Büyük İstanbul depremi çok mu yakın?
Türkiye ve İstanbul bu depreme hazır mı?
Depremden nasıl korunabiliriz?
Depremi önceden haber veren bir cihaz geliştirilip sümen altımı edildi?
Hepsi ve daha fazlası için videoyu sonuna kadar izleyin. 

Deprem, yer sarsıntısı veya zelzele, yer kabuğunda beklenmedik bir anda ortaya çıkan enerji sonucunda meydana gelen sismik dalgalanmalar ve bu dalgaların yeryüzünü sarsması olayıdır. Sismik aktivite ile kastedilen meydana geldiği alandaki depremin frekansı, türü ve büyüklüğüdür. Depremler sismograf adı verilen cihaz ile ölçülür. Ülkemizin büyük kısmı deprem kuşağında yer alsa da ne yazık ki insanlarımız bu konuda son derece bilinçsizdir? Bunu küçük bir testle dahi anlamak mümkün örneğin bu videoyu izleyen kaç kişinin evinde hali hazırda bir deprem çantası var? Rakamın %3 lerde kalacağında eminim. Depremler korkulması değil önlem alınması gereken afetlerdir. Fakat bilinçsizlik ve maddi kaygılar birleşince ülkemizde önlem almayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Acil durumlarda helikopterlerin ineceği pistler tıka basa dolu araç otoparkları olarak kullanılıyor. Binalarımızın çoğu çürük ki bazen depreme dahi ihtiyaç duymadan yıkılıyorlar . Bunlar herkesin malumu olsa da bizler yazık ki sadece Allah korusun demekle yetiniyoruz. Japonya’yı ele alalım. Japonya’da ortalama olarak yılda bir defa 6 ve üzeri deprem yaşanır. Bizden çok daha sık ve şiddetli olmasına rağmen televizyonlarda asla deprem Japonya’yı yerle bir etti yüzbinlerce can kaybı var haberlerini duymayız. Bunun sebebiyse Japonya’nın bu durumu kabullenerek inşaat tekniklerini depreme uygun olarak kurgulamış olması ve insan yaşamını maddi kazançların önünde tutmasıdır.  Japonya’da temeller çelik kazıklarla çakılan kızaklar üzerine kurulur böylece deprem esnasında bina hareket alanı bularak baskıdan kurtulur. Ayrıca her bina için ayrı ayrı belirlenmiş bir kullanım ömrü vardır. Ömrünü tamamlayan bina anında yıkılır ve yenisi yapılır. Bizlerde bunları izleyerek takdir ederiz ve Allah korusun bizde olmasın demeye devam ederiz. Nihayetinde bu deprem öyle veya böyle olacaktır. Yaratacağı hasarsa bazı kritik teknik detaylarla direkt etkileşimlidir. Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı ve Yüksek Jeoloji Mühendisi Engin Er, 30 Kasım tarihinde meydana gelen 4.1 büyüklüğündeki Yalova-Çınarcık merkezli depremin ardından beklenen depremle ilgili açıklamalarda bulundu. Er, “Yalova’da olan 4.1 büyüklüğündeki deprem aslında münferit bir depremdir. Ancak bu deprem o bölgedeki faylarda bir rahatlamaya neden olmamıştır” dedi. Deprem bölgesindeki gerilimin bir başka bölgeye taşındığına dikkat çeken Er, “Bu taşınma yeni bölgedeki gerilimi arttırdı. 4.1 büyüklüğündeki bir deprem hiçbir depremin öncüsü veya artçısı değildir, bu depremi bir uyarı niteliğinde düşünmemiz lazım” diyerek önemli bir noktaya değinmiştir. Yapılan çalışmalarda büyük depremlerin 150 yıllık periyotlarda tekrarladığını da anlatan Er, “Bu periyoda göre biz Bursa’da bugün yarın büyük bir deprem bekliyoruz. Yakın zamandaki 4.1 şiddetindeki depremi göz önüne alarak yerel idareciler dikkatli ve uyanık olmalıdır.

Bir yerde kentsel dönüşüm yapıyorsanız, plan değişikliğine gidiyorsanız fay hattı sizi engelliyor. Başka hiçbir konuda biz fay hatlarını ciddiye almış değiliz. 1 Ocak’ta yürürlüğe girecek olan bir yönetmelik var. O yönetmelik ne yazık ki bilimsel verilere uygun değil. Yalnızca Amerika’nın bazı eyaletlerinde kabul edilen, Avrupa’da kabul görmeyen deprem yönetmeliği ülkemizde yürürlüğe girecek. Bu yönetmelik problemlere çözüm olamayacak, tam aksine problemleri daha da artıracaktır” şeklinde konuştu.  Yakın zamanda olması beklenen büyük Marmara depreminin deniz merkezli olduğunda tsunami tehlikesi dahi taşıdığına dikkat çeken Er, “Eğer beklenen Marmara depremi 7.5 büyüklüğünde olur ve fay tek seferde kırılırsa, bundan bırakın çevre illerin etkilenmesini Yunanistan, Bulgaristan, Avusturya, hatta İtalya’ya kadar bu deprem hissedilir. Böyle bir depremde tsunami tehlikesi de var. Gevşek, kötü zemine inşa edilmiş evlerde oturan insanların tamamı bu depremden olumsuz etkilenir. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün kurumsal web sitesinde yayınlanan haritalar aracılığıyla ev ve arazilerinizin altındaki fay hatlarını öğrenebilirsiniz., “2006 yılından 2012 yılına kadar Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ndeki mühendislerin arazide yapmış olduğu çalışmalar neticesinde Türkiye’deki hemen hemen tüm fay hatları tespit edildi. Bu fay hatlarının aktiviteleri üzerine bir çalışma yapıldı. Aktif olan fay hatlarının tümü haritada işaretlendi. Tüm bunları gösteren MTA’nın bir sayfası var. Bu sayfaya girip ölçeği büyüttüğümüz zaman mahallemizden yani evimizin ne kadar yakınından aktif fay hattı geçtiğini net bir şekilde bu sayfada görebiliyoruz. Tabii bunu sadece görmüş olmamız yeterli değil. Bizim bu bilinçle beraber, planlarımızı da revize etmemiz gerekir. Depremin uzun yıllar sonra geleceğini söyleyen farklı uzmanlarda var. Marmara depremi senaryosu üzerine açıklamalarda bulunan İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Öğretim Üyesi ve Yer Davranışları, Yeraltı Kaynakları Uzmanı Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, “İnsanlarımız yakın gelecekte olacak İstanbul depremini önemsiyor. Marmara’da, İstanbul’da 2045 yılından önce deprem olursa ben şaşırırım. Çünkü hiçbir bilimsel veri Marmara’da hemen deprem olacağını söylemiyor. Beklentim 2018-2025 yılları arasında Sakarya Çukuru’nda ve 7.3’ten daha büyük bir deprem değildir. Kocaeli’nden başlayıp tüm Sakarya ili, Düzce ve Bolu’ya kadar olan bu bölüm, İstanbul’da sık sık deprem olmasını önler. Gelen gerginlik onda birikiyor. Bunu aktarırken de tek koldan yapmadığı için azaltarak iletir. Sakarya’nın davranışı daha kırılgan olmasa İstanbul’da deprem daha önce ve daha sık olurdu. Sakarya’daki Gölcük Depremi’nden sonra İstanbul’da bir deprem olmamasının ana nedeni budur” diye açıklama yapmıştır. Ayrıca kentsel dönüşümün önemini de vurgulayarak Türkiye’nin depremden ölümlerde dünyada üçüncü sırada yer alıyor. “Yaklaşık 17 bin 800 kişinin öldüğü Gölcük Depremi’nin Türkiye’ye maliyeti 30 milyar dolar. Dolayısıyla deprem sizin evinizde olmasa ya da size etki etmese dahi siz bu ülkenin içinde yaşadığınız için yaşamınızı etkiler.

O nedenle çözüm, yapısal değil kentsel bir dönüşümdür. Dağlık kesimlere yerleşin, belediyeler o bölgeleri vatandaş için yaşanılabilir kılsın. Ovalar ve deniz kenarlarını bırakın, eğlence merkezi olarak kalsın. Kooperatiflerden oluşan yapısal dönüşüm değil, kentin değişmesi gerekiyor. Bilim dünyası, yönetim kurumları ve vatandaşların 1999 depremine göre çok daha bilinçli olduğunu belirten Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener ise depreme hazırlıklı olmanın bir kültür ve alışkanlık meselesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Özener, “Yapı denetimi getirildi. Yönetmelikler değiştirildi. İyileştirme çabaları var. Bilim insanları çalışıyor, vatandaş bilinçleniyor, karar vericiler de bütçe, plan ve kanunlarını gerçeğe yansıtırlarsa depreme hazır olacağız” dedi. Kamuoyunda 8 büyüklüğünde bir deprem yaşanacağına yönelik senaryoların bilim dışı olduğunu belirten Prof. Dr. Özener, “Bizler Kandilli olarak derinlemesine çalışıyoruz. Yer kabuğunun nereye, ne hızla gittiğini buluyor ve ne kadarlık bir deprem olabileceğini öngörebiliyoruz. Böylelikle deprem senaryolarını güncelleme şansımız oluyor. Fakat hiçbir bilimsel çalışma depremi önlemek veya ne zaman olacağını öngörmek üzerine değildir. Kamuoyu artık bu konuyu tartışmayı bırakmalı. Bu bilimin işi. Bilimsel olarak bir gün bu depremi yaşayacağız ve buna hazırlıklı olmalıyız” diye konuştu. Dokuz Eylül Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Timur ise inşaat sektöründe yapıların zemin etütlerinin denetimi noktasında Türkiye’de eksiklik olduğunu söyledi. Doç. Dr. Timur, “Vatandaşlarımız bu konuda daha bilinçli olmalı. Tavsiyem, zemin etütlerini sorgulasınlar. Zemin etütleri ile yapay depremler yaratarak zeminin dinamik davranışını inceliyoruz. Bina deprem anında nasıl etkileşecek veya zaman içerisinde bir oturma yaşayıp yaşamayacağını tespit edebiliyoruz. Bunlar gece rahat uyuyup uyuyamayacağımızı belirleyen ufak önlemler. Faydan kaçış yok. O nedenle inşaatın sağlam bir şekilde hayata geçmesinin önü açılması gerekiyor” dedi. Bu isimler bizler için otorite olsa da görüşleri dünya çapında kabul görmemektedir. 2sene kadar evvel bir mail almıştım. İTÜ’den bir jeoloji hocasının depremi erkenden haber veren devrim niteliğinde bir sensör geliştirdiğini ancak paralel yapı tarafından geliştiricinin vefat etmesinin ardından bu projenin içinin boşaltıldığından bahsetmiş ve elinde ki bazı ses kayıtlarını ve belgeleri bana göstermişti. Yine de daha fazla detaya girmem bana sorun oluşturabileceği için sizlere bunu ufak bir not olarak bırakıyorum. Japonya Deprem araştırma merkezi bu konuda dünyanın en önde gelen ve en saygın kurumu olma ünvanını elinde bulunduruyor. Sadece Japonya da ki değil tüm dünyada ki fay hatlarını dikkatli şekilde gözlemleyerek raporluyorlar. Kurumun önde gelen bilim adamlarından Yüksek jeoloji mühendisi Tisimu Naghasaki 1999 depreminden beri Marmara be batı Anadolu fay hattı üzerinde ciddi incelemelerde bulunuyor. Nagashaki’ye göre Büyük Marmara depremi denizde olacak, elinde ki veriler ışığında korkulduğu gibi tek parçalı bir kırık söz konusu 2018 senesinde yaptığı açıklamada depremin tarihi için 2020 en geç 2022 senesini işaret etmiştir. Öyle yada böyle bu deprem yaşanacaktır. O halde buna elimizden geldiğince hazırlanmak tüm vatandaşlarımız özelliklede İstanbul ve civarında yaşayanlar için zaruri bir hal almıştır.   

CEVAP VER

*