Tarih boyunca pek çok yazar ve düşünür tarafından üzerine enine boyuna düşünülmüş ancak pekte fazla dillendirilmemiş bir dogmadır Dünyanın son insanı!

Konu üzerine kafa yoran herkes kendi dönemine ve imkanlarına göre hayal güçlerini çalıştırmış ve varsayımlar yürütmüştür. Fakat geçtiğimiz yüzyıla kadar son derece kısıtlı olan teknoloji günümüzde adeta altın çağını yaşamakta buda bize olaya bambaşka bir çerçeveden bakma şansı sunmaktadır. Dünyanın son insanı temalı bazı filmler çekilmiş fakat ne eleştirmenlerden nede fituristlerden geçerli oy almayı başaramamıştır. Aynı anda hem bu denli zengin hemde bu denli yoksun bir tema konusu daha zannedersem yoktur. Hayatımızın belirli dönemlerinde aklımızdan korkunç ve ilginç düşünceler geçirmişizdir. Peki, Dünya üzerinde kalan son insan olsaydınız ne olurdu? Mantıklı düşünecek olursak, dinozorları yok eden gök asteroid Dünya’yı ziyaret etmediği sürece, yaşayan tüm insanların aniden yok olabilme olasılığı neredeyse sıfırdır. Ama biraz hayal dünyasına girmekten zarar gelmez. Günümüzde, farkında olmasakta gelecek için yaşarız. Yalnızca bir kağıt parçası diploma için yıllarca eğitim alır, emekli olana kadar yıllarca çalışır ve birikim yaparız. Bugün için değil, yarın için yaşarız. Bu hengame içerisinde ne yazık ki çoğu zamanda yaşadığımızın farkına varmayız. Kozmosun zaman çizelgesinde görünmeyecek kadar kısa olan yaşam süremizi etrafımızdan olup biten hiçbir şeyden haberdar olmadan çarçur edecek kadar zenginmişiz gibi davranırız. Şimdi sizden saatinize bakmanızı ve sadece 5 dakika için kafanızda ki tüm düşünceleri, sorun ve sıkıntıları bir kenara bırakıp küçük pembe bir hayal kurmanızı istiyorum. Döndüğünüzde hayatınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Sizlere soruyorum, artık yarınlar için yaşamayıp gelecek kaygısı olmadan keyifli bir dünyada son insanın hayatını sürmeyi istemezmiydiniz? Bir sabah uyandığınızda Dünya’da kalan son insan olduğunuzu farkedince bütün diplomalar, yıllarca çalışıp belki de hiç sahip olamayacağınız otomobiller sizin olabilirdi.

Artık canınızı sıkan patronunuz, anlaşamadığınız komşularınız, hoşlanmadığınız insanlarla görüşmek zorunda kalmazdınız. Bütün Dünya artık sizindir! Hayal edin, istediğiniz otomobillerle, hep görmek isteyip bir türlü gidemediğiniz Dünya şehirlerine vizesiz seyahat edebilirdiniz. İstediğiniz her yerde yaşayabilirdiniz. Ama artık dil öğrenmenize de gerek olmazdı, nasıl olsa sohbet edecek kimse kalmazdı. Peki, denizaşırı yerlere nasıl seyahat ederdiniz? Kaçınız uçak veya gemi kullanmayı biliyor? Gezdiğiniz gördüğünüz yerleri birilerine anlatmak istemez miydiniz? Gittiğiniz yerlerde yeni insanlarla tanışmayı veya sevdiğiniz biriyle birlikte seyahat etmeyi? Çektiğiniz ilginç fotoğrafları artık kimsenin kullanmadığı sosyal medyada paylaşmayı da düşünmezdiniz muhtemelen. Her ne kadar bütün üzüntülerimiz, sıkıntılarımız, savaşlar aklımıza gelebilecek bütün kötülükler insanlar yüzünden yaşansa da yüzyıllardır savaşlara, ölümlere neden olan insanların tamamen yok olmasını istemezdik. Ne birlikte ne de tek başımıza yaşayabiliriz. Çünkü sosyal varlıklarız.
Eğer Dünya üzerinde kalan son insan olacak kadar talihsiz bir insan varsa, ancak onlarca yıl, hatta yüzlerce yıl sonra insan nüfusunun ciddi bir sorundan dolayı azalması sonucu gerçekleşebilir. Bu videoda, böyle bir durumun nasıl sona erdirebileceğini değil, böyle bir durumda nasıl hayatta kalınabileceğinden bahsetmek istiyorum. Yeteri kadar yiyecek ve içecek bulunabilir mi? Yaşayacak güvenli bir ev? En önemlisi ebedi yalnızlığa katlanılabilir mi? Şimdi bir kişi hayal edelim, bu kişi, çoğumuz gibi işte yorgun geçen bir günün ardından 22:30 civarı yatağa girer. Ertesi gün, televizyondaki, radyodaki veya evini paylaştığı diğer kişilerin sesleriyle uyanmayı bekler. Ertesi günün oldukça normal olması beklenir değil mi? Ama gece boyunca, kafamızı tuhaf düşünceler doldururken etraf oldukça sessiz ve yalnızızdır. Ertesi sabah olur ve kişi geç kalkar.

Radyo ve alarm çalmamıştır. Pencereden dışarı baktığında tuhaf şeyler olduğunu anlar. Duyduğu tek ses ince bir rüzgar, ağaçlardaki kuşlar ve civarda havlayan bir köpektir. Sıkışık trafik ve havaalanına inmekte olan uçakların seslerinin gelmediğini farkeder. Gün devam ettikçe, tamamen yalnız kalma gerçeği kapıya dayanır. Yaşadığı dünyanın kralı olduğu, canının istediği her şeyi yapabileceği kusursuz bir cennet miras kalmıştır. Ama krallığı olmayan bir kraldır. Peki, daha sonra neler olur? Bu herkesin kişiliğine göre değişir. Eğer kişi sağlam psikolojide ve bireyselci bir yapıdaysa bu onları Dünya’yı istedikleri şekilde tekrar dizayn etme şansları olduğu için oldukça sevindirir. Fantazi dünyasına fazla girmeden uzaklaşalım, ortalama düzeyde sıradan bir insan bu şartlar altında yaşayabilir mi? Başlangıçta tabii. Sevdiklerini kaybetmenin şokunu ve bütün bu olanların şaşkınlığını yaşamak büyük bir sorun haline gelebilir. 21. Yüzyıl insanı hayatta kalmanın tüm zorluklarını üstlenerek yeni dünyaya nasıl adapte olabilir? Hayatı İdame uzmanları üç temel ihtiyacın su, yemek ve barınma olduğunu söylüyor. Barınak bulmak kolay, birçok boş evden biri seçilebilir. Ortalama bir insan yemek yemeden altı hafta yaşayabilir, ama su olmadan yalnızca birkaç gün. Kimse olmadığı ve dolayısıyla çalışmadığı için elektrik sistemi de durur. Bunun sonucunda evlere su pompalayan ve su arıtan sistemler de çalışmayacaktır. Depo ve konteynırlarda bulunan sular diğer bir seçenek fakat bu seçeneğin ömrü fazla uzun değil. Suyu doğal kaynağından tüketmek yerine muhtemelen 21. Yüzyılın da bir nevi çöküşüne neden olan şişelenmiş sular kullanılacaktır. Marketlere sızılabilirse binlerce litre şişelenmiş ve arıtılmış su kullanılabilir. Şişelenmiş sulara ek olarak, paketlenmiş gıdalar da tercih edilebilir, konserve gıdalar toplanıp uzun süre yiyecek ihtiyacı karşılanabilir. Ancak taze meyve ve sebzeleri kullanarak yemek pişirmek zor olabilir, çünkü birkaç gün içinde bozulup yenilmeyecek hale geleceklerdir. Buzdolapları çalışmayacağı için dondurulmuş gıdaları tercih etmekte akıllıca olmayacaktır. Eğer hayatta kalan kişi taze yiyecekleri tatmak isterse avlanmayı, balıkçılığı ve sebze meyve yetiştirmeyi öğrenmesi gerekecektir. Avlanma kısmı zor gelecektir, çünkü etin tadına bakamadan önce hayvanı yakalayıp öldürmek, etlerini ayırmak, pişirmek gibi zorlu bir süreç vardır. Eğer hayatta kalan kişi nasıl yaşayabileceğini öğrenmek isterse ne yapabilir? Balıkçılık ekipmanları bulunduran birçok yer var, yani balık tutmak basit olabilir, ama tabii balık tutmak suyun içine birtakım aletler atmaktan ibaret değil.

Balığın nerelerde olduğunu bilmek gerekir. Hangi balık türleri en iyisidir? Avcılık için de çoğu şey benzerdir. İyi bir av tüfeğine ihtiyaç vardır ama elbette mermiler sınırlı olacak ve yenisini üretmek pek olanaklı olmayacaktır. Bu nedenle kişinin ok ve yay gibi kendi yapabileceği basit ekipmanları nasıl üretebileceğini öğrenmesi gerekecektir. Bütün bunlar yapılsa bile avlanırken hayvanların geride bıraktığı izler ve işaretler gibi ince işleri de öğrenmek gerekir. Gerçekte, istisnai yeteneklerimiz yoksa bütün bunları tek başımıza öğrenip uygulayabilmemiz yıllarımızı alır. Çoğu bilgiler kitapta olmasına rağmen öğrenmek için yeterli değildir. Genelde bir şeyi uygulayabilmek için başka kişilerin nasıl yaptığına bakarak kopyalama yöntemiyle öğreniriz. Sadece kitaplarla ise bu pek mümkün olmayabilir. Hayatta kalan kişi yeni dünyaya uyum sağlamaya çalışırken zaman algısı da değişecektir. Haftalar aylara, aylar yıllara dönüşecektir. Bu tarz bir zaman algısına göre bakacak olursak yeni yaşam tarzının üzerimizdeki etkileri ağırlaşacak ve daha zor bir hale gelecektir. Aynı zamanda şehirlerde uzun vadede bulunmak tehlikeli olacaktır. Çoğu beşeri yapı kendiliğinden çökmeye başlayacak. Ama binlerce yıl dayanan beşeri yapılar da var evet, Piramitler, Stonehenge ve Çin Seddi gibi. Jeolojik zamanlara dayanacak bir ömrü olabilecek Rushmore Dağ Anıt’ı belki de etrafını kaplayacak olan şeylere rağmen yüzyıllar sonra hala tanınabilir olacak. Bununla birlikte binaların çok azı tamamiyle dayanıklı inşa edilmiştir. Düzenli bir bakım yapılmadığı sürece binalar yağmurdan, donmadan ve aşırı sıcak gibi etkenler yüzünden kullanılmaz hale gelir. Bu denli güvenli gördüğümüz yaşadığımız evlerimiz de 30 yıl içinde oturulamaz hale gelecek. Çatılar kiremitlerini kaybedecek, duvarlar nemden dökülecek. Ahşap pencereler çürüyecek ve bitkiler pencerelerden içeri uzanacak. Bir süre sonra bitkiler asfaltlara galip gelecek ve tüm evleri kaplayacaktır. Küçük bir yangın bile bütün şehrin yok olmasına sebep olabilecektir. Kırsal kesimde de tehlikeler olacaktır. Zamanla hayvan ve bitki kaynakları tükenecek ve hayatta kalan kişi tehlikeli şehirlere inmek zorunda kalacaktır.

Bazı kırsal kesimler yaşamak için kaçınılmaz olsa da unutmamalıyız ki Dünya’da otomatik sistemle çalışan 400 den fazla nükleer santral kırsal kesimlere inşa edilmiştir. Aynı zamanda büyük konteynırlarda serin tutularak güvenlice muhafaza edilen yakıtlar bulunmakta. İnsan kontrolü olmadığı için sıcaklığın artmasıyla patlayarak Dünya’yı bir radyasyon battaniyesi gibi saracaktır. Patlamalar Çernobil’le eşdeğer olabilir. Bu, radyasyon yüzünden 10 yıl yaklaşamayacağımız alanlar yaratır. Ama Çernobil patlamasında gördüğümüz üzere toprak kendini toparlayabilir, doğa sandığımızdan daha esnektir. Arınma ve hijyen ise hem uzun hem kısa süreli bir sorun olacaktır. Daha önce bahsettiğimiz gibi içilebilir suların büyük bir bölümü ulaşılamaz olacak. Nehir ve göl sularını harcamamak için ve tatlı sulara her zaman ulaşım olmadığından kanalizasyondan pompalanan arıtılmış suları kullanırız. Ama pompalama sistemi duracağı için bu sular kirli olacak ve dolayısıyla ne duş alabilecek ne de su içebileceğiz. Aynı zamanda kıyafetlerimizi de yıkayamayacağız, bu nedenle artık para ödemeden, kullanılmayan alışveriş merkezlerinden istediğimiz kıyafetleri seçebileceğiz. Bulaşıcı bir hastalığa yakalanma oranımız sıfıra inerken bu sefer tıbbi yardım olmayacağı için basit bir kesik, burkulma veya kaza ölümcül olabilir.
Bir diğer sorun da ulaşım olacaktır. Yollar yabani bitkilerle kaplanacağından ancak çok güçlü araçlarla seyahat etmek mümkün olacaktır. Bütün bunlar 20 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleşebilir. Köpek bir dost bile aklımızı başımızda tutmak için yeterli olmayabilir. . Söylediklerimiz çok zor görünse de hayatta kalan kişinin Dünya üzerindeki bütün kitaplara erişimi olabilecek ve zorlandığı zamanlarda istediği bilgileri elde edebilecekti. Hayatta kalan kişi için hayat çok zorlayıcı ve korkunç olsa da eğer isterse kişi çok lüks bir yaşam da sürebilirdi. Dünya’da doğal olarak meydana gelen değişiklikler büyüleyici bulanabilir, yani insanlar olmadan hayat bulamayan bitki ve hayvanların kademeli evrimi gibi. Örneğin köpekler kurtlarla melezleşir ve yavaş yavaş kurt gen havuzuna dahil olurlar. Hayatta kalan için Dünya, yeni oyun alanı haline gelebilir. En ünlü müzelerdeki en ünlü tabloları alabilir, en iyi otomobilleri kullanıp en iyi giysileri giyebilirdi. Ama yıllar geçtikçe tüm bu zevkler önemsizleşecekti. En büyük savaş hayatta kalmak değil, aklı sağlıklı tutabilmek olacaktı. Burdan şu sonucu çıkarabiliriz, insanlar yalnız yaşayabilen canlılar değildir. Kabileler halinde yaşayarak evrimleştik. Muhtemelen hayatta kalan son kişi, Dünya’daki tüm varlık ve bolluk karşılığında sadece tek bir insanı tercih edebilirdi. Bunun yerine bir köpek tercih edilse bile bazen insanlar karşılıklı konuşup dertleşeceği, sevinç yaşayacağı ve bir şeyler paylaşacağı birine ihtiyaç duyar. Hayatta kalan kişi için hayat bir müddet eğlenceli olabilir fakat daha sonra bu akli dengeyi kaybetmeye sebep olabilir. Umarız kimse Dünya üzerinde kalan son kişi olmaz. Şimdi sizlerden kurduğunuz küçük pembe hayale kavgalı olduğunuz bir aile bireyinizi veya arkadaşınızıda dahil etmenizi istiyorum. Düşünsenize tek başınıza olduğunuz şu koca dünyada onunda var olması için neler yapmazdınız? O halde hayalinizden uyandığınızda o kişinin ne kadar değerli olduğunu hatırlayın ve onu arayın!

CEVAP VER

*