Atatürk’ün gizli bir vasiyeti olduğu inkar edilse de Bu vasiyet bir gerçektir.
Bir insanın koca bir ülke kurup geleceğine dair ön görüleri olmaması takdir edersiniz ki imkansızdır.Mustafa Kemal’in ileri görüşlülüğü, inançları ve siyasal yaklaşımıyla toplumsal tavsiyeler ve ön görülerle dolu bu metin gerçekten de oldukça şaşırtıcıdır.

Türkiye’de yaşayan bir birey sokakta, iş yerinde, okulda hemen her yerde her gün defalarca kere Atatürk ismini duyup fotoğraflarını görüyor. Bu vesile ile dünya tarihinden gecen hemen hiçbir lider onun kadar fazla anılmamıştır. Birde şu var ki 10 kasım 1938 senesinde vefat eden 82 yıldır cevap vermemesine rağmen hakkında aciz cahil insanlar tarafından en çok hakaret ve ithamda bulunulan kişidir Mustafa Kemal Atatürk. Bu cümleyi videoya özellikle ekledim çünkü daha evvel yapmış olduğum videoların altında pek çok cahil insanın saçma sapan hakaret vari yorumlarını gördüm. 57 Yıllık hayatına 9 savaş 2 kitap koca bir Cumhuriyet sığdırmış bir kimseye hakaret edip delilsiz mesnetsiz iftiralar atacak kadar küçülen kişiler acaba kendi hayatlarında neyi ne kadar başarıpda bu işe kalkışmaktadırlar bu da ayrı bir merak konusudur.  Mustafa Kemal Atatürk’ün gizli bir vasiyeti olduğu gerek yakınlarının hatıratları gerekse Kenan Evren’in açıklamaları ile sabittir. İnternette bu vasiyete ait olduğu iddia edilen bir çok madde vardır. Elbette pek çoğu hurafeden ibaretse de bazı maddeler gerçek vasiyetten alıntıdır. Kült TV’ye abone olarak araştıran insanlar topluluğunda ki yerinizi aldıysanız Atatürk’ün gizli vasiyetinde olabilecek en olası maddeleri derledim.

Mustafa Kemal Atatürk’ü ne yazık ki belli başlı sebeplerden dolayı asla tam olarak anlayamadık ve tanıyamadık. Yine de taraflı tarafsız herkesin kabul ettiği husus onun ne denli ileri görüşlü bir lider olduğudur. 1934 senesinde Çankaya köşkünde ağırladığı İngiliz Büyük elçisine Almanların çok yakında büyük bir savaş başlatacağını hedeflerinden bir tanesinin de İngiltere ve sömürgeleri olacağını ancak sonunda Almanya’nın bu savaşı kaybedeceğini söylemiş. İngiliz büyük elçisi ise yüzüne karşı olmasa da yanından ayrıldıktan sonra bu sözlerle dalga geçmiştir. Bu ve buna benzer pek çok örnek hali hazırda tarihi belgelere ve kitaplara girmiştir. Atatürk ve hayatı hakkında edindiğimiz pek çok bilgiyi Salih Bozok ve Kılıç Ali gibi yakın çevresinde bulunmuş kişilerin hatıratları sayesinde biliyoruz.

Atatürk’ün sağlığında vasiyetine yazılmak üzere zaman zaman bazı maddeleri not aldığı bazılarını zaman içerisinde sildiği veya geliştirdiği yine aynı hatıratlarda anlatılmaktadır. Sonrasındaysa Mustafa kemal Atatürk 5 Eylül 1938 tarihinde aldığı notlarla öncelikle kendi el yazısı ile şahsi vasiyetini derledi. 2015 senesin de bu vasiyetin kayıp olduğu ortaya atıldı. Dönemin başbakanlık devlet arşiv ofisi genel müdürü Doç Dr. Uğur ÜNAL’a durumun sorulması üzerine “Atatürk’ün 5 Eylül 1938 tarihli Dolmabahçe’deki vasiyeti, Başbakanlık Bakanlar Kurulu Sekreterliği tarafından Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüne 17 Mart 1989’da teslim edilmiştir. Devlet Arşivleri Genel Müdürü tarafından teslim alınan bu belgeler; ilgili başkanlığa teslim edilerek kurum arşivi çelik kasalarında günümüze kadar güvence altında saklanmıştır. Atatürk’ün vasiyeti; Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün Cumhuriyet Arşivi Kataloglarında: fon no: 30 10 0 0 ve yer numarası: 269, dosya gömleği no:808, sıra no:1 olarak araştırmaya açıktır”. Kurumda bulunan vasiyetnamede, mahkeme tarafından talep edilen ve davaya konu olan Atatürk Orman Çiftliği’ne ilişkin herhangi bir ifadenin yer almadığını kaydeden Ünal, “Haberlerde zikredilen ve Genel Müdürlüğümüze 1989 yılında teslim edilmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün mirası, bize intikal ettiği günden bu yana en özel koşullarda gerektiği gibi korunuyor” açıklamasını yaptı. Atatürk 8 Eylül 1938 senesinde ölümünden 50 yıl sonra yani 1988 senesinde açıklanmasını istediği ikinci bir siyasal vasiyet kaleme aldı. Bu konu ilk defa 1980 senesinde rahmetli araştırmacı Aytunç Altındal dile getirmişti. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kişi nasıl bir gelecek öngörüyor? Devletin ilelebet payidar kalabilmesi için neler gerektiğini düşünüyor? Bunun için kendisinin bazı tasavvurları var. Daha cumhuriyet kurulalı 15 sene olmuş. Dolayısıyla kastedilen “Makbule’ye 50 lira verin, ötekine 5 lira verin” şeklinde bir vasiyetname değil. Kendi tuttuğu çeşitli kayıtlar, görüşler ve yaklaşık 400 sayfayı bulan, kimisi iki satır, kimisi bir sayfa notlardan oluşan bir külliyat… Hayır. Bu, bildiğim kadarıyla 1958’den itibaren Menderes’in haberdar olduğu bir durum. Dolayısıyla 1938’de mühürlenerek saklanan bu kâğıtlar 1950’li yıllarda Menderes başbakan, Celal Bayar da cumhurbaşkanıyken onlar tarafından biliniyor olmalı. 1964’te Celal Bayar’a sordum; o da “Böyle bir olay vardır fakat Türkiye buradaki fikirlere hazır değildir” dedi.

1988’de 50 yıl doldu ve açılması gerektiğinde Kenan Evren 25 sene daha yasak koydu. Kızdığım taraf, hep birileri Türkiye ve Türk milleti adına “Türkler buna hazır değil” diyor. Ya kardeşim sen kimsin, niçin durmadan bunu deme yetkisini kendinde görüyorsun? Menderes’in 1958’de söylediği bir cümle vardır: “Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz.” O dönemde kullanılmayan, kullanılması mümkün olmayan bir cümle bu. Nitekim Menderes laiklikle ilgili yasa ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmayı planlıyordu. 27 Mayıs’ın ardından idamı, notu okuduğunun işaretidir. Peki bu vasiyet nerededir. Jandarma İstihbarat subaylarından TEŞKİLAT-I MAHSUSACI ve aynı zamanda “Türk Polis Teşkilatı”nın kurucularından Mehmet Rıfat Efendi’nin en büyük mirası ATATÜRK’ÜN GİZLENEN GERÇEK VASİYETİ. 28 Kasım 1938’de yani Atatürk’ün ölümünden 18 gün sonra ikindi vakti saat 15’te Ankara 3. Sulh Hukuk TRK Mahkemesinde açılan bu vasiyetten çıkan iki tane zarf var. Biri herkes tarafından bilinen 6 maddelik vasiyet diğeri ise 50 yıl sonra açılsın diye Ankara/Ulus’taki Ziraat Bankası kasalarına anahtar uydurulur diye tedbiren kaynakla kapatılan vasiyet!.. Bir aile düşünün 12 Temmuz 1963 yılından itibaren günü geliyor diyerek bu gizli vasiyetin açıklanması için tüm ömürlerini vakfetmişler. Bunlar Alaaddin TUMLUER ve oğlu Meriç TUMLUER. İşin ilginç yanı tıpkı Atatürk’ün GENÇLİĞE HİTABESİ VE NUTUK’ta şifrelediği ancak bu vasiyette üzerlerini açtığı sırlar kadar baba-oğul da bir sır küpü. BU SIRRIN en önemli kaynakları ise Atatürk’ün sıra dışı istihbarat subayı MEHMET RIFAT EFENDİ’nin oğlu SELAHADDİN Bey, oğlu ALAADDİN Bey ve torunu MERİÇ Bey. Alaaddin Tumluer ve oğlu Meriç Tumluer’in ATATÜRK’ÜN GİZLENEN VASİYETİ’nin AÇIKLANMASI için başlatılan çalışmaları 12 Nisan 2005 tarihindeki dilekçe ile ilk duruşma 04 Mayıs 2005 tarihiyle birlikte Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne taşınıyor ve bir dizi 7 celse duruşma gerçekleşiyor. Bu celselerde Baba-oğul Tumluerler’in başta GENEL KURMAY, MİT MÜSTEŞARLARI, TÜM İSTİHBARAT BİRİMLERİ YETKİLİLERİ, CUMHURBAŞKANLARI, TBMM BAŞKANLARI, BAŞBAKANLAR, BAKANLAR, SİYASİ PARTİ LİDERLERİ, MİLLETVEKİLLERİ,İŞ ADAMLARI, neredeyse topçu ve popçuların dahi bilgilendirildiği açıklanıyor ve bizzat evraklar açılıp, okunuyor.

Özellikle Mahkemenin 12/Temmuz/2005 tarihinde görülen 3. celsesindeki; “22.01.1964 TARİHİNDE BÜTÜN tarihi belge, vesika, evrak ve eşyaların Genel Kurmay Başkanlığı HARP TARİHİ DAİRESİ (ki günümüzde ATEŞE/Askeri Tarih ve Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak adlandırılıyor/Hakan Yılmaz Çebi)) Temsilcilerin 1 numaralı kasadaki değerli eşyaların ise 29.04.1964 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığına, Maliye Bakanlığı yetkilileri tarafından usulüne uygun şekilde devir ve teslim edilerek kasaların içinin tamamen boşaltıldığı, kasa anahtarlarının yedekleriyle birlikte Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Merkez Şube Yetkililerine teslim edildiği Ankara Cumhuriyet Baş Savcılığı’nın 27.05.2005 tarih ve 3/9341 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesinden anlaşılmıştır.” İfadesi 50 yıl sonra bizzat Atatürk tarafından açılması için telkin edilen vasiyete kimlerin, milletin kurumlarındaki nüfuzlarını kullanarak yetkileri dışında, üstelik her fırsatta ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARININ BEKÇİSİ OLDUKLARINI söyleyerek suç işleme cüretinde bulunduklarını belgelendiriyor. Meriç Tumluer bu gelişmeler üzerine, “Heyet Başkanı olan Kurmay Albay Remzi Tetik ve özel yeminli ekibinin İSTİKLAL SAVAŞI TARİHİ ile ilgili hazırlanan yazıya kaynak olabilmesi bahanesiyle teslim, tesellüm tutanakları imzalanarak alınan bu evrakların TADADİ dökümlerinin istetilmesi ve ortaya çıkarılması için dönemin İstanbul milletvekili EMİN ŞİRİN’le birlikte bir dizi çalışmaya giriyor. DİĞER TARAFTAN MERİÇ TUMLUER, BİR TAKIM ÖZEL İSTİHBARATLARA (!) DAYANARAK, ATATÜRK’ÜN KUTSAL VASİYET DİYEBİLECEĞİMİZ GİZLENEN VASİYETİ İLE İLGİLİ İLK MÜTECAVİZ OLAYLARIN BİZZAT İNÖNÜ TARAFINDAN 1942 YILINDA KASALAR AÇILARAK YAPILDIĞINI DA SÖYLEDİ. Vasiyet’in 2 kopyası vardır bir tanesi 28 kasım 1938 de mahkeme kararı ile açılan kopya ki şu an tahminen devletin kurumlarının elindedir. bir diğeri ise Atatürk’ün Nutuk’ta bahsettiği gizli bir örgüt olan Fellah-ı- Vatan cemiyetinin elinde bulunmaktadır. Çalışmamın başında da belirttiğim gibi bu vasiyete ait olduğu iddia edilen pek çok madde hali hazırda internette geziniyor. Peki bu maddelerin hangisinin gerçek hangisinin yalan olduğunu nasıl anlarız? Tüm maddeler için olmasa da çoğu madde için bunun kolay bir yolu var. Tarih’i akışta ve günümüzde hangi maddenin kişiler, kurumlar ve olaylar üzerinde karşılığı olduğuna bakarak bunu tespit edebiliriz. Bahse konu vasiyet yüzlerce sayfalık dev bir külliyat ancak burada bazı önemli maddeleri anlatacağım ve bunların neden gerçek olabileceğini de tıpkı rahmetli Aytun ALTINDAL’ın yaptığı şekilde Yani Menderes’in bu vasiyetten aldığı ilhamla laiklik üzerine bazı maddeleri değiştirmeye kalması ve idamı gibi gerçek hayatta karşılık bulan somut olaylar üzerine dayanaklarıyla sizlerle paylaşacağım.

  1. Madde
    Hz Mehdi hareketi 1988’de başlayacak 2030larda Hz Mehdi Zuhur edecektir.
    Tüm Osmanlı Subayları gibi Mustafa Kemal paşa’da iyi bir dini eğitimden geçirilmiş fıkıh ve tasavvuf hakkında geniş bilgilere sahipti. Mehdiyat konusu Atatürk’ün ilgisini özellikle çekiyordu çünkü hemen her hadis kaynağında HZ Mehdi’nin İstanbul merkezli bir dünya devleti kuracağı sabitti. Bu gizli vasiyetin 50 yıl sonra açıklanmasını istemesinin sebebi de bu hareketin başlangıç tarihi olarak gördüğü 1988 senesi örtüşmektedir. Vasiyette 1988 senesine gelindiğinde ülkenin manevi bataryaları boşalmış olacaktır diyerek kurtarıcı hareket hakkında pek çok önemli bilgiler veriyor.
  2. Madde
    Hz İsa Ayasofya’ya inecektir.
    Osmanlı’nın son dönemlerinde Ayasofya harap bir haldeydi. 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra cami olarak kullanılmaya devam etse de, Ayasofya 1931’de kapatıldı. 1934 senesinde Atatürk’ün gece yarısı verdiği bir emir ile 24 Kasım 1934’teki Bakanlar Kurulu kararıyla müze olarak yeniden açıldı. Binanın müze fonksiyonu kati bir karar olmayıp tekrar camiye çevrilmesi hususu TBMM’nin takdirine bırakıldı. Türkiye’yi ziyaret eden son papa’nın Ata’nın vasiyetinin açıldığı 28 kasım 1938 yılına atfen 28 kasım 2006’da gelmesi de Atatürk’ün vatikan tarafından bilinen vasiyeti ile ilgili olduğu düşünülüyor.
  3. Madde
    Türkiye Demokratik İslam Cumhuriyetleri birliği kurulmalıdır.
    Osmanlı Devletinin topraklarında iç işlerinde bağımsız dış işlerinde Osmanlıya bağlı ülkeler kurulmasını ön gören ilk kişi ilginç şekilde Sultan 2. Abdülhamid han’dır. Nitekim Osmanlı’nın gücü uzak diyarlarda ki toprakları kontrol altında tutmaya artık yetmiyordu daha ufak bir alanda hızlıca gelişip güçlenmek daha olasıydı. Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan süreçte şartlar elbette daha fazla değişti. Yaşanan savaşlar neticesinde Türkiye daha da zayıfladı. Misak’ı milli sınırları (ki orjinalin de bu sınırlara Musul ve kerkük’de dahildir) daha güçlü ulus bir devlet kurmak için uygundu. Hilafet dini olduğu kadar siyasi bir makamdır. Ancak Türkiye’nin o dönemlerde dünya Müslümanlarının sorunlarıyla ilgilenecek yahut onları koruyup gözetecek bir gücüde söz konusu değildi. Meşhur hilafetin kaldırılmasının resmi kanun maddesine bakarsanız Halife ilga edilmiştir yazmaktadır. Yani hilafetin kaldırılması söz konusu değildir. Günümüz orta doğusunda hemen her Arap devletinde birkaç kişi halifelik iddiasında bulunmaktadır. Ancak siz onların atıp tutmalarına bakmayın. Dünyada ki tüm Müslümanları temsil edebilecek meşru bir halifeyi atayabilecek tek makam TBMM’dir. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin ileride “TÜRKİYE DEMOKRATİK İSLAM CUMHURİYETlLER’i” çatısı atında tüm İslam ve Türk dünyasını toplayacağını öngörüyor. ve ATATÜRK’ÜN Kürt-Türk-Pomak-Çerkez-Çeçen-Adige-Gürcü ayırımı yapmadan mirasına düşen başta Zonguldak Kömür, İş Bankası hisseleri gibi gelirleri olmak üzere tüm gelirleriyle ilgili çocukların eğitim masrafları için bıraktığı tasarrufları var.

Tüm soru görüş ve önerileriniz için bana instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. Gelecek videoda görüşmek üzere hoşçakalın araştıran insanlar.

CEVAP VER

*