Dünya üzerinde şimdiye değin yapılmış dinozor gözlemlerinin ilk yazılı kaynağı 1700 lere dayanır. Bu gözlemler tesadüfler sonucunda gerçekleştirilmiştir.

Bazı bilim adamları hayatta kalmayı başarmış bir sauropod dinozorunun hikayesi olduğunu söylemiştir. Bu yaratık yerel kabileler arasında Mokele-mbembe olarak bilinir. Ekvator Afrika’sının engin ve keşfedilmemiş bataklıkları hayatta kalmak için bu hayvana avantaj sağlamış olabilirmi? Batı ve Orta Afrika’daki flora ve faunan bölgesi ortaçağ boyunca hıristiyan misyonerlerin ve kaşiflerin sıkça seyahat ettikleri bir bölgeydi. 1896’da Abbé Lievain Bonaventure Proyart, ormanda daha evvel görülmemiş bir hayvana ait kalıntılar bulan bir grup Fransız misyoner hakkında duyduklarından etkilenerek onlarla bir söyleşi gerçekleştirdi. Daha sonra 1913 senesinde bölgede bir keşif gezisine katıldı ve gözlemlerini 1914’te bilim dünyasını ayağa kaldıran bir makale şeklinde yayınladı. 1913’te Alman hükümeti, Kamerun kolonisini araştırmaya karar vererek bir keşif görevi düzenler ve seferi yönetmesi için Kaptan Freiherr von Stein’i görevlendirir. Von Stein, Kongo topraklarında, Aşağı Ubangi, Sangha ve Ikelemba nehirlerinin zengin bitki örtüsüyle ve ilkel kabileleri ile bilinen bölgesini sefer güzergahı tayin eder. Ekip bölgeye vardığında ilk temas ettikleri yerli kabilesinden çok korkulan Mokele-mbembe adlı bir yaratık hikayesi dinler. Yerlilerin anlattıklarına göre Hayvanın kahverengimsi derisi vardır. Boyutu bir filinkine yakındır. Uzun ve çok esnek boynuyla kolayca ağaç dallarına uzanabilmekte ve çok süratli hareket etmektedir. Ayrıca timsah gibi kaslı ve uzun bir kuyruğa sahiptir. Yaratığın zaman zaman yerlilerin kanolarına saldırdığı ve kabile üyelerini öldürdüğüde anlatılan detaylar arasındaydı. Bu hayvanın, keskin kayalıklı kıyılarda nehire paralel mağaralarda yaşadığı söylenir. Anlatılanlara göre yaratık ot oburdur ancak bölgesine giren insanları öldürmektedir. Ekip yaratığın yaşadığı söylenen bölgeye gider. Yaratığı bulamasada ağaçlarda ve toprakta 3 fit çapında pençe izleri ve 8 fit çapında bilinen bir hayvanınkine benzemeyen ayak izlerini belgelediler.

Daha sonra programlarına devam eden araştırmacılar bölgede 24 yerli kabilesini numaralandırmış ve pek çok yeni bitki ve böcek türünü keşfederek bilim dünyasına kazandırmıştır. Bu gezinin ardından yayınlanan raporlarla bilim dünyası bir anda yaratığa ilgi duymaya başladı 1920’de İngilterede faaliyet gösteren Smithsonian Enstitüsü Afrika’ya 32 kişilik bir keşif birliği gönderdi; Seferin amacı; nehir boyunca yerlilerin anlattığı açıklanamayan izleri tespit etmek bahsedilen yaratığı yakalamak ve kayıt altına almaktı. Ekip çalışmaları sonucunda yaratığa ait olduğu düşünülen pençe ve ayak izlerine rastladı bunların alçıyla kalıbını alarak sefer sonunda İngiltere’ye götürdü. Bu kalıplar günümüzde İngiliz Kraliyet Bilim Araştırma Vakfının müzesinde koruma altında tutulmaktadır. 1976 yılında Texas’lı herpetolog, James Powell, yağmur ormanı timsahlarını incelemek için Gabon’a gitti. Powell, Bölge yerlelilerinden Nangala adlı muazzam bir nehir canavarı hakkında hikayeler dinledi. Bu canavar hem nehirde hemde karada yaşayabilen anfibi bir varlıktı ve yerlilerin ataları ona Mokele-mbembe ismini takmıştı. Aynı tarihlerde Michael Obang adlı yerel bir cadı doktoru, dinozorlar üzerine yazılan bir kitapta yer alan taslak resmini, 1946 senesinde gördüğü ölü bir nangalaya tıpa tıp benzediğini James Powell’a anlattı Powell daha sonra bu bilgiyi Chicago Üniversitesi’nden bir biyolog ve Uluslararası Kriptozooloji Başkan Yardımcısı Dr. Roy P. Mackal’a iletti. 1979’da, Mackal ve Powell, Mokele’nin, çoğu haritada boş bırakılan mevsimsel olarak su altında kalmış bataklıkların bulunduğu Likouala bölgesinde yoğunlaşacağına inandıkları Mokele-mbembe faaliyetini araştırmak için Kongo Halk Cumhuriyeti’ne gitti. Ubangi Nehri’nin kuzeydeki Impfondo kasabasında, Mackal ve Powell, 1955’ten beri Kongo’da görev yapmış olan Ohio’lu misyoner Rahibe Eugene Thomas ile bir araya geldi. Thomas, Mokele-mbembe hakkında birçok hikaye duymuş ve birinci ağızdan görgü tanıklarını dinlemişti.

İlk başlarda Mackal, yaşayan bir dinozor olabileceği konusunda umutsuzdu. Ancak konuştukları her tanık, daha evvel hiç görmedikleri apatasaurus ve diplodokstresis türü dinozorların iskeletlerinden elde edilen betimleme çizimleri en ince ayrıntılarına kadar anlatıyorlardı. Tanıklar, çoğunlukla baş, boyun ve kuyruk olmak üzere 15 ila 30 feet uzunluğunda olan hayvanları tarif ettiler. Kafa belirgin bir şekilde yılan benzeri, uzun ince bir kuyruk ve bir fil boyutuna yaklaşan bir vücuttu. Bacaklar kısadır, arka bacaklar üç pençeye sahiptir. Hayvanlar renk olarak kırmızımsı kahverengidir ve başın üstünden boynunun arkasına yele benzeri ibiğe sahiptir. Bütün görgü tanıkları, mokele-mbembe’in nehirler, dereler ve bataklık göllerinin kıyısında kayalık alanlarda bulunan mağaralarda yaşadıkları ve nadir olarak insanlar tarafından görüldükleri konusunda hem fikirdiler. 3 Aylık araştırma süreleri dolunca Mackal ve Powell Amerikaya geri döndüler. Bu süre zarfında 60dan fazla görgü tanığıyla konuşup detaylı şekilde raporlandırmayı başardılar. 1981’de Mackal daha büyük bir ekiple Kongo’ya döndü ve bu sefer güneye yönelerek Likouala aux Herbes Nehri’ni taramaya başladı. Bataklıkların merkezinde yer alan küçük, sığ bir bölge olan Tele Gölü’ne ulaşmaya çalıştı. Ancak su yolları buralarda çok dardı ve kanolarla seyri zorlaştırıyordu ekip üyeleri bir bir sıtmaya yakalanmaya başlayınca seferi yarıda kesip geri dönmek zorunda kaldılar. Geri döndüklerinde Bu geziyi Newyork Time’s haberleştirdi ve Amerikan bilim dünyasında ciddi bir merak yarattı. Olayı merak eden biyologlardan bir taneside Benjamin Radford’du. Radford uzun yıllar Dinozor iskeletleri ve dinozorların sosyal yaşantısı üzerine çalışmalar yürütmüş ve pek çok teori yayınlamıştı. Bir dinozorun hayatta olabilmesi ihtimali onu harekete geçirdi ve iş adamı Stephen McCullah’ın sponsorluğuyla 1992 senesinde bölgeye bir keşif gezisi başlattı. 45 kişilik bu ekip O güne değin Afrika’ya sefer düzenleyen teknolojik açıdan en ileri seviyede ki gruptu. Radford henüz sefere çıkmadan evvel 1900lerin başından beri konuyla ilgili yayınlanan tüm raporları tek bir metin olarak derlemiş, bölgenin detaylı bir haritasında hayvanın olası yaşam alanlarını işaretlemişti. Sefer’in rotası Sangha ve Ikelemba nehirlerini sırasıyla aşağıdan yukarı doğru tarayacak biçimde şekillendirilmişti. Görgü tanıklarının ifadeleriyle Nehrin etrafında ki yeşillik alanda hayvana ait izler aramaya başladılar.

Uzun aramalar sonuç vermeyince ekipte moraller bozuldu. Nehrin daha yukarısında bir köyde görüştükleri yerli onlara Avlanırken izler gördüğünden bahsetti. Fakat bahsedilen bölgeye araçla gidilemiyordu ve yürüyerek 2 gün mesafedeydi. Yaptıkları toplantıda 2 günlük mesafeyi yürüyerek bölgeye gitmeyi burada da bir iz bulunamadığı takdirde seferi sonlandırmayı kararlaştırdılar. Uzun ve zorlu bir yürüyüşün ardından yerlinin söylediği alana vardılar. Fakat bu arada ekipten iki kişi zehirli yılan sokması sonucu hayatını kaybetti. Bölgede yaptıkları kapsamlı taramalar sonucunda hayvana ait olduğu söylenen ayak izleri buldular bunların kalıplarını çıkartıp izleri fotoğrafladılar. Radford izleri ve dallardaki kırılmaları inceleyerek hayvanın yaşamsal alışkanlıkları hakkında fikir yürütmeye çalıştı. Tahminince Bazı bitkilere gereksinim duyan yaratık bu bölgede yaşamıyor ancak nehir boyunca uzun mesafeler yüzerek ihtiyaç duyduğu bu bitkilerle besleniyor ve yaşam alanına geri dönüyordu. Ayrıca hayvanın ayak izlerinin yakınlarında dev boğa yılanlarına ait sürünme izleride vardı. Dev bir pitona av olmak için bile bu yaratık fazla büyük ve güçlüydü ayak izlerinden ve adım aralıklarından yola çıkarak hayvanın 3.5 4 metre boyunda kuyruğuyla berber 6-7 metre uzunluğunda olduğuna kanaat getirdi. Köye geri döndüler. Bir süre dinlendikten sonra Nehrin daha yukarı bölgelerine doğru hareket ettiler. Uzun bir yolculuğun ardından vardıkları bir köyde çok şaşırtıcı bir gelişme yaşandı. Yerliler öldürdükleri bir hayvanı yediklerinde güçlerinin kendilerine geçeceğine inanıyorlardı. Bu yüzden ara sıra Aslan gibi güçlü hayvanları öldürüp yedikleri biliniyordu. Köyden bir grup avcı 5 sene evvel Mokele-mbembe’yi avlayarak yemeyi tasarlamıştı. Yerlilerin en çok korktuğu ve kutsal saydığı yaratık buydu. Nitekim avlamışlardıda. Ancak hayvanın etini yiyenler bir süre sonra ölmüştü. Ya dinozorun eti zehirliydi yada büyük bir hayvanı birkaç hafta içinde yediylerse et bozulup yiyenleri zehirlemişti. Köylüler onlara hayvanın kemiklerini gösterdiler. Radford kemikleri görür görmez bunun kesinlikle hala yaşayan bir dinozor türüne ait olduğunu anladı. Yerlilerin anlattıklarına göre bu dinozorlar Nehrin kaynağınında bulunduğu Tele gölü civarındaki devasa boyutta olan havzalarda yaşıyorlardı. Radfordun haritasında da bu alan kırmızı ile işaretlenmişti. Bölgeye ulaşmak çok zordu. Geri dönüp ekipman takviyesi yaparak Tele gölüne gitmeye karar verdiler. Ancak geri döndüklerinde Kongoda iç savaşın başladığını ve yabancıların ülkeyi terk etmedikleri takdirde infaz edilecekleri haberini aldılar. Hayvanın kemiklerinide alarak Amerikaya döndüler. Chicago üniversitesinde yapılan incelemelerde kemiklerin 3 ila 5 sene evvel öldürülmüş bir dinozora ait olduğu kesinlik kazandı. Kongoda savaş günümüze kadar devam ettiği için güvenlik gereçesi ile tekrar bir sefer düzenlenemedi. Ancak Kongo’dan mütemadiyen dinozor gözlemi haberleri halen yapılmaktadır.

CEVAP VER

*