Antik Uzaylılar – Eski Çağlarda Yaşanmış Ufo Olayları

7294

Yaşadığımız yüzyılda ufolar ile alakalı binlerce gözlem, fotoğraf, video kaydı, onbinlerce kişinin anlattığı kaçırılma vakaları olmasına rağmen ilginç şekilde ufolara dair elimizde hiçbir fiziksel delil bulunmamaktadır. Bu kadar yaşanmış gözleme oranla elde hiçbir fiziksel delilin olmaması ufo fenomeninin en büyük açmazıdır.

real-ufo-sightings-worldwide-ufo
Bir çok kişinin inandığı şey aslında fiziksel delillerin olduğu ancak bu delillerin hükümetlerce gizlenip örtbas edildiği yönündedir. Ve bu inanış ufo fenomeninin fiziksel delilinin olmayışını açıklayan en büyük dayanaktır. Öyleki bu inanış olmasa bunca gözleme rağmen bu fenomen çökücektir. Peki günümüzde hiç olmadığı kadar çok ayyuka çıkan ufo fenomeninin eski çağlarda durumu nedir? Acaba günümüzde yapılan gözlemler o zamanlarda yapılıyormuydu? Yapılıyordu ise dönemin devlet erkanları tarafından gizlenmişmidir? Belkide Ufo fenomeni dünya üzerinde kurulmuş tarih sahnesinden silinmiş gelmiş geçmiş bir çok devletin binlerce yıldır başarı ile sakladığı en büyük sırdır. Şimdi Antik uzay bilimcilerinin eski uygarlıklarda ufolarla en çok ilişkilendirdikleri kişi ve olayların bazılarına göz atacağız…1mayaMayalar
Tortuguero Meksika’da İsadan Önce 250 yılından 900 yılına kadar yaşamış Mayaların Başkentinin kalıntıları bulunmaktadır. Kalıntılarda bulunan bir çok parçanın yanı sıra Maya hiyeroglifleri olarakta bilinen ve gelişmiş bir yazılı iletişim formatı olan Maya yazıtlarıda yer almaktadır.Maya medeniyeti astroloji, matematik, tarım, bioloji, fizik, kimya ve inşaat gibi bir çok dalda son derece ileri bir seviyedeydi. Nisan 2006 da maya araştırmacısı ve Kriptolog David Stuart 6 numaralı anıt olarak bilinen eserdeki yazıları deşifre etti. Çevirisi yapılan yazıtın 21 aralık 2012 de sona eren Maya takvimine ilave bilgiler içerdiği ortaya çıkmıştır. Yazıta göre Maya Takviminin Başlangıç tarihi kesin olarak isadan önce 11 ağustos 3114 senesidir. Fakat bu tarihte Mayalar henüz ortada bile yoklardı. Peki maya takvimi neden bu tarihte başlamaktadır bu tarihin özelliği nedir?

Bu soruya cevap arayan araştırmacılar Sorunun cevabını Jaguar Rahiplerinin kitabı olan Chilam balamda buldular. Kitaba göre İsadan önce 3114 senesinin 11 ağustos günü bugün mayaların büyük pramitinin olduğu yerde yıldız kapısı açılmış ve 22 tanrı dünyaya bu kapıdan gelmiştir. Haziran 2014 de 6 yıllık bir çalışma sonucu 7 numaralı anıtında David Stutgart tarafından kesin olarak deşifre edilmesi ile bu cevap doğrulanmış. Ayrıca Maya ayinlerinin yapıldığı büyük piramitte tanrılarla konuştukları özel bir mekanizmadan bahsedilmiştir. Mekanizmanın çalışması için ise maya takvimine algoritma ile gizlenmiş bir şifrenin bulunduğu anlatılmaktadır. Ayrıca mayalar yazıtlarıyla, duvar resimleriyle, kabartmalarıyla ve yaptıkları heykelciklerle şu anda resimlerde gördükleriniz gibi uzaylı tanrılarından aldıkları bilgileri, onların kullandıkları araçları ve daha birçok başka davranışlarını başarıyla resmetmişlerdir. Maalesef ki bu eserlerden günümüze sadece çok azı ulaşabilmiştir.2peruNazca Peru
Dünya tarih ve bilim verilerini altüst eden yerler arasında Peru’daki Nazka düzlüğünün çok önemli bir yeri vardır. 1928 yılında Perulu harita uzmanı Toribio Mexta Xesspe , Nazka bölgesinin üstünde , ekibiyle birlikte keşif uçuşu yapıyordu. Birden gözlerine inanamadı. Çünkü uçtukları bölgenin altında özenle çizildiği belli olan ve dev boyutlu örümcekleri, sinekkuşlarını , fok balıklarını , balinaları ve maymunları canlandıran şekiller vardı. Bunlardan başka, bölge sanki gökbilimin çalışma alanıydı. Xesspe’nin buluşundan sonra birçok araştırmacı Nazka’ya üşüştü. Herkes şu 3 sorunun yanıtını aramaktaydı:
* Bu düzlükteki şekil ve resimleri kimler çizdi?
* Ne zaman çizildi?
* Neden çizildi?
Lima’nın 300 km. güneyindeki Peru çölünde, İnka ve Nazka Vadileri arasında bir ova uzanır. Bu ovanın karşısında 60 km. uzunluğunda ve 1,6 km. genişliğinde, kimileri paralel kimileri de kesişmiş halde olan mükemmel düzlükte uzanan büyük geometrik formlar bulunur. Bu hatların içinde ve çevresinde sadece gökyüzünden algılanabilen ikizkenar yamuk şeklindeki bölgeler, garip semboller ve madenler üzerine oyulmuş kuş ve hayvan resimleri bulunmaktadır.  Şekillerin yerden görülebilmeleri çok zordur, bu yüzden ancak 1930’da gerçekleşen bir uçak kazasının incelemeleri esnasında keşfedilebilmişlerdir.3peruOvadaki figürler hayvan ve bitki şekilleri (biyomorf) ile geometrik şekiller (geoglif) olmak üzere iki formda bulunmaktadır. Biyomorflar; örümcek, sinekkuşu, maymun ve 300 m. uzunluğundaki pelikan benzeri 70 kadar hayvan ve bitki figüründen oluşur. Bu türdeki şekiller ovada grup halinde bulunmaktadır. Bazı arkeologlar bunların M.Ö. 200 yılında, hayvan ve bitki figürlerinden 500 yıl önce yapıldığına inanır. Ovada geometrik desenli yaklaşık 900 şekil vardır. Bunlar düz, üçgen, spiral, dairesel ve ikizkenar yamuklardan oluşan geometrik formları içerir. Devasa ölçülerde olan bu çizgilerin en büyüğü 9 mil uzunluğundadır.

Nazca’ya ilk ziyaretini 1940’da gerçekleştiren Amerikalı araştırmacı Paul Kosok, bu çizgilerin astronomik açıdan önemi olduğunu ve ovanın dev bir gözlemevi görevi üstlendiğini kaydetti. Güney yarım kürede kışın başladığı tarih olan 22 Haziran günü güneş Nazca’daki çizgilerden birinin tam ucunda batıyordu. Bu nedenle Kosok burayı “Dünyanın En Büyük Astronomi Kitabı” olarak isimlendirmiştir. İkinci Dünya Savaşında sonra Kosok ve Reiche tekrar Nazka’ya dönerek yerdeki çizimlerin üstünü örten kum tabakasını temizlemeye başladılar. Nazka artık yeryüzünden de görülür duruma gelmekteydi. Ortaya çıkan çizgilerin büyük bölümü birbirine paraleldi. Uzun çizgiler , resimlerin üstünden geçip gidiyordu. Çünkü çizgilerle anlatılmak istenenle resimlerin anlamı birbirinden tamamen farklıydı.  Çölün sade görünümüyle hayvan resimleri arasında tam bir çelişki vardı. 27 m. uzunluğundaki balina resminin neden çizildiği tam bir bilmece. Açıklanamayan bir başka tuhaflık ise Peru’da ne geçmişte ne de bu gün maymun yaşamazken , özenle çizilmiş maymun resmidir.4peruNazka’da resimlerinin bir bölümü çöllerin dışında , tepelere de çizilmişti. Yalnız bir farkla . Tepelerde hayvan resimleri yerine insan resimlerinin olması. Aynı bölgede bulunan bazı seramiklerin üstünde de tepelere çizilmiş resimlerin kopyaları vardı. Başlarında taç bulunan insan motifleriyle süslü bu seramiklerin İ.Ö 1000 yıllarından kaldıkları anlaşıldı. Bunları inceleyen Kaliforniya Üniversitesi arkeologları , Nazka uygarlığının İ.Ö. 400 ile İ.S. 600 yılları arasında , gelişmiş bir dönem yaşadığını ileri sürdüler.  Bu dönemden kalan çanak, çömleklerin çok önemli bir özellikleri daha vardı. Aynı dönemde başka bölgelerde bulunan benzerlerinden çok daha sağlam yapılmışlardı. Bu da , Nazka’lıların gelecek kuşaklara mesaj aktarmak isteklerinin bir başka kanıtı olarak kabul edildi.  Reiche, Nazka düzlüğünü çizenlerin burayı parselleyerek çalıştıklarını keşfetti. Değişmeyen bir ölçü birimi kullandıklarını anladı. 1976 yılında İngiltere’ye giderek , çok uzun süren bir kütüphane çalışması yaptı. Bulgular onu “ megalitik yard “ adı verilen 83 cm.lik bir ölçü birimine götürüyordu. Bu birim, İngiltere ve Fransa ‘da insanlığın yazılı tarihinden çok önce yapılmış olan yapılarda kullanılmıştı. İngiltere’de ne zaman ve niçin yapıldıkları bilinmeyen Stonehenge anıtlarındaki gibi…  Reiche çizgileri ölçtükçe şaşkınlık verici sonuçlar elde etmeye başladı. Bulduğu sayılar günümüz uzay bilimcilerinin elde ettiklerine son derece yakındı. Böylece , eski Nazkalıların yıldızların uzaklıkları ve hareketleriyle ilgili bilgilerinin çok yüksek düzeyde olduğunu kesin olarak ortaya koydu. 

ABD’li gök bilimci Gerard S.Hawkins de Nazkayla ilgilendi. 1968 yılında işaretlerin anlamı üzerine yoğun çalışmalar yaptı. Ama sonunda , zaten daha önce ortaya atılmış bir kuramı yineledi: Çizgiler gökbilimle ilgili bir takvimdi. İsviçreli araştırmacı-yazar Erich Von Daniken gibi diğer araştırmacılar ise bu çizgilerin eski çağlarda uzaydan gelen ziyaretçilerce gemilerini indirmek için uygun bir zemin olarak inşa edildiğini belirtirler. Yani bu düzlükler bir çeşit havaalanıdır. Aynı bölgede bulunan bazı seramiklerin üstünde de tepelere çizilmiş resimlerin kopyaları bulunmuştur. Bunları inceleyen Kaliforniya Üniversitesi arkeologlarına göre, başlarında taç bulunan insan motifleriyle süslü bu seramiklerin M.Ö. 1000 yıllarından kaldıkları anlaşılmıştır. Gerçekten de, bu insanlara tepeleri inanılmaz uzunluklarda tıraşlatan ve o devasal resimleri yaptırtan nasıl bir nedendir? Neden ne olursa olsun şurası açıktır ki Nazka’daki şekiller havadan görülebilmeleri amacıyla yapılmıştır. O halde bunların görülebilmesi için bir hava teknolojisine gerek olduğu bu iddianın temelidir. 500 metre karelik Nazka düzlüğünün verdiği mesajlar hala çözülemedi. Düzlükteki şekiller araştırmacıları ısrarla bulundukları yere çağırıyor ve onlara “Beni kuş bakışı izleyin” diyorlar.5misirAntik Mısır
Nil’in doğu kıyısında M.Ö. 4000 yıl önce yapımına başlanmış Karnak tapınağının harabeleri yer alır. Eski mısır toplumunda firavunlar kusursuz insanlar olarak görülür, herkesten daha üstün yaşayan tanrılar olarak tapınılırlardı. Bu binlerce yıl süren hiyerarşi her şeyi değiştirecek olan bir firavunun tahta çıkışına kadar devam etti. Bu firavunun adı Akinetondu. Mısır kaynaklarında anlatıldığına göre Akineton dünyada doğmamış yıldızlardan inmişti. Tahta çıkar çıkmaz ilk işi antik mısırın tüm kültürünü oluşturan çok tanrılı inanç sistemini yasaklayarak yeni bir tek tanrı getirdi. Getirdiği tanrı onu doğurmuş olan güneş tanrısı Athendi. Akineton Mısırda çok kısa bir süre tahtta kalmasına rağmen standart davranışlardan radikal bir kopuşa yol açtı Mısırı baştan aşağıya Athenden aldığı mesajlarla hızla değiştirdi.

Akinetonun tipi çok gariptir. O dönemlerde yapılan tüm heykel ve tasvirlerde kafalar uzun ve gövdeler tuhaftır. Boyu ise çok kısadır aynı şekilde firavun için yıldızlardan getirildiği söylenen eşi Nefertiti ve çocuğunun başı da uzun ve gövdeleri son derece tuhaftır. Tüm firavunlar ve ailelerinin aksine Akineton ve ailesi sarayda herkesten izole yaşamaktadır. Çocukların veya kendilerinin banyoları, bakımları, veya giyinmeleri için hiçbir hizmetli bulunmamaktadır. Akineton saraydaki dairelerine onlar içerideyken hizmetlilerin girişini yasaklamış bu yasağı ihlal eden birkaç kişiyi ise idam ettirdiği mısır kaynaklarında anlatılmaktadır.  Athenin Akineton vasıtası ile gönderdiği mesajlar mısır toplumu üzerinde muazzam etkiler yaratmıştır. Öyle ki çok kısa bir sürede mısırın başkentini değiştirmiş kendisi için muhteşem bir şehir kurdurtmuştur. Ancak Akinetonun ölümünün ardından hiçbir firavuna yapılmadığı şekilde heykellerinin yüzü parçalanmış, betimleme ve tasvirlerden olabildiğince silinmiştir. Güneş tanrısı Athen ise kayıtlardan tamamen çıkartılmıştır. Antik uzay bilimcileri bunun uzaylı varlıklarla olan iletişimin hatta antik mısırı yönettiklerinin üstünün örtüldüğü 1000 yıllık bir gizemin başlangıcı olduğunu söylüyor.6sumerSümerler
M.Ö 4500 yıl öncesine ait olan bir Sümer tabletinde “Güneş Sistemimiz” açıkça resmedilmiş. Bu astronomi bilgisi binlerce yıl önceden nasıl biliniyordu. Gökten inen Tanrıların uygarlığı olarak anılan Sümerler, dünya dışı varlıklarla temasa geçen en eski uygarlıklardan biridir. Sümerler aynı zamanda bilinen ilk uygarlıktır. Yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen veriler uygarlığın tarihini M.Ö. 240.000’lü yıllara kadar geri götürür. Çivi yazıları da Sümerlerin geçmişinin çok gerilere uzandığını kanıtlar. Bu kültürün binlerce yıldır gömülü olan çamur tabletlerinin deşifre edilmesi, M.Ö.450.000’e kadar uzanan kökler çıkarmaktadır. Sümer mitlerine göre Tanrılar ateşten gemilerle yolculuk ediyorlardı.

Bu Tanrılar daha sonra dünyaya inmişler, Sümerler’in ilk ataları ile birleşerek Sümer ırkını meydana getirmişler, ardından da yıldızlara geri dönmüşlerdir. M.Ö. 3000 yıllarında yaşamış olan tarihçi Berose’ye göre Fırat kıyılarında konaklayan Sümer halkı, denizden gelen yarı insan yarı balık şeklinde yaratıklar tarafından eğitilmişti. Buna göre Güneş Tanrısı Utu, aşk Tanrıçası Inanna ve gökyüzü Tanrısı Enlil kozmostan gelmişlerdir. Tanrı Enlil dünyalı Meslamtaya ile birleşmiş ve onu ilahi tohumla hamile bırakmıştır. Yine bu mitlere göre, yazı ve metal elde etme formülü Sümerler’e Tanrılar tarafından öğretilmiştir. Sümerler’in Tanrıları tasvir etmek için en çok kullandıkları sembol yıldız ya da yıldızların çevresinde dönen değişik boyuttaki gezegenlerdir. Ayrıca kafasında yıldızlar taşıyan, kanatlı toplarla gökyüzüne uçan Tanrı resimleri de vardır.7sumerSümer toplumu, astronomi bilgileri geniş, matematik bilgileri şaşırtıcı, sanatları ve mimari teknikleri kusursuz olan bir toplumdur. Öyle ki Ninova kalıtlarında bulunan bir hesabın sonucu 195.955.200.000.000 sayısına kadar varır. Oysa Batı uygarlığının atası sayılan Yunanlılar, uygarlıklarının en parlak döneminde bile 10.000 sayısının üstüne çıkamamış ve 10.000’den ötesini ‘sonsuz’ olarak kabul etmişlerdir. Sümerler, Ay’ın dönüşlerini, bugünkü hesaplardan sadece 0.4 saniye farkla bulmuşlardır.
Sümerlerin belge damgalamak, ve aynı zamanda Hazine görevi de yapan tapınaklardan vergi toplamak için kullandıkları silindir mühürler, insanoğlunun yaptığı ilk minyatür anıt örnekleridir ve evrenden dünyamıza yapılan Tanrısal ziyaretlerin etkileyici kanıtlarıdır. Bu mühürleri incelediğimizde ilginç mitolojik sembollere ve yıldızlar, gezegen sistemleri, kanatlı küreler ve uzayda yüzen cisimler gibi astronomik figürlere rastlarız.

Günümüzde hepimiz biliyoruz ki; dev gezegenler olan Jüpiter ve Satürn’ün ötesinde daha belli başlı olan Uranüs ve Neptün ile küçük bir gezegen olan Pluton uzanır. Fakat böyle bir bilgi oldukça yenidir. Uranüs, 1781 yılında, gelişmiş teleskopların kullanılması yoluyla keşfedilmiştir. 1846’da ise Neptün’ün yeri, astronomlar tarafından, matematiksel hesaplamaların yardımıyla kesin olarak belirlenmiştir. Neptün’ün bilinmeyen yerçekimsel bir çekim gücünün etkisi altında olduğu anlaşılmış ve 1930’da Pluton’un yeri keşfedilmiştir. Oysa Sümerler binlerce yıl öncesinden tüm bu bilgilere sahiptiler. Daha da ilginci, Sümerler Nibiru adlı bir başka gezegenden daha bahsetmişler ve bunun güneş sisteminin dışında bulunan ve güneşin geniş eliptik yörüngesine takılarak 3,600 dünya yılı süresince burada kalan bir gezegen olduğunu söylemişlerdir.8avrupaOrta Çağ Avrupası
İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist Giordano Bruno 17 Şubat 1600 Yılında engizisyona “Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.” Diyerek son sözünü söylemiştir. Engizisyon heyeti de şehir meydanında yakılarak idam edilmesine hükmetmiştir suçu ise dünyanın evrenin merkezi olmadığını ve kozmosun hayatla dolu olduğunu izin verilirse bunu kanıtlayabileceğini söylemesidir. İdamın ardında Brunonun tuttuğu kayıtlara ve eserlere Vatikan tarafından el koyulmuş, bir çoğu imha edilmiş kalanlar ise öğünden beri Vatikan’ın arşivlerinden asla gün yüzüne çıkartılamamıştır. Peki Galileo Galile ve kopernikle aynı iddialarda bulunan ve aynı kaderi paylaşan Bruno evrene dair verdiği çarpıcı bilimsel verileri nereden ve nasıl elde etmiş veya o dönemin teknolojisi ile asla öğrenip gözlemleyemeyeceği bu bilgileri hangi varlıklar ile iletişim kurarak öğrenmiştir?

Bu soruların cevapları belki de batı Portekiz de küçük bir köyde yaşanan bir hikayede yatıyor olabilir. 17. Yüzyılda papa 5. Poul bazı kilise belgelerinin Vatikan’dan dışarıya mühürlenerek çıkarılmalarını ve başka hiç kimseye gösterilmemelerini emretti. Bu kısıtlamalar ancak 1881’de gevşetildi. Ancak bugün bile Vatikan’ın gizli arşivlerine sadece papa ve 2 yardımcısından başka hiç kimse ulaşamamaktadır. ayrıca Vatikan’ın ABD ve Roma da 24 saat çalışan 2 adet devasa boyutlarda teleskopu bulunmaktadır. Sizce Vatikan gibi bir kurum bu teleskoplarla ne bulmayı ummaktadır? Veya neyi araştırmaktadır? İşte bu arşivlerde Fatimanın mucizesi ile ilgili hiç gün yüzüne çıkartılmamış bilgilerde yer alıyor.  1917’de Portekiz’in Estremadudo bölgesinde ki Fatima köyünde 3 küçük çocuk bakire Meryem olduğunu söyledikleri birinden mesajlar aldıklarını iddia ettiler. Bir anda bölgeye 70.000 kişi akın etti. Hava kapalı ve yağışlıydı. Ancak birden bire bir ışık huzmesi havayı aydınlattı o gün orada bulunan herkes gümüş renkli dönen bir daire gördüklerini ifade ettiler.9avrupaÇocuklar bu daire ile uzun süredir iletişimdeydiler. Daire çocuklara dünya’ya iletilmesi için 3 mesaj verdi ancak Vatikan tüm bilgiye el koydu. Yakın tarihte papa ilk iki mesajı açıkladı ancak 3. Mesajı açıklamayı red etti.

1. Mesaj Mehmet Ali Ağaca’nın papaya gerçekleştireceği suikast. (Ki papa kendi ağzıyla açıklayarak Meryem ana bu sayede neredeyse yüzyıl öncesinden beni kutsayarak hayatımı kurtardı demiştir.

2. Mesaj ise II. Dünya savaşının yaklaştığıdır. Unutulmamalıdır ki Savaşı başlatan nazi Almanya’sının kurucu çekirdeği olan Thule isimli gizli tarikat dünya dışı yaşam formları ile iletişim içinde olduklarını ve bu savaşı onların emrettiğini açıklamıştı. Belki de dünya dışı yaşam formlarında da aynı insanlardaki gibi karşıt görüşlerde olan farklı gruplar klişe şekilde bahsetmek gerekirse iyi ve kötü olanları mevcuttur.

Leonardo DA Vinci, Michelangelo, Raffaello ve Tiziano gibi tarihe mal olmuş bir çok ünlü sanatçı ve bilim adamının ön plana çıktığı 14. Yüzyılın sonuyla 16. yüzyıla kadar olan süreci kapsayan Avrupada ki rönesans döneminde bilim alanında, sanat alanında çok önemli gelişmeler yaşandı. Dinsel bağnazlıklar yerini, yeni ve gerçekçi düşüncelere ve bilimin saf gerçeklerine bıraktı. Bu dönemde de gerek yapılan ünlü portreler olsun gerekse yazılan kitaplar ve makaleler olsun hepsinde ufo fenomeninin izlerini açıkça görebilmek mümkündür.

banner

CEVAP VER

*