduğunda kadın çok üzülüp “Bir anlaşma yaptık! Almak zorundasın!” diyerek şiddetle reddetti. Antikacı kutuyu alıp dükkanının bodrum katına yerleştirdi, çok geçmeden tuhaf ve ürkütücü şeyler olmaya başladı. Asistanı tüccara korku içinde seslenerek ışıkların kesildiğini, kapıların kilitlendiğini ve bodrumdan gelen tuhaf sesler olduğunu söyledi. Tüccar bodrumu kontrol ettiğinde her yere yayılmış kedi idrarı kokusu ve kırılmış ampullerle karşılaştı. Tüccar şarap kutusunu daha sonra annesine hediye etti ve kadın hediyeyi aldıktan sonra felç geçirdi. Hastanede gözyaşları kontrolsüz şekilde gözlerinden dökülürken “Hediyeden nefret ettim” cümlesini heceledi. Tüccar, kutuyu birkaç kişiye armağan etmeye çalıştı, ancak genellikle birkaç gün içinde kutuyu geri getirdiler, çünkü insanlar ya beğenmiyorlardı ya da kutuda kötü bir şeylerin olduğunu hissediyorlardı. Tüccar, tekrarlayan kabuslar görmeye başladı. Kutuyla yakın temas kuran diğer aile üyeleri de aynı kabusu görüyorlardı. Çevresinde gölge şekiller de görmeye başlamıştı. Paranormal bir şeyler olduğunun farkına vardığında araştırma yapmak üzere bilgisayar başına oturdu, ama araştırma yaparken birden uyuyakaldı. Uyandığında sanki birisi ensesinde nefes alıp veriyordu, kafasını çevirdiğinde büyük bir gölge figürle karşılaştı. Daha sonra, kutuyu aldığından beri başına gelenleri ayrıntılı olarak anlatan bir ilanla kutuyu Ebay’de satışa sundu. Missouri’deki bir tıbbi müzenin müdürü Jason Haxton, kutuyu ebay açık artırmasından satın aldı. Daha sonra dibbuk kutusunun garip öyküsünü ayrıntılarıyla anlatan bir kitap yazdı ve 2012’de kitaptan uyarlanan film The Possession korku filmi çıktı.

10-Lanetli Tablo
2000 yılında anonim bir eBay satıcısı, Bill Stoneham’a ait “Direnen Eller” adlı bir tablo ilanı yayınladı. Bu resim şu anda dünyanın en lanetli sanat eserlerinden biri olarak görülüyor. Resimde bir camın önünde, erkek çocuğu ile birlikte duran ürpertici bir bebek görünüyor. Resim 1972 yılında yapılmış ve hollywood aktörü John Marley tarafından satın alınmış. Daha sonra Ebay’de “Satın alanı büyük problemler bekliyor” şeklinde ilan yayınlayarak satmak isteyecek kaliforniyalı bir çift tarafından satın alındı. Çifte göre, resimde yer alan figürler gece hareket ediyordu, bazen tablodan tamamen kayboluyorlardı. Resimde bulunan erkek çocuğun, resmin asılı olduğu odada gezindiğini ekliyorlardı. Aynı zamanda tabloyu satın alan herkesin hasta ve zayıf düştüğü söyleniyordu. Küçük çocukların tabloya baktıktan sonra odadan bağırarak kaçtığı söyleniyordu. Ebeveynler, görünmez ellerin çocukları yakalamaya çalıştığını hissettiklerini dile getiriyorlardı, bunun aksine başka kişiler, bu hissin hava akımından kaynaklandığını iddia ediyorlardı. Resmi online olarak görüntüleyenler bile huzursuz, dehşet verici ve korkunç hissettiklerini söylüyorlardı. Hatta bir kişi, resmi yazıcıdan çıkarmak istediğinde yazıcısının çalışmadığını fark etti. Üstelik yazıcı yeniydi ve daha önce hiç böyle bir sorunla karşılaşmamıştı. Resim, Grand Rapids, Michigan’da bulunan bir sanat galerisi tarafından satın alındı. Galeri, resmi yapan ressamla iletişime geçtiğinde, ressamın, kendi yaptığı eserin paranormal bir olayla gündeme gelmesine şaşırdığını belirtiyordu. Sadece, resmi gören iki kişinin, resmi gördükleri sene içerisinde öldükleri bilinmektedir.

CEVAP VER

*