Cennet milyarlarca insanın nasıl bir yer olduğunu kavrayamadıkları halde gitmek istediği yer… Her din ve inanışta farklı şekillerde tasvir edilen sonsuz huzur ve mutluluk mekanı… Altın tepsilerde yemekler, Yakuttan saraylar, Huri kızları acaba anladıklarımız anlatılmak istenen mi? Yoksa aslında her şey düşündüğümüzden çok mu farklı?


Hemen her din ve inanç sisteminde bir mükafat mekanı olarak tasvir edilen cennet zıttı olan cehennemle de bir çok ortak nokta içermektedir. Eminim hepiniz zaman zaman Cennetin nasıl bir yer olduğunu düşünmüş ve hayal etmeye çalışmışsınızdır. Nasıl ki anne karnında ki bir çocuk dünyayı tasvir edemiyorsa bizlerde tıpkı böyle Cenneti kafamızda bir türlü canlandıramıyoruz. İşin açıkçası insanların hayal gücünün ulaştığı son teknoloji olan sinema sektörü dahi cenneti tasvir etmekten gerçeklerin çok uzağında kalmaktadır. Şimdi Göktanrı inancı, Hristiyanlık ve islam’da cennetin nasıl tasvir edildiğine bakalım. Ayrıca halk söylencesi olarak dine karıştırılmış doğru bilinen yanlışları da düzeltelim. 

Göktanrı inancında cennete karşılık gelen mekana uçmağ denir. Uçmağ kelime olarak çok bilinse de tanımı tarihi kayıtlarda pek az karşımıza çıkmaktadır en anlaşılır hali ile Kaşgarlı Mahmud’un notlarında uçmağın kapsamsız bir tanımı yer almaktadır. Buna göre dünyada erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı görevler vardır. Erkek sağlık durumu el verdiği takdirde cesur bir savaşçı, iyi bir avcı olmalı ve ailesine eksiksiz şekilde bakmalıdır. Aynı şekilde kadın da Eşinin ve çocuklarının sorumluluklarını yerine getirmeli ve kocası savaştayken iffetini korumalıdır. Uçmağ göğün üzerine kuruludur ve 7 kattan oluşur. 7 Kapısı vardır. İlk kapıdan giren uçmağa ermiş ruhu dev bir ejderha karşılar. Sırtına alarak uzaklarda ki yaşam pınarına götürür ve indirir. İndikten sonra onu orada görevli cinsiyetsiz ancak ışıl ışıl parlayan hizmetçiler karşılar. Bu hizmetçiler uçmağa varan ruhu yaşam pınarına atıp tekrar bedenlenmesini sağlar. Sonra bir kayıkçı onu ırmağın karşısına geçirir burada kanatlı bir at onu alarak uçmağda ki yerine götürür. Sonra dünyada ki kahramanlıklarına göre göktanrının yolladığı hizmetçiler ona hediyeleri sunmaya başlarlar. Eğer kişi evli ise ve eşi de uçmağa varacaksa eşini beklemeye koyulur eğer eşi uçmağlık değilse kendisi gibi eşi uçmağa varamayan bir başkasıyla evlendirilir. Diğer inanışların tümünün aksine göktanrı inancında cennette tek eşlilik vardır.  7. Katta göktanrı oturur 6. Kat ise Mete ve Teoman gibi ünlü hükümdar ve komutanlara tahsis edilmiştir. Aşağı katmanlara inildikçe dünya derecelerine uçmağa varan ruhlar bedenlenerek yerleştirilir. Kalite sistemide aynı şekilde derecelendirilmiştir. Örneğin en iyi kısraklar 6. Katta bulunurken en kötüleri ise 1. Kattakilerdir.

Hristiyanlıkta yapılan cennet tanımında mezheplere göre bir takım farklılıklar ve çelişkiler bulunmaktadır. Vahiy 21 şöyle der Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yaş ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalkmıştır. Yine de Hristiyanlığın tasvir ettiği cennet İtalyan yazar Dante Alighieri tarafından İlahi Komedya isimli üçlemenin cennet kısmında iyi şekilde betimlenmiştir. Cennet ilk yedi katı iç içe geçmiş yedi gökten oluşan, on katlı, kainatın tümünü saran, ötesi olmayan en yüce yapıdır. Maddeden tamamen arıdır. Yalnızca duyularla algılanır. Çünkü saf ışığın sarıp sarmaladığı zaman meftumunun olmadığı bir dünyadır. Her katta pek çok tarihi şahsiyet vardır. Bu durum tanrısal bir sırdır ve ancak ahlaklı erdem sahibi kimselere bahşedilmiş ruhsal bir taçlandırmadır. Son katında envayi çeşit çiçeklerle bezeli iki sahil arasında ışıktan bir nehir akmaktadır. Burası ezeliyetin ve ebediyetin sahibi Tanrı’nın katı, sonsuz ışığın kaynağı arşıaladır.  Cennet, insanın Tanrıyla ebedi birliğidir. Tanrıyı göreceğiz, sevgi, sevinç ve esenlikle dolu olarak, kendi aramızda da iyi birlik içinde Onda mutlu olacağız. Tanrı bütün yaradılışı, bütün dünya tarihini arınmış, dönüşmüş ve temelden yenilenmiş olarak kendi yüceliğine almak istemektedir. Tanrı hepsi de yalnızca Onun lütfu ile gerçekleşmiş oldukları halde iyi işlerimizi ödüllendirecektir. Bu nedenle farklı büyüklüklerde kaplar olmasına rağmen hepsi de dolu oldukları gibi, mutluluğun farklı dereceleri olacaktır: Cennette herkes tam mutluluğuna erişecektir. Orada hastalıklar mutsuzluklar olmayacak.

Tüm öğreti ve dinler arasında ise cennet’i en kapsamlı şekilde islam dini tasvir edip tanımlamaktadır. İslam inancında kıyametten sonra kim kaç yaşında öldüyse o bedenle o yaşta mezarından kalkacak ve hesaba çekilecektir. Akabinde cennete gitmeye hak kazananlar yerlerine hasrolunurlar. Öncelikle cennetin girişinde ki yaşam pınarında yıkanır gençleşir ve hastalıklardan arınırlar. Cennette ölüm, hastalık, ve tuvalet gibi ihtiyaçlar yoktur. Eşyalar altın gümüş ve değerli mücevherlerdendir. Ayrıca orada herkes yeni olmasına karşın kendi yerini ilham yolu ile bilecektir. Halk arasında yanlış bir görüş olarak hayvanların cennete giremeyeceği benimsenmişse de Hz İsmail’e inen koç uzun yıllar cennette beslenmiştir. Yine Resulullah’ın mihraca çıktığı bineği Burak da cennettedir. Bu gibi başkaca örneklerde vardır. Cennet ehlinin yüzleri ay gibi beyaz ve aydınlıktır. Onlar cennette balgam çıkarmaz, sümük atmaz, tuvalete gitmezler. Kullandıkları eşya, altın ve gümüştendir. Terleri misktir. Aralarında çekişme, kavga ve buğz yoktur. Hepsinin kalbi tek bir kalp gibidir. Cennetin bazı özellikleri şöyledir. Cennette en aşağı derecede olan kişinin bin hizmetçisi vardır. Daha yukarıda olanların seksen bin hizmetçisi vardır. Kişi oturduğu yerde uçan bir kuşun etini arzu ederse, kuşun eti hemen kızartılmış bir halde altın tabak içinde önüne konulur. Cennette  bir kişiye, yüz kişinin yeme içme ve erkeklik gücü verilir. Yiyip içtikleri misk gibi kokan ter halinde çıkar. En aşağı derecedeki cennet ehlinden her birine, yüz sene dolaşmakla bitmeyen bir mülk verilir. Bu mülk, baştan altın ve gümüşten yapılmış köşklerle, inciden örülmüş çadırlar, bal, süt ve tatlı su nehirlerinin aktığı bahçelerle donatılmıştır. Kendileri bu şeylerin en uzak olanını, en yakın olan gibi görüp seyrederler ve istedikleri zaman her yere anında ulaşırlar. Cennettekilerden biri bir lokma alıp ağzına koyar. Bu arada aklına: “Keşke şu yemekten olsaydı” diye gelir. O an içinde, ağzında bulunan lokma istediği yemeğe çevrilir. Cennette kadınlarla erkekler aynı boyda olacaklardır. İster üst makamda olsunlar, ister alt makamda olsunlar, cennettekiler Adem aleyhisselamın boyunda olacaklardır. Cennette gece gündüz vardır. Cennetin gecesi gündüzünden daha beyazdır. Cennetin bir günü 70 bölümdür. Ayrıca özel günlerde Allah cennet ehline tecelli eder buda kişiye tanımlanamaz bir keyif ve mutluluk verir. İslam alimlerinin bir kısmı cenneti 7 katlı olarak kabul ederken gayrı ekserisi cennetin 8 katmandan oluştuğunu söylemiştir.  1. Adn: Lügatta; ikamet ve ebedi yer manasındadır.

“(Böyle yaparsanız, O) günahlarınızı size bağışlar ve sizi, altlarından ırmaklar akan Cennetlere ve Adn Cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte büyük kurtuluş, budur!” (Saf, 12)

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî olarak kalıcı oldukları Cennetler ve Adn Cennetlerinde güzel meskenler va‘d etti. Allah’ın rıdvânı (râzı olması) ise daha büyüktür! İşte büyük kurtuluş budur!” (Tevbe, 72)

Hz. Peygamber’e bu ayetin manası sorulduğunda şöyle demiştir: “Onlar inciden yapılmış köşklerdir. Her bir köşkte kırmızı yakuttan yapılmış yetmiş yurt vardır. Her yurdun içinde yeşil zümrütten yapılmış yetmiş ev vardır. Her bir evde bir taht vardır. Her bir tahtın üzerinde çeşitli renkli yetmiş yatak vardır. Her yatağın üzerinde ela gözlü hurilerden bir zevce vardır. Her evde yetmiş sofra vardır. Her sofranın üzerinde yetmiş çeşit yemek vardır. Her evde yetmiş cariye vardır. Mü’min bir kimseye her sabah öyle bir kuvvet verilir ki bütün bunlarla görüşebilir.” (Ebu Şeyh) (İhya-i Ulumiddin)

Peygamberimiz (asm); “Adn cennetinde cennetlikler Rablerini görürken onlar ile Allah (cc) arasında sadece “Kibriya Perdesi” bulunur.” buyurmuştur. (Buharî)

“Allah (cc), Adn cennetini yarattı. Ağaçlarını özel bir itina ile dikti. Sonra da ona ‘Konuş’ buyurdu. O da: ‘Mü’minler muradlarına erdiler.’ dedi.” (Hakim)

“(O yurt,) girecekleri Adn Cennetleridir; (ki) altlarından ırmaklar akar, orada kendileri için ne isterlerse vardır. İşte Allah, takvâ sâhiblerini böyle mükâfâtlandırır!” (Nahl, 31)

  1. Firdevs: Lügatta; Her çeşit bitkiyi cem’eden bahçe, bostan manasındadır. Ancak “Üzüm asmalarının bulunduğu bahçedir” de denmiştir.

“Allah’tan cennet istediğiniz vakit Firdevs’i isteyin.” (Tirmizî)

Firdevs cenneti hepsinin yukarısında, hepsinden üstün olduğu için Allah’tan öncelikle bunun taleb edilmesi tavsiye edilmiştir. (Kütüb-i Sitte)

  1. Naîm: Lügatta; yaşayışı rahat ve müreffeh olmak, nimet, bolluk, refah içinde yaşama manasındadır.

“Muhakkak ki îmân edip sâlih ameller işleyenler ise, îmân etmeleri sebebiyle Rableri, onları altlarından ırmaklar akan Naîm Cennetlerinde (mükâfâtlandıracağı doğru bir yol üzere) hidâyete erdirir.” (Yunus, 9)

“Ve beni Naîm cennetinin vârislerinden kıl!” (Şuara, 85)

  1. Me’va: Lügatta sığınacak yer, makam, yurt, mesken manasındadır. Ayrıca bu tabakanın şehid ve mü’minlerin barınağı olacağı söylenmiştir.

“Îmân edip sâlih ameller işleyenlere gelince, artık yapmakta olduklarına karşılık onlar için bir ağırlama yeri olarak Me’vâ Cennetleri vardır.” (Secde, 19)

“And olsun ki, onu (Cebrâîl’i aslî sûretinde) diğer bir inişte de (mi‘râc gecesi), Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında (iken) gördü. Ki Cennetü’l-Me’vâ onun yanındadır.” (Necm, 13-15)

  1. Huld: Lügatta; sürekli olma, sonsuz olma, süreklilik, ebedîlik, bakîlik manasındadır.

De ki: “(Başınıza gelmesi muhakkak olan) bu (netîce) mi hayırlıdır, yoksa takvâ sâhiblerine va‘d edilen (ni‘metleri aslâ kesilmeyecek olan) Huld Cenneti mi? (Orası) onlar için bir mükâfât ve bir varış yeridir.” (Furkan, 15)

  1. Dâr’ul – Mukame: Lügatta; Asıl durulacak yer, ebedî ikamet edilecek yurt, güvenli makam manasındadır.

“O (Rab) ki, lütfundan bizi (asıl) oturulacak yurda (Cennete) yerleştirdi. (Artık) orada bize ne bir yorgunluk dokunur, ne de orada bize bir usanç dokunur.” (Fâtır, 35 )

  1. Dâr’us – Selâm: Lügatta; emniyet ve selâmet yeri, esenlik yurdu manasındadır.

“Ve Allah, (sizleri) selâm yurduna (Cennete) da‘vet eder. Ve dilediğini (hikmetine binâen, kendi lütfundan) dosdoğru bir yola hidâyet eder.” (Yunus, 25)

“Onlar için Rableri katında selâmet yurdu (Cennet) vardır ve O (Allah), yapmakta oldukları (sâlih ameller) sebebiyle onların dostudur.” (En’am, 127)

  1. İlliyyûn: Lügatta; Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü’minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derece manasındadır.

Cennette yüz derece vardır

“Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde arş vardır. Allah’tan cennet istediğiniz vakit Firdevs’i isteyin.” (Tirmizî)

“Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasında yüz yıl(lık yürüme mesafesi) vardır.” (Tirmizî)

“Cennette yüz derece vardır. Bütün âlemler bunlardan birinin içinde toplansalar, hepsini de kuşatır, istiab eder.” (Tirmizi)

Hadislerde geçen “yüz derece” tabiriyle cennetin tabakaları arasında haricen bulunan yüz makam olduğu belirtilmiştir.

CEVAP VER

*