1937 yılında, nazi liderleri Hitler ve Herman Goering’in talimatıyla özel olarak seçilmiş timler her türlü doğaüstü dinsel ve okült nesnelerle ilgili bilgi toplamak amacıyla dünyanın farklı yerlerine gönderildiler.

Gelecekte bu timlerden bir tanesi antartikada ki oyuk dünyanın girişini de bulacak ve buraya kurt ini isimli bir üs inşa edilecekti. Timlerin araştırma listelerinde bulunan gizemli nesnelerin başında Kutsal Ahid Sandığı, Kutsal Kase, Hz İsa’yı öldürdüğüne inanılan kaderin mızrağı ve Ağrı dağında ki Nuh’un gemiside bulunuyordu. Kaderin Mızrağı’nın Avusturya’da ele geçirilmesinin ardından bu durum Führeri cesaretlendirdi ve timlerin bütçesini arttırarak dünyanın dört bir yanına bu gizemli nesneleri araştırmaları için hızla sevk edildiler. Hz Nuh’un gemisini araştırmak için Türkiye ve İran arasındaki dağlarda araştırma yapan tim, Dicle Nehri kenarındaki bir köyün yaşlılarından oldukça ilginç bir öykü dinledi. Anlatılanlara göre 200 nesil evvel, gökyüzünden büyük ve de çok gürültülü bir ev yeryüzünüze indi. Uçan cismin çıkardığı gürültü, köyde bulunan herkes tarafından duyulmuştu. Bir süre sonra köyden köye yolculuk yapan Özdemir adlı bir kişi bu gizemli cisimle karşılaşmıştı. Anlattığına göre, cisim ıslık gibi bir ses çıkarmaktaydı ve dokunulmayacak kadar sıcaktı. Bu olay araştırmayı yapan ekip tarafından derhal Almanya’ya rapor edildi. Alman karargahı başta olaya şüpheyle yaklaşmış, 200 sene evvel dağa düşen bir cismin nasıl olupta halen sıcak olup ses çıkartabileceğini yani çalışır durumda olabileceğini sorguluyorlardı. Bu durum başlarda onlara farazi bir halk hikatyesi gibi geldiysede Göring’in talimatıyla bir ay sonra bölgeye iki birlik daha gönderildi. Bölgeye gelen bilim adamları, Hitler’in savaş makinasının Özel Silâhlar bölümünün öncüleriydiler. Öncelikle cismi gördüğünü iddia eden Özdemir ile görüştüler. Fakat Özdemir onlara cismin yerini göstermeyi red etti. İlerleyen günlerde cismin yerini göstermesi karşılığında para teklif edilince köylü bu isteği kabul etti. Ancak bir sorun daha vardı. Cisim çok yüksek bir rakımdaydı ve her taraf kar altındaydı. Köylü onları bahar başlarında Cisme götürmeyi o zaman yol bulmanın daha kolay olacağını şu anda ki hava şartlarının çok ağır olduğunu söylediysede Naziler bunu kabul etmedi. Ekipin intikalinden 2 hafta kadar sonra nihayet köylüde ikna edilerek cismi arama çalışmalarına başlandı. 

Ekip gündüzleri yürüyor geceleri ise kamp yapıyordu. Dağdaki hava şartları bazen o kadar ağırlaşıyordu ki kar tipisinden göz gözü görmüyor, çadırların kazıkları sökülüyor, görüş mesafesi 0 a iniyor ve hareket etmek imkansız bir hal alıyordu. Hatta bir ara geri dönülüp bahar başlarında tekrar gelinmesi fikri bile değerlendirildiysede yüksek Alman komutasından çekinen gurup liderleri bu teklifi kabul etmediler. 12 günlük bir tırmanışın ardından son derece yüksek bir irtifada bahsedilen cismi buldular. Cismin bulunduğu koordinatları sizlerde bakmak istersiniz diye videonun açıklama kısmında paylaşıyorum. Cisim sağlam bir durumda dağın tepesindeki mağaralarda birinin girişindeydi. Bu dünya dışı bir aracın ilk ele geçirilişi oldu. Özdemir’in bahsettiği gibi cisimden tiz ve ürkütücü bir ıslık sesi geliyordu ve son derecede sıcaktı. Mağaranın önündeki arazide parçalanmış kayalar dikkat çekiyordu. Muhtemelen bu kayalar cismin çarpması sonucu parçalanmıştı ancak cisimde en ufak bir çizik dahi yoktu. UFO, 25 metre çapında ve 8 metre yüksekliğindeydi. Boyutuna göre ağırlıysa çok azdı. Cisim komple 3 ton kadar geliyordu. Dünyada olmayan katı bir maddeden üretilmişti. Bilim adamları gemiyi çalıştırmayı denediyse de başarılı olamadı. Ekip durumu ve bulguları tekrar Almanya’ya rapor etti. Hitler Cismin ne pahasına olursa olsun Almanya’ya getirilmesini emretti. O dönem genç Türkiye Cumhuriyetinde işler karışıktı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk henüz yeni vefat etmişti. Zaten Vefat etmemiş olsaydı büyük olasılıkla almanlar bu cismi Türkiye’den çıkartamazdı. Almanya’nın Türkiye büyük elçiliği vasıtasıyla Dönemin Türk hükümeti ile bağlantı kuruldu. Para ve Silah yardımları yapılarak gerekli izinler alındı. Almanlar Türk hükümetine ne bulduklarına dair net bir bilgi vermedi. Zaten dönemin hükümeti sanayi ve ekonomide çok zayıf olan ülkenin durumundan dolayı Almanya gibi bir dünya devine hayır diyecek siyasi bir iradeye sahip değildi. Açıkcası yapılacak para ve Silah yardımları hükümet için çok daha önemliydi. İzinlerin alınmasına rağmen Almanlar için sorunlar yeni başlıyordu. Nitekim dünyada böyle bir cismi taşıyacak bir araç yoktu. Araç olsada Ağrı dağına çıkan basit ve zaman zaman çok darlaşan patika bir yoldan başka bir yolda yoktu. Burada alman mühendisleri devreye girerek açık kasalı Alman ordu kamyonlarının şasilerini uzatarak yeni dingiller eklediler. Planlarına göre bu yeni dizayn edilmiş araçlar sökülüp takılıp taşına bilen kuvvetli bir hidrolik çıkrık mekanizmasıyla havaya kaldırılan cismin altına dorselerini sokacak ve cisim yavaşça üzerlerine bırakılacaktı. Ayrıca bu araçlar günümüzde petrol rafinerileri gibi ağır tonajlı yükleri taşımak içinde kullanılan 100 teker diye tabir ettiğimiz özel nakliye araçlarınında atasıdır.

Araçlar yapılırken Almanya’dan bölgeye yeni ekip ve ekipmanlar yollandı. Bu ekipler yolların dar ve balçıklı kısımlarını tespit edip dar kısımları genişletiyor balçıklı kısımlarıda mıcır dökerek dolduruyorlardı. Nihayet 1939 şubat ayında UFO büyük bir gizlilik içinde Bulgaristan, Romanya, Avusturya rotasını izleyerek yüklemeden 1 ay sonra Almanya Münih’e getirildi. UFO araştırması için Almanya’da ki en ünlü bilim adamları Münih’in kuzeyinde kurulan bölgeleye geldiler. Araştırma laboratuarı, başka güçler tarafından fark edilmemesi için eski tuz madenlerinin bulunduğu bir bölgeye konuşlandırıldı. Cismin detaylı incelemeleri kapsamlı olarak raporlandı. Bu raporlar savaşın sonlarında Sovyetlerin eline geçecek ve Sovyetlerin çökmesiyle araştırmacıların eline geçen KGB belgeleri arasında yerini alacaktı. Ancak ne yazık ki Raporun büyük kısmı kayıptı. Yapılan incelemeler sonucunda cismin, dünyadaki herhangi bir devletin çok gizli silâhı olamayacağı anlaşıldı. Dış yüzeyine sıcaklık soğukluk gibi testler yapıldı madenin bu testlere cevap vermediği görüldü. Daha ayrıntılı mikroskobik testler için cisim dış yüzeyinden örnek alınmak istendiyse de bir türlü parça kopartılamadı. Cismin içiyse dışından çok daha ilginçti. Cisme girildiğinde kontrol paneli olduğu düşünülen bir levhanın önünde 3 küçük koltuk ayaksız olarak havada asılı duruyordu. Bilim adamları bunun manyetik bir alanla ilintili olduğu sonucuna vardı. Garip şekilde içeride gemiyi kullanmaya yarayacak bir kumanda kolu veya düğme yoktu. Sadece tam ortada duran küreye benzer bir cisim göze çarpıyordu. Geminin içerisinde hiç bir elektronik cihaz çalışmıyordu. Koltukların arkasına düşen kısımda simetrik olarak ayrılmış bir bölüm vardı. Buraya giren bilim adamları duvarlarda ki ufak deliklerin içinde hortum benzeri bir şey olduğunu gördüler Ayrıca yerde 1 metreye 1 metre kare bir kapak vardı ancak ne kadar uğraştıylarsada açmayı başaramadılar. Bilim adamları buranın yaşam alanı olduğu görüşünde hem fikirdiler ve raporada bu şekilde yazdılar. Cismin dış yüzeyine ışık tutulduğundaysa ışığın kırılmadığını gördüler Bu maden ışığı adeta emiyordu. Buda ona mükemmel bir kamuflaj sağlıyor olmalıydı.

Ancak bu bölgenin ABD ajanları tarafından fark edilmesi uzun sürmedi. Temmuz 1941’de, ABD, Oz kod adını verdikleri bir ajanını bu laboratuara sokmayı başardı. Almanlar araştırmaları sonucu ele geçirdikleri pek çok gizemli nesneyi Münihe getiriyor, burada inceleyip saklıyorlardı. Amerikan ve Rus ajanları bunu biliyor yinede neyin nerede olduğu hakkında çok fazla bilgi edinemiyorlardı. Bu yüzden Münih hem müttefikler hem Sovyetler için özel bir statüye sahipti. Savaşın sonlarına doğru Müttefikler Münih’i ele geçirmek için büyük bir saldırı başlattı. Şehir günlerce havadan bombarduman edildi. Büyük fedakarlıklarla karadan kaydırılan birlikler çok ağır kayıplar vermelerine rağmen şehri kuşatmayı sürdürdü. Oysa Münih bu kadar fedakarlık gerektiren stratejik bir konumda değildi. Nitekim Berlin halen ayaktayken Münih’e olan bu özel ilgi ve yapılan askeri fedakarlıklar o dönemde çoğu stratejist tarafından aptalca olarak nitelendirilmişti. Hatta Sovyet lider Stalin bile şehrin kuşatılmasına tepki göstermişti. Şehir düşünce Amerika Önce Münih kalesinin altında gizlenen kaderin mızrağını ardından da tuz madenlerindeki tesislerde bulunan diski ele geçirdi. Tuz madenlerinde uzun süreli çatışmalar yaşandı. Ufo derhal Normandiya üzerinden gemi ile Amerika’ya yollandı. Ancak diğer yandan Sovyetler de esir aldıkları Alman bilim adamları aracılığyla, nazilerin ele geçirdiği dünya dışı diskten haberdar oldular. Ayrıca bilindiği üzere savaşın ardından pek çok Alman bilim adamına Amerika oturum ve yeni kimlikler vererek kendisi için çalıştırmaya başladı. Amerika bu bilim adamlarını kabul etmeden evvel hazırladığı listenin en başına bu Ağrı Ufosu olayında görev yapmış bilim adamlarını yazmış ve öncelikle Amerika’ya onları götürmüştü.

CEVAP VER

*