Antarktika;

Tüm dünyanın bittiği noktada, buzulların ve karanlığın içindeki gizemli kıta
Hakkında onlarca farklı iddia var…
Uzaylılar ve UFO’lardan, Oyuk Dünyanın girişlerine; Saklanan yıldız geçitlerinden, ötesinde olduğu iddia edilen başka kıtalara kadar… Tüm insanlığın gözlerinden uzak bu kıtada neler oluyor? Haydi, başlı başına bir gizem labirenti olan Antarktika’nın sırlarla dolu derinliklerine beraber dalalım!

 Antarktika,  Güney Yarımküre’nin en güneyinde bulunan kıtadır.. Afrika Güney Amerika ve Okyanusya’nın güneyinde olan kıta 14.000.000km2’lik alanına rağmen içinde ülke bulunmayan tek büyük kara parçasıdır. Aynı zamanda da Dünyanın en kurak yeridir, kıtanın bazı yerlerine 2 milyon sene yağmur yağmamıştır. Charles Wilkes tarafından ilk kez 1840 yılında keşfedilen kıta 2000m’lik bir buz tabakası ile zırh gibi örtülmüştür. Toplamda 24milyon km3 lük buz kütlesi ile yeryüzündeki tüm buzları %92’si sadece bu kıtada yer almaktadır. Aynı zamanda dünyanın en soğuk yeri olan Antarktika, yazları -30 kışları ise -50 derece sıcaklık ortalaması ile hiçbir canlının yaşamasına uygun bir ortam değildir. Kıtadaki en düşük sıcaklık ise -89,2 derece ile 21 Temmuz 1983’te Rusların Vostok istasyonunda kaydedilmiştir. Hemen hemen hiçbir canlının ve insanın yaşamadığı bu bölgede sadece 29 ülkeye ait 101 adet araştırma istasyonu bulunmaktadır. Milyonlarca kilometre boyunca sadece buzların olduğu bu gizemli kıta hakkında ilk tuhaf iddialar ise ilk kez ortaya 1939 yılında Herman Göringi önderliğinde Nazilerin 3 denizaltı ve 5 gemiden oluşan bir keşif birliğini kutuplara göndermesiyle başlar. Bu gönderilen birlik bölgede birçok çalışma yapmıştır. Hatta tarihler 1940’ı gösterdiğinde Adolf Hitler’in bizzat imzaladığı bir bildirge ile Nazilere ait 209 Bordro numaralı Uboat tipi denizaltı bölgeye Wolf Slotz üssünü kurmak için yola çıkmıştır. Bu dönemde Nazilerin Oyuk Dünya’nın girişini bulduğu ve üssün buraya konuşlandırıldığı daha sonra CIA tarafından belgelenmiştir. Aynı zamanda o bölgede karşılaştıkları ilk dünya dışı ya da iç dünyadan gelen ırk ile bir çalışma içine girdikleri de Highjump operasyonun başlaması ile kanıtlanır. Çünkü tarihler 6 Mayıs 1945 gösterdiğinde, Almanya kayıtsız şartsız teslim olmuştur ancak bu üssün halen çalışmalarını sürdürdüğü ve teslim olmadığı belgeler dikkatle incelendiğinde ortaya çıkar. Bu gelişmeler üzerine, o dönemin Amerikan başkanı Harry Truman’nın emri ile Amerikan Deniz Kuvvetleri “Çok Gizli” İbaresi ile 26 Ağustos 1946’da Operasyon HIGHJUMP’ı başlatır.

Operasyon gücü 13 gemi, 33 uçak ve 4700 personel den oluşuyordur. Ancak Amerikan kuvvetleri üssün yakınlarına geldiklerinde, denizden çıkan uçan dairelerin saldırısına uğrarlar. Bu uçan dairelerin üzerinde ise dikkatlerden kaçmayacak şekilde gamalıhaç sembolleri vardır. Buda Nazilerin o dönemde diğer varlıklar ile bir teknoloji iş birliğine girdiğinin en önemli kanıtlarından biridir. Toplamda 18 personel 3 gemi 8 uçak kaybeden filo geri çekildiğinde ise ilk kez Antarktika hakkında tuhaf söylemler basında yer bulmaya başlar. 19 Şubat 1947 tarihinde operasyon HIGHJUMP’da yer alan ve geri dönmeyi başaran Amiral Byrd’ın verdiği ifadeler ile ortalık fena halde karışır. Amiral, yaptığı keşif gezisi sonucunda buzların ve dağların ardında ağaçların ve ormanların olduğu bir alana ulaştığını, ardından ise bir güç tarafından buraya indirilip kendisiyle konuşulduğunu basın mensupları aracılığıyla duyurmuştur. Bu konu hakkında daha detaylı bilgiler Oyuk Dünya Kuramı adlı videomda mevcuttur. Ancak Amiralin anlattıklarından sonra esrarengiz bir şekilde deli damgası alması, hastaneden çıktığı gün ise öldürülmesi, anlattıklarının bazı tarafları kızdırdığını açıkça göstermiştir. Amiral buzulların ardında Amerika’dan daha büyük kıtalar yer aldığını da söylemiş, bu iddiası da Düz Dünya kuramcılarının öne sürdüğü en büyük tezlerden biri olmuştur. Ancak Amiral bu sözleri ile düz dünyayı kastetmemiştir. Çünkü kendisi, gizemli güç tarafından Oyuk Dünya’nın içine çekilmiştir ve tasvir ettiği her şeyde oraya aittir. Zaten Düz Dünya kuramcılarının söylemlerine göre Van Allen adı verilen kuşak bir uçak ile geçilemez. Bu Amiralin düz dünya ile bir ilgisi olmadığını gösteren önemli kanıtlardan biridir. Tarihler 1955 yılını gösterdiğinde ise Amerikan kuvvetleri Deep Freeze adı altında ikinci bir operasyon başlattılar. Bu operasyonu büyük bir gizlilik ile yürüten Amerika, üç yıl sonra elde ettiği bulguları gizlemek adına dünya ülkeleri ile Antarktika anlaşmasını imzaladı. Anlaşmanın amacı kıtanın kimseye ait olmadığını kabul etmek, araştırma harici yerleşik bir kurumun bölgede bulunmasını engellemek ve bölgede hiçbir ülkeden asker bulunmamasını sağlamaktı. Böylece dikkatleri iyice üstüne çeken Antarktika, büyük bir gizlilik içinde araştırmaların merkez üssü haline geldi. Amerika’nın kurduğu araştırma üslerinde ise dönemin KGB ajanlarından sızdırılan bilgiler dışında neler yapıldığına dair hiçbir belge yoktu.

Hatta 1978 yılında Antarktika’ya, NASA’nın eğitim için gönderdiği astronot Jimmy Graham bu üslerde bulunduğunu ve Antarktika’da gizlenen sırlardan birçoğunu gördüğünü anlatmıştı. “Ne oldu?” diye soran ailesine, “Anlatamam, yoksa siz de tehlikeye girersiniz” diye cevap veriyormuş sadece. Zamanla Jimmy Graham’ın duygusal gel-gitleri daha karmaşık bir hal almış, bakışları değişmiş. Aile, tüm bu olanları unutmak için İskoçya’ya geri dönmüş ama Graham CIA tarafından takip edildiğini, telefonlarının dinlendiğini söyleyip duruyormuş. Yıllar ilerledikçe şizofreni belirtileri göstermeye başlarken, ailesi nihayet Antarktika’da neler olup bittiğine ilişkin ağzından birkaç kelime alabilmiş. Eğitim sırasında gizli bir nükleer bölgeye girdiğini ve ABD gizli servisi CIA’nın kendisinin gördüklerini, işittiklerini unutması yani “sessiz kalması” için de bazı kimyasallarla etkisiz hale getirildiğini söylemiş “Kar Adam” lakaplı astronot.Bir tür beyin yıkama ameliyatı olan “lobotomi”ye maruz kaldığını söyleyen Graham, kendisine verilen kimyasalların akıl hastalığına yol açtığını iddia ederken; karanlık bir odaya kapanıp kendi kendine mırıldanması, duvarlara bazı şifreler karalaması ailenin aklına, “Doğru mu söylüyor acaba” sorusunu iyiden iyiye yerleştirmiş. Peki Amerika burada ne saklıyordu? Aslında çok gözler önünde ama bir o kadarda gizli bir istasyon saklanan her şey ile direk olarak bağlantılıydı. 1258 kişinin yaşadığı, her gün kargo uçak seferlerinin yapıldığı, kendi nükleer tesisine sahip, 100 binadan oluşan devasa ama aynı derecede sessiz çalışan bir istasyon…   McMurdo kutup istasyonu atmosferik ölçümlerinin ve hava kirliliği ile ilgili incelemelerin yapılması için kurulduğu söyleniyor. Ancak bugüne kadar burada yapılan astronomi ve astrofizik araştırmalarının sonuçları ya da raporları asla kimseyle paylaşılmadı. Ancak hakkında o kadar çok iddia çıktı ki, bunlar kitaplara ve filmlere konu oldu. Hollywood yapımı “Stargate SG-1 dizisinde McMurdo istasyonu dünya birlikleri için bir üs olarak gösterilirken, 80km uzağında ise kayıp kıta Atlantis döneminde kullanılan dünyadaki ikinci yıldız geçidi bulunuyor. Peki gerçekten Antarktika da bir yıldız geçidi var mıydı? Bu sorunun cevabını bulmak için biraz uzaklara hatta şu anki Irak sınırlarına gitmemiz gerekecek. Birinci dünya savaşı son bulduğunda ve Irak toprakları İngiliz sömürgesi altına girdiğinde, dönemin arkeologları o bölgede çokça incelemeler yapmıştır. 1931 yılında, Sümerlilerin bir zamanlar hüküm sürdüğü bu topraklardaki eski yazıtları ve tarihi eserleri yirmi yıl boyunca inceleyen arkeologlar en sonunda dünyada bulunan iki yıldız geçidi hakkında önemli bilgilere ulaşmıştır. Buradan alınan bilgilerin ve daha sonra Deep Freeze operasyonu ile Antarktika da yapılan geniş incelemelerin sonucunda Yıldız Geçidinin yeri belirlenmiş ve onun bulunduğu noktaya McMurdo istasyonu kurulmuştur. McMurdo istasyonunun Antarktika’da bulunan tek nükleer tesise sahip olmasının sebebi de Yıldız Geçidi üzerinde gerekli incelemeleri rahatça yapabilmek ve onu çalışır hale getirmektir. Stel Pavlou’nun 2001 yılında çıkardığı Decipher” (Deşifre) adlı kitapta da, McMurdo’da aslında, Atlantislilerin bıraktığı ve tüm dünyadan gizlenen bir Dünya Kodu’nun deşifre edilmeye çalışıldığı anlatılıyor. Peki bu kodun Yıldız Geçidi ile bağı neydi? Yıldız Geçidini keşfeden araştırmacılar 20 milyon$’lık bir yatırım yaparak uzun yıllar boyunca cihazın üzerinde çalışmışlar, onu incelemişler fakat nasıl çalıştırılacağını dahi çözememişlerdir. Ancak geçidin kullanımı hakkında varılan kanıya göre, elinizde bir rehber olmadan seyahat etmek imkânsızdı. Yani geçit açılsa bile eğer gideceğiniz yerin kodunu bilmiyorsanız nereye gideceğinizi de belirleyemezdiniz. Bu sebeple de kitapta bahsedilen kod aslında yıldız geçidini kullanmak için gizlenen gerekli bir rehberdi.

  Yıllarca yapılan incelemeler neticesinde CIA bu konuda toplam 80.000 sayfadan oluşan bir arşiv hazırlamıştır. Bu belgeler içinde en ilginçleri ise Antarktika’da bulunan bu yıldız geçidinin incelenmesinin ardından, yaklaşık 1- 1.5 milyar yaşında olduğunun ortaya çıkması ve üzerindeki bazı materyallerin dünyada hiç bulunmadığının göze çarpmasıdır. Buda geçidin dünyanın ilk evresinde, yani birinci zaman olan Paleozoik çağda dünya dışından getirilip oraya konulduğunu gösteriyor. Bu dönem dinozorlardan bile milyonlarca yıl önce, ilk bakterilerin oluştuğu ve dünyanın tek bir kıta olduğu Pangea evresine denk gelmektedir. Yıldız geçidini dünyaya hangi ırkın yerleştirdiği, daha önce çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve neden burada olduğu hakkında ise herhangi bir bilgi yoktur.  Ancak McMurdo istasyonunun gizemleri sadece yıldız geçidiyle de sınırlı değildir. “Dark Star” ve “Alien” filmlerinde McMurdo istasyonu, bir uzay trafik kontrol merkezi olarak gösterilmiştir. Bunun dışında John Carpenter’ın “The Thing” filminde de adı geçen istasyon, buzların altında bulunan tuhaf bir uzaylının incelendiği yer olarak karşımıza çıkıyor. İstasyon hakkındaki daha detaylı bilgiler ise Amerikalı yazar Kim Stanley Robinson da “Antarctica” adlı kitabında yer almaktadır. Ancak sırları bunlarla da bitmeyen Antarktika, son yıllarda Rus araştırma görevlilerinden gelen bir iddia ile gündeme oturmuştur. Şubat 2012’nin başlarında Rus Antarktika Seferi üyeleri, 30 yıldan fazla süren bir proje olan Vostok Gölü’ne iki kilometreden fazla kalın buz sondajı yapmışlar ve 3700 metre buzun altında bulunan bu göle ulaşmayı başarmıştır. Buz tabakası tarafından uygulanan basınç nedeniyle 15 milyon yıl boyunca izole edilmiş tatlı su içeren bu göl 3.507 adet organizmanın genetik izini taşıyordu. Bu organizmalar yapılan RNA ve DNA eşleştirmesi yöntemiyle türlerine göre sınıflandırıldıklarında %94’ünün bakteri düzeyinde olduğu anlaşıldı. Geri kalan %6’lık bölüm ise tek ve çok hücreli bazı organizmalar ile funguslara ait DNA parçaları içeriyordu. Bu %6 lık kısım dikkatle tekrar incelendiğinde tarih öncesi tatlı su dinozorları, balıklar, deniz kabukluları ve halkalı solucanların sindirim sisteminde bulunan yapılara oldukça benzediği rapor edildi. Bunun üzerine Rus araştırma görevlileri gölün karanlık ve bilinmeyen bölümlerini incelemek üzere, Dr. Sergey Bulat önderliğinde sekiz kişilik bir ekip kurdu. Bu ekip buz sondajının açtığı yol ile göle dalışlar yapıp incelemelerde bulunmuştur.

Ancak ekip üyelerinden Dr. Vindogradov ölümü ile sonuçlanan bu keşifler, buzların altındaki gölde bulunan bir yaratığı da açığa çıkarmıştır. Organizma 46B olarak adlandırılan bu yaratık, 14 kola sahip, zehirli mürekkep fışkırtabilen bir tür ahtapot cinsidir. Bu yaratık aynı zamanda ahtapotların sahip olduğu “Chromatophores” adı verilen renkli pigmentlerini değiştirme özelliğini bir ileri seviyeye taşıyarak, karşısındaki canlının şekline bürünme yeteneğine de sahiptir. İyi hazırlanmış bir tuzak yardımıyla yakalanan Organizma 46B Rus ekip tarafından incelendiğinde, kesilen bir uzvunu kendi kendini yenileyebildiği hatta uzuvların bir dizi nörona sahip olduğu için yeni bir organizma bile oluşturabileceği kanısına varılır. Ancak Rus Hükümeti olayın duyulmasını istemez ve Vostok gölüne açılan deliğin kapatılmasını emreder. Bu gelişmelerin ardından 2017 yılında bilimsel ziyaret adı altında Rusya Devlet Başkanı Putin’de bölgeyi ziyarette bulunur. Bölge Google Map haritaları ile incelediğinde de karşımıza birçok tuhaflık çıkmaktadır. Eğer bugün 66derece 36’12.51’’S 99derece43’9.08’’E koordinatlarına bakacak olursanız karşınıza 30 metre yüksekliğinde ve 90 metre genişliğinde kapak benzeri bir oyuk çıkar. Google Earth üzerinden bu yapının boyutlarını hesaplayabilirsiniz. Bunun yanı sıra aynı bölgede yer alan iki benzer kapak daha vardır. Bu girişler 66derece 33’12.01’’S 99derece50’19.86’’E ile 66derece33’30.76’’S 99derece58’33.58’’E koordinatlarında yer almaktadır. Ancak şuan Google Earth üzerinde bu bölgeler sansürlenmiştir ve girişler gözükmemektedir. Bunun yanı sıra Antarktika’nın hemen yakınlarında bulunan South Georgia ve South Sandwich adalarındaki 54derece 39’44.62’’S 36 derece 11’ 42.47’’W koordinatlarına bakacak olursanız 954 metre sürüklenmiş ve kar üzerinde açık izler bırakmış bir gökcismi kazasını rahatlıkla görebilirsiniz. Antarktika’da sıkça görülen manyetik anormalliklerinde bu gökcisimleri ile bağlantılı olduğu söylenmektedir. Wilkes Land yerçekim anomalisi adı verilen bu olaya devasa bir objenin sebep olduğu düşünülmektedir. Obje yaklaşık 245 kilometrelik bir alana yayılmış ve derinliği de 848 metreyi buluyor. Kimileri bu obje için yılar önce düşmüş bir göktaşı derken bazı komplo teorisyenleri ve UFO araştırmacıları ise Marsta yaşayan ilk insanların ya da uzaylı bir ırkın dünyaya geldiğinde, araçlarını buradaki buzların altına sakladığını iddia eder. İddia edilen gömülü araçlarda Antarktika bölgesinde sürekli olarak manyetik anormallikler yaratmakta ve pusula, navigasyon gibi cihazları bozmaktadır. Bu koordinatlar dışında Google Mapte açıkça gözüken; tuhaf cisimler, piramit şeklinde yapılar ve donmuş insan bedenlerine benzeyen cisimlerde mevcuttur.

 Bunca sırrına rağmen ise bugün Antarktika’ya gitmek mümkündür. Yaklaşık 10.000 euro değerinde bir tur eşliğinde ister uçak yoluyla isterseniz de Şili üzerinden deniz yoluyla kıtaya seyahat edebilirsiniz. Hatta bunun için herhangi bir vizeye dahi ihtiyacınız yoktur. Ancak belirlenen rotaların haricinden hiçbir şey olmadığı iddia edilen buz kaplı bu kıtada, herhangi bir şekilde kafanıza göre seyahat etmek ve dolaşmak ise imkânsızdır. Doğal koşulların başlı başına bir engel olmasının yanı sıra bölgede araştırma yapan ülkelerde buna izin vermeyeceklerdir.

 

 

CEVAP VER

*