Kurtuluş savaşı’nın mağlupları arasında İngilizlerin saflarında mücadele veren Hintli bir Mihrace de vardı. İmkansızlıklara yokluklara rağmen özgürlüğe giden yolda ki başlarının sırrını oda merak ediyordu.

Henüz birkaç yıl evvel işgal için geldikleri İstanbul’a şimdi bu sırrı öğrenmek ve muzaffer komutanı yakından tanımak için Mustafa Kemal Paşayı ziyarete gelen yabancı heyete dahil olmuştu. Ankara her ne kadar başkent olsa da Atatürk ziyaretçilerin ve devlet adamlarının büyük bir kısmını İstanbul’da kabul ediyordu. Gazi bir zamanlar işgal kuvvetlerinin karargahı olan Tepebaşında ki Pera Palas otelin de 101 numaralı odaya yerleşmiş ve kapılarını tüm ziyaretçilere açmıştı. Yıl 1929’du Atatürk pencereden yoldan geçen insanları izlerken derin düşüncelere dalmıştı. Derken kapı çalındı ve yaveri içeri girerek “Paşam Hintli bir mihrace sizi ziyaret etmek istiyor.” Dedi. Gazi şaşırmıştı, O dönemlerde İngiltere’nin sömürgesi olan Hindistan ile şimdiye kadar kısıtlı diplomatik ilişkiler dışında gayr-ı resmi hiçbir ziyaretçisi olmamıştı genç Cumhuriyetin. Mustafa Kemal Paşa merakla “İçeri buyur edin.” Dedi. Az sonra içeriye ilginç tuğlu sarığı, cicili biçili altın işlemeli elbisesi ile bir Mihrace girdi. Kahveler içildi Sohbetler edildi. Devrin sorunları uzun uzadıya tartışıldı. Atatürk’ün merakı yerini hayranlığa bıraktı. Gelen düşman bir ziyaretçi idi. Kurtuluş savaşının mağlup İngiliz orduları üyesi Mihrace galip baş komutanı ziyaret ediyordu. Mihracede gelmeden önce paşanın savaşlardan dolayı onlara düşmanlık beslediği kanısını taşıyordu. Ancak edilen sohbetlerin ardından Mustafa Kemal Paşa’nın barışa ve insanlığa olan inancının farkına vardı. Bir süre sonra söz Hindistanın kültürü ve sosyolojik yapısına oradan da Ezoterik öğretileri ve kadim tarihine geldi. Gazi’nin bu konulara olan merakını iyi gözlemleyen Mihrace Hint öğretileri hakkında kapsamlı bilgiler verdi. Daha sonra paşanın iltifatlarına mazhar olup Atatürk tarafından kendisine altın işlemeli bir cep saati hediye edildi. Atatürk’ten çok etkilenen ve hayranlık besleyen Mihrace bu ziyaretin ardından önce İngiltere’ye oradan da Vatanı olan Hindistan’a gitti. Ülkesine döndükten sonra Atatürk’e yaptığı jest karşısında özel bir hediye vermek için araştırmalara başladı.

Bir çok seçeneğin arasında dönemin Hindistan resmi devlet kahinine Atatürk’e özel bir hediye hazırlaması emri verildi. Kahin aynı zamanda bir panditti. Hindistan’da vedik astrologlara pandit deniliyordu. Bu ehil kişi Paşa’nın vedik astroloji yani batı astrolojisinden farklı olarak Hint astrolojisine göre haritasını çıkartarak önemli olayları bir nesneye işlemeyi uygun gördü. Astroloji kişinin kendi içinde ki, potansiyellerine, kişisel gücüne ve bu hayata geliş nedenine ışık tutan bir ilim ve öğreti biçimi iken, Hint Astrolojisi ise bu yolculuğu ruh vasıtasıyla yapan, ruh ve bedeni bir bütün olarak algılayan, sonuç alırken kaderi, karmayı, ruhun kendi labirentlerini de sistemin içine dahil eden eski ve kadim bir astroloji türüdür. Hint astrolojisi kendi başına bir sistem, özel matematiksel hesaplar, farklı bir astronomik detay kullanır ve Batı Astrolojisi olarak bilinen Modern Astrolojinin bir kolu veya türevi değil, farklı ama özgün bir astroloji sistemidir. Batı Astrolojisi ile teknik kullanımları ve yorumlama biçimleri farklıdır. Bu öğretinin esaslarına göre Atatürk için özel olarak hazırlanan halı şeklinde ki seccade aynı sene içerisinde İstanbul’a gönderilir ve bir heyet ile Atatürk’e takdim edilir. Gazi bu hediyeyi korumasına vererek müsait bir yerde sergilenmesini emreder. Seccade Pera Palas otelinde bulunan Atatürk’ün kaldığı 101 nolu odanın duvarına asılır. Halı büyüklüğündeki seccadenin kenarında fil şekilleri vardı. Ama orta yerde gül yaprağının dalları uzanıyor tam namaz kılarken alnın secdeye uzandığı yerde yuvarlak bir daire ve içinde bir saat şekli olduğu belli olan akrep ve yelkovan görüntüsü yer almakta. Latin rakamları ile yapılan saat 09.07’yi gösteriyor. Üstelik de akrep ve yelkovanın bağlantı göbeğinden de on bir adet çubuk çıkıyordu. Bahsi geçen on bir çubuk “kasım ayını” göstermiş olsa… Çünkü kasım ayı on birinci aydır. Ayrıca yine saatin kenarlarını 10 adet kasım çiçeği ile süslenmiştir. Saatin de 09.07’yi göstermesi Atatürk’ün gerçek ölüm anını gösterdiği konuyu araştıran kişilerce ileri sürülüyor.

Her ne kadar Atatürk 10 kasım 1938 tarihinde 9’u 5 geçe ölmüş ise de bu onun kalbinin ve nabzının durmasıdır. Gerçekte bir veya iki dakika sonra beyin ölümü gerçekleşir. Pera Palas oteli 101 no’lu odadaki halı büyüklüğünde ama namaz kılmak için seccade özelliği taşıyan eşya “Atatürk’ün ölüm anını” şaşırtıcı şekilde gösteriyordu. Hediye edildiği sırada hiç kimse bahsi geçen seccadenin sırrına vakıf olamadı. Genç Cumhuriyet’i reformlarla kasıp kavuran Atatürk’e aynı günlerde verilen bu “ölüm anını gösteren seccade” bir insanın kaderinin nasıl sonuçlanacağı hakkında ibret dolu bilgiler sunuyordu. Gazi’nin vefatından bir süre sonra daha önce halıyı görmüş bazı milletvekilleri durumdan şüphelenerek Hintlilerin Çanakkale’de aldıkları malubiyetleri azm edemeyerek suikast düzenlediği üzerine tezler ortaya atmış bunun üzerine dönemin Adalet bakanlığı Seccade hakkında gizli bir soruşturma yürütmüştür. Tahkikatta kayda değer bir suç olgusuna ulaşılamayıp dosya takipsizlikle sonuçlandırılmıştır.

CEVAP VER

*