Evrende her nesne bir şekilde enerji yayıyor… O halde insanoğlu gelişmiş teknolojisi ile neden sadece fosil yakıtlar ve elektrik enerjisine muhtaç? Evlerimiz de kullandığımız enerji bedava olsaydı? Araçlarımız fosil yakıtlar yerine farklı ve ücretsiz enerji türleriyle çalışsaydı? Bunlar size hayal ürünü gibi geliyorsa Videoyu sonuna kadar izleyin çünkü belgeler ve görüntüler bedava enerjinin ne kadar basit olduğunu ortaya koyuyor.

 

GERÇEKLER
Anti-yer çekimi teknolojisi fiili olarak ilk defa 1930larda Almanya tarafından geliştirilmiş akabinde bu teknolojiyi kullanan prototip araçlar Vril ve Haunebu başarılı şekilde uçuşlar gerçekleştirmiştir. Savaşın ardından bu teknoloji başta Birleşik Devletler olmak üzere birkaç ayrı devletin eline geçmiş ve geliştirilmeye devam etmiştir. Bu teknoloji günümüzde pek çok devletin özel kurumlarınca yaygın şekilde kullanılmaktadır. Piyasaya sürülmemesinin sebebi ise üretim maliyetinin düşük olması aynı zamanda dünya petrol endüstrisini ortadan kati şekilde kaldıracak ve bu sayede milyarder olan devletler ve kişilerin tüm gücünü elinden alacak olmasıdır…

Anti-Yerçekimi teknolojisinin halen nasıl komplo teorileri arasında yer aldığı oldukça şaşırtıcı bir şeydir. Çünkü Amerika, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa, Hindistan gibi ülkelerin istihbarat servisleri, uzay ajansları ve bazı üniversiteleri bu teknolojiyi güncel olarak kullanmakta ve geliştirmeye devam etmektedir. Michigan Üniversitesi profesörü Konut Geliştirme ve Kalkınma Departmanının eski başkanı Richard Dolan ile bir kaç yüksek lisans öğrencisinden oluşan inceleme ekibi yaptıkları incelemede ABD Savunma bakanlığı örtülü ödeneğine 1 yıl içerisinde kongre onayı ve bilgisi olmaksızın aktarılan paranın 21 Trilyon$ olduğunu tespit ettiler. Bu neden önemli? Çünkü paranın, kara bütçe diye adlandırılan bir bütçeyi finanse ettiği söylentilerini ispatlıyordu. Kongre’nin gözetimini gerektirmeyen bu finansman ABD’nin hemen her askeri kurumunda mevcut. Bu kara bütçe dünyası uzun yıllardır faaliyet göstermektedir. Kara bütçe dünyası, bilimden arkeolojiye kadar her alanda muazzam miktarda kaynak kullanan, teknolojik olarak kendisini ana akım dünyadan çok ileri götüren ayrı bir uygarlığı kapsamaktadır. Kaç kişiyi istihdam ediyor? Onu kim kullanıyor? Bu soruların birçoğu bilinmemektedir, ancak parayı takip ederseniz, belki biraz size fikir verecektir. Kara bütçe dünyasına rakip teknolojiyi icat eden herhangi bir sivil, her zaman tacize maruz kalmıştır ve yeniliklerini veya icatlarını kamuya duyurmasına engel olunmuştur. Bunun nedeni, bu teknolojilerin ‘sınıflandırılmış’ olmalarıdır, çünkü öyle icatlar var ki kamuya açıklanırlarsa tüm ekonomik düzeni ve güç dengelerini değiştirebilir, muazzam miktarda gücü tehdit eder ve küresel elitin insan nüfusu üzerindeki kontrolünü ciddi biçimde çıkmaza sokabilirdi. Şimdiye değin kamuyla paylaşılması engellemiş icatların bir listesini 1971 senesinde araştırmacı Michael Ravnitzky ele geçirdi. Listelenen teknolojinin çoğu, çeşitli askeri uygulamalarla ilgili gibi görünüyor. Bu listenin orjinal kopyasını www.kultbilgi.com’a yüklüyorum ve indirme linkini videonun açıklama kısmına bırakıyorum. Arzu ederseniz belgeyi inceleyerek yıllar boyunca dünyadan neler saklandığını kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Bu listede bulunan engellenmiş en önemli buluşlardan bir tanesi Otis T. Carr tarafından icat edilen düşük maliyetli Anti-Yerçekimi araçlarıdır.

CIA’nin ilk direktörü Roscoe Hiellenkoetter’e göre, Hava Kuvvetleri subaylarının varlığının farkında olduklarını belirterek UFO’ya ilişkin “resmi bir gizlilik ve karalama kampanyası” yapılıyor. Bugün, elektro-optik verilere ve hatta fiziksel kanıtlara sahibiz, bu tür bir teknolojiyi gözlemleyen tanıklıklardan bahsetmiyorum bile. Steve JUSTICE gibi eski ve en son emekli olan Lockheed Martin Aerospace programlarının emekli Direktörleri’nden gelen açıklamalar var. JUSTICE verdiği röpörtajda durumu kısa ve net şekilde özetledi. Şey, bir çok şey. Aerospace programına ilk katıldığımda bana etrafı gezdirdiler. Üzerinde çalıştıkları ve gördüğüm teknolojilere gelince, onları devrimci olarak adlandırmak dahi açıklayabilmenin çok gerisinde kalıyor. Ayrıca, UFO’larda gördükleri hareket kaabiliyetlerini taklit eden bir zanaat üzerinde çalışıyorlar. New Hampshire Üniversitesi’nden Profesör Theodore Lodre tarafından yazılan 21. Yüzyıl İçin “Kutunun Dışında” Uzay ve Kara Taşımacılığı ve Enerji Teknolojileri başlıklı bir makale Amerika Birleşik Devletleri’nde Anti-yerçekimi araştırmalarının gelişimini gözden geçiriyor ve araştırma faaliyetinin “nasıl göründüğünü” anlatıyordu. Lodre’nin bu çalışmasını hiç bir kurum yayınlamayı kabul etmemiş ve ölümünün ardından çalışma ortadan kaybolmuştu. 1950’lerin sonunda, OTC Enterprises Maryland, isimli firma Baltimore Science’nin 3 Nisan sayısında bir bildiri yayınladı. Açıklama, şirketin Dünya atmosferinin dışına seyahat edebilecek bir uçan daire üretmeye hazır olduğu iddiası şeklinde geldi. Gerekli olan tek şey, yaklaşık 20 milyon dolarlık büyük miktarda bir finansmandı. Bu şirketin kurucusu Otis T. Carr’dı. Şimdi bunun 1950’ler olduğunu unutmayın. Bu sırada, özellikle Atom bombası atıldıktan sonra büyük bir UFO görüş dalgası vardı. Konu, ana akım medyanın çok dikkatini çekiyordu. Apollo 14 astronotu Edgar Mitchell’in gerçek olduğunu iddia ettiği “kaza yapan gemi ve bedenler” söylentileri bu günlerde yaygınlaştı. Amerikan ordusu bu dönemlerde kısıtlıda olsa UFO teknolojisine sahip miydi? Araştırmalardan yola çıkarak kesinlikle öyle gözüküyor. Carr’ın geliştirdiği Anti-Yerçekimi motoru Tesla’nın çalışmalarını referans alıyordu. O dönemde firma Anti Yerçekimi motorunun minyatür bir versiyonunu geliştirdi ve pek çok makette başarılı şekilde test etti. Zamanla yatırımcılar ve devlet bu teknolojiye ilgi göstermeye başladı. Proje yatırım almaya başlayınca ilk büyük gemisini inşa etti. Bu 6 ayaklı ve 12 metre çapında bir modeldi. İnşası tamamlanan gemi 1958 senesinde Oklahoma şehrinde halka açık olarak test edildi. Sonuçlarsa herkesin aklını başından aldı. Gemi Saatte 8500km hıza çıkabiliyor, standart hava taşıtları için yatak ve dikey imkansız manevraları kolaylıkla gerçekleştirebiliyordu. Bu dönemlerde 4 ve 6 metre çapında daha ufak Anti-yerçekimi motorları kullanan 2 araç daha tasarladı bunların 1962 senesinde seri üretime geçerek aile arabalarının yerini almasını düşünüyordu. Böylece devlet otoyol inşa etme masrafından da kurtulacaktı. 1959’da 45 metrelik başka bir modeli denedi. Bu modelde 9400 KM sürate erişti ve 14 saat havada kalmayı başardı. Bu arada firma sade anti yerçekimi motoru değil, yerçekimi ile çalışan sınırsız enerji üretebilen bir jeneratörde geliştirmiş ve yatırımcılara satmaya başlamıştı. Bu jeneratörler başlarda büyük fabrikaların enerji ihtiyacını karşılayacak sonralarındaysa daha ufak modelleri Ev ve Apartmanların enerji ihtiyaçlarını gidereceklerdi. Ayrıca Carr Eğlence merkezleri içinde yerden yükselebilen araçlar yapıyor ve satıyordu. Carr’ın esas amacı 100 metre çapında 40ton ağırlık taşıyan ve 14.500 km hıza ulaşabilen bir gemi inşa ederek Ay’a gitmekti. Gemi projelendirdi hatta Carr’a eşlik etmesi için Amerikan hava kuvvetlerinden subaylar görevlendirildi. Şu anda ekran gördüğünüz bu son geminin orijinal projesidir. İşte tam bu esna Amerikan True Magazin dergisi Otis T. Carr’ın icatları hakkında şok edici bir yazı kaleme aldı. Yazıda Carr Amerikan ekonomik sistemini çökertmeye çalışan bir Sovyet ajanı olarak suçlanıyor ve geliştirdiği teknolojinin ona Sovyetlerce verildiği iddia ediliyordu. Başta yazıyı kimse dikkate almadı.

2 hafta sonra Savcılık OTC Enterprises Maryland’a polisleri yollayarak zorla kapattırdı ve tüm materyallere el koydu. Carr bir süre kaçtıysa da sonra teslim oldu. Tüm mal varlığını kaybetmişti. Savcılık onu Anti yer çekimi motoru ve Anti yerçekimi jeneratörü sattığı işletmeleri dolandırmakla suçluyordu. Oysa oysa söz verdiği motorları ve jeneratörleri teslim etmişti ve madur sıfatıyla kimse kendisinden şikayetçi olmamıştı. Yine de alış veriş yapan fabrikalar iddianame de madur sıfatıyla yer alıyordu. Yargılama sonunda Otis T. Carr o dönemin parasıyla 5000$ cezaya çarptırıldı bu parayı ödeyemeyerek hapse girdi ve tam 14 sene hapiste kaldı. Ardından dava hakkında demeç vermemesi ve konuşmaması kaydı ile 14 sene sonunda tahliye edildi. 1982 senesine kadarda bu konuda asla konuşmadı ve hayata gözlerini yumdu. Otis Carr kayıtlara bir dolandırıcı olarak geçti. 1984 Senesinde Newyork times Otis Carr’ın hikayesine ilgi duydu ve bir yazı dizisi başlatmak istedi. Savcılıktan elde ettikleri dava dosyasında pek çok eksik evrak vardı şikayetçi olduğu iddia edilen firmaların sadece isim unvan ve adresleri varken şikayet dilekçelerine rastlanmıyordu. Ancak gazete başka bir bulguya daha ulaştı. Carr’dan Anti yerçekimi motoru ve jeneratörü satın alan firmaların aldıkları mallara devlet yetkilileri tarafından bir süre sonra standartlara uymadıkları ve patent ihlali yaptıkları gerekçesi ile el konulmuştu ve firmalar haklarını aramak için defalarca devlet aleyhine dava açmak istemişse de davalar takipsizlikle sonuçlanmıştı. Newyork Time’s makalenin ilk bölümünü yayınlayacağı günden 1 gece evvel makale editörü göz altına alınmış ve makalenin basımına engel olunmuştu.

CEVAP VER

*