Akdeniz’de bir şeyler oluyor… Dünyanın pek çok ülkesi en başta da küresel aktörleri kan kokusu almış köpek balığı gibi Akdeniz’e üşüşüyor. Şu anda Akdeniz’de ayrı ayrı ülkelerin 200 den fazla savaş gemisi kulakları karargahlarından gelecek emirlerde dip dibe savaş pozisyonun da bekliyor… Hemde mensubu oldukları donanmaların en modern en güçlü tabiri caizse yüz akı gemileri.

Dile kolay 200 gemi. Ortalama bir savaş gemisinin bir günlük giderinin 160.000$ olduğunu söylersem zannımca durumun ciddiyetini daha iyi kavrarız. Bu kadar ciddi ve çok uluslu bir gücün burada olma sebebi nedir? Resmi evraka bakacak olursak Suriye meselesi. Elbette buna ana okuluna giden bir çocuğu bile inandıramazsınız. Esas sebep Akdeniz’de keşfedilen ve dünyanın yakın geleceğinde hangi ülkenin şah hangi ülkenin mat olacağını belirleme konusunda büyük rol oynayacak doğalgaz rezervleri. Başta Amerika olmak üzere herkes pastadan pay kapmaya çalışıyor. Amerika eski Süper güç değil artık sonun başlangıcında. Çin’in huweii firması dünya iletişim alt yapısını ele geçirmeye başladı. Amerika tarihinde görülmemiş bir borçla karşı karşıya adeta geçmişte ki gücünün rüzgarıyla ayakta. Ancak Amerika’yı yiyip bitiren en büyük sorun bu değil. Rockefellerlar sermayelerini Çin’e kaydırmaya başladı. Buda bir vitrin olarak kurulan birleşik devletlerin misyonunu doldurduğunu açık şekilde gösteriyor. Amerika konusu müstakil video isteyen uzun bir konu. Akdeniz’de Kimse Türklere zırnık bırakmak istemiyor. Nitekim Türkiye’nin en büyük prangası enerji ve faiz oranları. Bu rezervler ülkemizi bu prangalardan kurtarırsa bölgede ki tarihi bağlarımız, büyük nüfusumuz, doğal liderlik vasfımızla Orta doğu ve batı Asya’da çok değil birkaç yıl içerisinde tüm küresel güçleri def edip kendi nüfuz alanımızı kuracağımız doğal bir süreç. O yüzden de kıta sahanlığı anlaşmazlığını ileri sürerek olası rezervleri Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan’a vermek istiyorlar. Nitekim kendisini dev aynasında gören Yunanistan abilerine güvenerek ara sıra sesini yükseltse de olası bir savaş halinde onu Türkiye’nin elinden kolay kolay kimsenin alamayacağını bildiğinden krize yol açacak hareketlerden kaçınıyor. Bunun yerine farklı farklı ülkelerle ortaklıklar kurarak başka ülkeleri Türkiye’yle karşı karşıya getirip aradan sıyrılma çabasında bir dış politikası var.

Bunun en belirgin örneği Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve İsrail arasında geçtiğimiz yıllarda imzalanan sondaj anlaşması. Türkiye ise bölgesine yığılan bu kadar büyük bir gücün karşısında doğal olarak denge politikası güdüyor. Ancak bazı askeri eylemlerle de ara ara diş gösterip kendi bölgesinden elinden geldiğince herkesi uzak tutuyor. 2019’un başlarında Anadolu’yu çevreleyen Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de aynı anda 103 savaş gemisinin katılımıyla Mavi Vatan tatbikatını gerçekleştirdik. Deniz kuvvetlerimiz temsili operasyonlarda istatistiklerin üzerinde başarı gösterdi. Bu hem Rusya’ya hem Yunanistan’a hem de Amerika ve diğer paydaşlarına verilmiş açık bir mesajdı. İstanbul neyse Ankara neyse kıta sahanlığımızda odur mesajıydı. Herkes mesajı aldı Ancak Amerika bir kere daha dirayetimizi sınamak üzere önce Yunanistan üzerinden 1992 senesinde ki tatbikatta sözde kazara vurduğu ve Kıbrıs barış harekatına katılan gemimiz TCG Mueveneti hatırlattı. Ardından da yeni bir uçak gemisi ve nükleer deniz altıyı pasifik görev gücünden Akdeniz görev gücüne kaydırdığını açıkladı. Türkiye resti gördü ve eli arttırdı. 131 gemi, 57 uçak ve 33 helikopterle Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz tatbikatı deniz kurdunu başlattı. Bu tatbikat Mavi Vatan’dan daha açık bir mesaj niteliğindeydi nitekim tek muhattabı Amerika ve yandaşlarıydı halk tabiriyle yiyorsa gel dedi Türkiye. Belli ki devlet hafızamız tarihten dersini almış ve Musul ve Kerkük’ün hiç edildiği gibi Akdeniz’de ki istikbalimizin hiç edilemeyeceğini iyice kavramış. Fatih ve Barbaros sondaj gemilerimizi onlar için tartışmalı bizim içinse tartışmasız bölgelere gönderip petrol arıyoruz. Fatih sondaj gemisini durdurmak için Amerikan ve yunan gemilerinden bir filo engelleme çalışması yaptıysada eskort olarak gönderdiğimiz Türk savaş gemilerinin ciddiyetini görünce kuyruğu kıstırıp kaçtılar. Şimdi rumlar gemi personeli için bir tutuklama emri çıkarttı. Bunlar asla tatbik edemeyecekleri sadece kışkırtma amaçlı hareketler. Soğuk kanlılığımızı kaybedip hata yapmamızı istiyorlar. Amerika bizim basitçe işgal ettiği Arap kabile devletleri gibi olmadığımızın farkında. 10.000 Km öteden gelip burada bize barış ve özgürlük getirme lüksü yok. Böyle bir hamle yapması yani Türkiye ile savaşı göze alması demek hem zaten zor durumda olan ekonomisini daha da zora sokması demek hem de orta doğuda ki otoritesini sonsuza kadar kaybetmesi demektir. Böyle bir bedeli de ödeyebilecek güçte değildir. Elbette bu savaşı göze alamayışının tek sebebi Türkiye’nin dirayetli duruşu da değil. Rusya sıcak denizlere inmek için Türkiye’ye muhtaç haliz hazırda dünyanın bu ekonomik dar boğaz yaşadığı günlerde Amerika’nın Türkiye’yi ekarte ederek Akdeniz’e çöreklenmesi Rusya’nın sonunu getirir. Bu sebeple de buna asla izin vermez.

Birde İran faktörü var. Çıkarları örtüştüğünde koklaşan İran ve Amerika Çıkarları çatıştığında bir birlerine hırlamaktan hiçbir zaman geri durmamıştır. Bölgede doğal Sünni lider Türkiye’nin kaybetmesi demek Ilımlı Türkiye yerine daha saldırgan bir sünni oluşumun ortaya çıkması ayrıca güçlenen Amerika’nın İran’ın nüfus alanını iyice zayıflatarak rejimi yıkacağının bilincindedir.

CEVAP VER

*