UFO; bilimsel bir açıklaması olmadığı ve genellikle dünya dışı yaşamı taşıdığı iddia edilen gizemli nesnedir. Ayrıca UFO fenomenleri bazen sadece gözlemcilerin iddiasından, bazen de çeşitli kayıt cihazlarıyla elde edilen görüntü veya seslerden ibarettir. Sivil halk tarafından nadiren fiziksel parçalarda ele geçirilmiştir.

Bazı devletlerin elinde gemilerde bulunduğu iddia edilmekte ve bu iddialar ciddi delillere dayandırılmaktadır. Bu görüntü ve seslerin her ne kadar günümüz teknoloji ile sahte ufolar yaratması mümkünse de aynı oranda teknoloji ile bunların sahte olup olmadığı da hızlı bir şekilde anlaşılmaktadır. Ufo gözlem ve kayıtlarında çoğu zaman yetkili birinin görgü şahitliği ve askeri bir rapor bu olayın ciddiyetini sorgulamamıza yol açar. Çünkü o zaman söz edilen bu durumda bu kurumdaki kişi ve kişiler kendilerine itham edilecek herşeyi göze alarak gerçeği belirtmek amaçlı gözlemi ortaya koyar. UFO iddiaları çok eski zamanlardan beri yapılmaktadır. Kimi ufologlara göre, İspanya’daki Altamira Mağarası’ndakiler veya Fransa Lot Mağarası’ndaki tuhaf tasvirler UFO tasvirleri olabilir. Ayrıca Cezayir’deki Tassili freskleri gibi bazı resim ya da heykelcikler ilginç biçimde 20. yüzyıldaki raporlarda betimlenen uzaylı tasvirleriyle benzerlik göstermektedir. Bu durum bazı ufologlar göre, UFO fenomeninin insanoğlu hava araçlarını icat etmeden önce de mevcut olduğunun bir kanıtıdır. Fakat eski zamanlarda gözlemlenen bu tuhaf fenomenlerin kuyrukluyıldızlar, parlak meteorlar ya da atmosferdeki optik fenomenler olduğu sanılmaktadır. Eski zamanlardaki bu tür olguların incelenmesi retro-ufoloji olarak adlandırılmaktadır. Geçmişteki bu tür gözlemlere şunlar örnek olarak gösterilebilir: MÖ 1450’ye doğru, firavun III. Tutmosis’in tahtta olduğu döneme ait bir betimlemede, gökte “güneşten daha parlak ateşten halkalar”ın gözlemlendikleri, eni 5 m.’yi bulan bu nesnelerin birkaç gün boyunca belirdikleri ve sonunda gökte yükselerek kayboldukları anlatılır. Romalı yazar Julius Obsequens MÖ 99 yılında “Tarquinia’da güneşin batışı sırasında küre gibi bir yuvarlak nesne gökte batıdan doğuya doğru yol aldı” diye yazmıştır. Yine Mayalar ve Inca’lar gibi antik uygarlıkların yazıtları betimlemeleri ve yaptıkları heykelcikler antik UFOları açık şekilde resmeder. Ünlü okültistlerin yaşadığı bu dönemlerde, dinin etkisiyle göksel fenomenler ilahî mesajlar olarak veya büyücülerin sorumlu tutulduğu uğursuz işaretler olarak yorumlanmıştır. 14 Nisan 1561’de Nürnberg (Almanya) göklerinde görüldüğü kaydedilen, silindir ve daire biçimli UFO’ları temsilen, Hans Glaser tarafından tahta üzerine yapılmış gravür. Japonya’da 24 Eylül 1235’te general Yoritsume ve ordusu Kyoto yakınlarında sabit olmayan hareketlerde bulunan tanımlanamayan “ışık küreleri” gözlemlediler. Danışmanları kendisine “telaşlanmaması gerektiğini, zira bunların yalnızca rüzgarın salladığı yıldızlar olduğunu” açıkladılar. Tarih boyunca pek çok medeniyet tarafından Silindir biçimli büyük nesnelerden küre ve daire biçimli küçük nesnelerin çıktığı gözlemlenmişti. Bu fenomenler o dönemde doğaüstü mucizeler, melekler ve gelecek hakkında haber verici alametler olarak yorumlanmıştı.

Bu dönemlerde yapılan UFO gözlemleri sanat eserlerine de yansımıştır. UFO gözlemlerinin yansıtıldığı sanat eserlerinden bazıları şunlardır: Kosova’daki Detjani Manastırı fresklerindeki kozmonot benzeri tasvirler. Fakat bunların dönemin Bizans dinî sanatında görüldüğü gibi Güneş ve Ay tasvirleri de olabileceği ileri sürülür. Mainardi’nin “Madonna col Bambino e San Giovannimo” adlı tablosu. Tabloda tasvir edilen UFO’nun aslında gökleri aşan Cebrâîl’in sembolik temsili olduğu iddia edilmekteysede yüzlerce yıllık hıristiyan sanat tarihinde hiç bir zaman buna benzer bir şekilde tasvir edilen melekler olmamıştır. Paolo Uccello’nun “la Tébaïde” adlı tablosunda olduğu ileri sürülen uçan daire biçimli nesnenin aslında kardinalin şapkası olduğu iddia edilir. Zamanla teknolojimizin gelişmesiyle insanlık daha fazla UFO gözlemi yapmaya ve bunları kayıt etmeye başlamıştır. Atlantik okyanusunda araştırma yapan Amerikan Denizaltısı USS Trepang’ın karşılaştığı ve resimlerini çekmeyi başardığı ufo gözlemi gibi. Ayrıca bu denizaltı ekibi tarafından çekildiği söylenen UFO’ların fotoğrafları resmi bir raporda da geçen şimdiye kadarki en iyi kanıt olarak tanımlandı. Fakat buna karşın bazı teoriler bunların başka bir şey olacağını da iddaa etmekte. Söz konusu Ufo resimleri ilk defa Fransızlara ait bir paranormal dergisi olan “Top Secret” de yayınlanmıştır. Alex Mistretta isimli araştırmacı tarafından yayınlanan yazının kaynağındaki belgeleri, Kim tarafından sızdırılıp, paylaşıldığı bilinmemekle beraber, denizaltında görevli bir asker olduğu söylenmektedir. Görüntüler oldukça sarsıcı ve etkileyici kareler içermektedir. Ayrıca resimler dışında konuyu anlatan resmi askeri raporda bu dergide yayınlanmıştır. 1971 senesinde kutuplar da araştırma ve devriye görevinde bulunan USS Trepang SSN 674 tarafından çekilen tanımlanamayan uçan nesnelerin inanılmaz görüntüleri ilk başta herkesi şok etti. Çünkü bu fotoğraflar 1971 senesinin mart ayında Arktik Okyanusun kenarında ABD Birleşik Devletler donanması güçlerinin ve tanımlanamayan uçan nesneler arasındaki yakın bir karşılaşmanın kanıtı niteliğindeydi. 1971 yılının Mart ayında Birleşik Devletler Donanmasına bağlı “USS Trepang (SSN 674) adlı denizaltı, Amiral Dean Reynolds Sackett komutasında her zamanki gibi Atlantik Okyanusu – İzlanda ve Jan Mayen adaları arasındaki standart güvenlik seferini sürdürmekteydi. Bu bölge Norveç’e bağlı bir bölge olduğundan yakınlarda sadece Norveç Meteoroloji Enstitüsü ve Norveç askeri birlikleri konuşlanmıştır. Amiral Dean Reynolds Sackett komutasından ki USS Trepang (SSN 674) deniz altısı Periskopu ile standart olarak çevreyi gözlemlerken aniden su yüzeyinde duran üzerinde bir takım motifler ve semboller bulunan devasa büyüklükteki bir takım objeleri gözlemlediler. Periskopun başında bulunan Memur John Klika bu objeleri ilk gördüğünde bunları Periskop’un lensine bulaşmış bir tür leke veya benek sanmıştı. Fakat git gide cisimlerin üzerine gidilip yaklaşıldığında gözlemlenen nesnelerin devasa büyüklükteki uçan objeler oldukları anlaşıldı. Görüntülerde puro biçimli büyük bir araç ve üçgenimsi bir başka araç göze çarpıyordu. Ve bilinen hiçbir ülkeye ait bir amblem ve bayrak taşımıyorlardı üzerlerinde. Amiral ve yanındaki denizaltı mürettebatı bu duruma hiçbir açıklama getiremiyorlardı. Bunun üzerine panik halinde denizaltı dan bu cisimlere birkaç defa roket atıldığı ve su yüzeyinde asılı vaziyette duran bu devasa gemilerden birinin vurulup alev aldığı bu şekilde de denize doğru yeniden düşerek gözden kaybolduğu belirtiliyor. Tabi olay anında bu cisimler hemen fotoğraflanıyor ve rapor ediliyorlar üst birimlere. Konunun ulusal güvenliği ilgilendirmesinden dolayı soruşturma ve olay ile ilgili detaylar çok gizli bir biçimde halktan ve dünya basınından gizleniyor. Konuyu öğrenen ve basına sızan fotoğrafları gören Paranormal araştırmacılar Atlantik Okyanusu üzerinde gezinip ABD Donanmasına açıkça gösteri yapan bu uçan devasa objelerin dünya dışı zeki varlıklara ait birer uzay aracı olduklarında hem fikirler. Basına sızmış bu görüntüleri analiz eden kriminal uzmanlar fotoğraflarda hiçbir oynamaya ve montaj izine rastlamadıklarını da belirtiyorlar.

İngiliz UFO araştırmacısı Nigel Watson, Günlük Express adlı gazeteye konuyla ilgili şu açıkalamda bulunuyor: “Bu tip uzay araçları düzenli olarak dünyanın her yerinde bir çok tanık tarafından tespit edilmiştir ve görüntülenmişlerdir. Yaşadığımız gezegen içerisinde ve dışında bilinen tipik UFO modelleri dışında da sayısız model ve biçimde bir çok uzay araçları tespit edilmiş ve 1896 yılından beri zeplin ve puro biçimli bir çok uçan cisim rapor edilmiştir. Bazı araştırmacılar, bu resimlerin orijinal olduğunu ve Dünyadışı yaşamın en net kanıtı olduğunu iddia ederken bazıları bu tarz gizli bir bilginin o kadar kolay bulunamayacağını ve bunun bir dolandırıcılık örneği olduğunu savundular ama burada söz konusu olan bir şahıs değil Amerikan ordusu ve bu olaya şahit olmuş bir denizaltı dolusu askerdi. Ayrıca teknoloji ile hacklenerek yasadışı şekilde pek çok çok gizli ve resmi belgenin resmin dışarı sızmasının ilk olmadığını da hatırlatmak gerek. Bununla beraber görüntülerin ve bu hikayenin doğruluğunun en önemli kanıtı da. Deniz Arşivine göre, 1970 Ağustos ve 1973 Aralık arası USS Trepang ‘in komutasının amiral Dean Reynolds Sackett, gibi dürüst bir subay olmasıdır. Belkide bütün bu teoriler dışında en mantıklısı ve aynı zamanda en uçarısı iddia edilen UFO’lardan birinin, 1977’de test edilen pistonlu motorlarla güçlendirilen ve bir kısmı uçak gemisi ve klasik uçak olan Amerikan ordusunun deneysel bir uçağı olan Aereon 26 olduğu söylenmesiydi. AEREON 26, kaldırma gövdesi tasarımını, hibrid tasarımlardan ve klasik uçak parçalarından oluşturmak amacıyla geliştirilmiş deneysel bir uçaktı. İtici bir pervaneyi çalıştıran bir pistonlu motordan güç alıp pastil şeklindeki gövdesi ile aerodinamik şekilde havalanıyordu. 1971’de yapılan uçuş testlerinin sonuçları umut vaat edici olsa da, daha büyük ve yarı yüzebilir uçakların finansmanı o dönemde ağır geldiği için projenin sonlandırıldığı söylenmişti. Bu uçakların şekli ve aynı dönemin etrafından gelen bazı UFO’lar arasında paralellikler çizdiği için, bu uçakların UFO komplo teorisyenleri için özel bir yeri vardı. UFO araştırmacısı Michael Waters ise konuyla ilgili şunları söyledi: “Bazı UFOlar su içinde ve altında da su dışında olduğu iyi işleyebilir. Ama burada dikkat edilecek nokta söz konusu cismin vurulup düşürülmesi, bunun ciddi sonuçları olabilir. Vurulup düşürülen cisim bir ufo muydu? Eğer öyle ise bu cismin akıbeti ne oldu. Diğer cisimler daha sonra bu bölgede tekrar görüldü mü? Sızan görüntü ve rapor haricinde saklı ne gibi belgeler vardı? Bu soruların çoğu şu anda muallakta olsa da UFO araştırmacılarının neredeyse çoğunun hem fikir olduğu ve aslında bu olayında bir yansıması da olan şey ise Kutuplarda ve yakınlarında Ufolara ait bir üs bulunduğuna dair spekülasyonlardır.

CEVAP VER

*