İnsan vücudunun en mucizevi bileşenlerinden bir tanesi kandır. Ancak kanı tanımlamak için mucizevi kelimesi yeterli değildir. Geçmişte pek çok ayrı topluluk ve kişi kanın mucizevi güçlerini keşfetmiş ve kullanmak için farklı formüller aramıştır.


Tarihte bu konuda en çok bilinen isim kanlı kontes olarak da bilinen Elizabeth Bathory’dir. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. At ve türevleri hayvanların kurban edildiği ayinlere katılmaya başlamıştır.40 yaşına geldiğinde, yaşlanıp güzelliğini kaybedeceği telaşına düşen “Kanlı Kontes”, bir gün hizmetkarı olan genç bir kızın saçlarını tararken canını acıtması üzerine ona öyle bir tokat atmıştır ki, genç kızın yüzünden düşen bir damla kan Kontes’in ellerine dökülmüştür. Kontes bu kanla, kızın gençliğini ve güzelliğini aldığını zannetmiş ve uşağına emir vererek kızın bütün kanını bir küvete doldurtup “kan banyosu” yapmıştır. Sonrasında iyice yoldan çıkan Kontes, 612 bakire kızı kaçırtıp, bu kızlara tepesinden asılı bir kafeste, işkence çektirmiş; kafesten akan kanlarla ise duş almıştır. Bir başka örnek olarak Vlad Tepeşte oldukça meşhurdur. Voyvoda III. Vlad düşmanlarını (özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini) kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle tarihe geçmiştir. Sonradan Bram Stoker’ın Drakula romanına ve Drakula filmlerine konu olmuştur. Macar arşivlerinden edinilen bilgilere göre Voyvoda kalesinde pek çok büyücü ve simyacıyı istihdam ediyor bu kişilerde Voyvoda için onu genç ve dinç tutacak insan kanından iksirler hazırlıyordu. Voyvodo bir süre sonra bu iksirlere o kadar bağımlı olmuştu ki sabahları aç karna dahi kan iksirleri tüketiyordu. Macaristan’da hapis edildiği yıllarda iksir krizlerine sık sık girdiği bu krizleri aşabilmesi için kendisine Afyon verildiği kayıtlara geçmişti. Bu durum kanla ilgili yapılan binlerce ritüelin en bilinenlerinden olsa da en önemlisi değildir. Tarihte kana atfedilen özellik her zaman vampirlerle birlikte anılmıştır. Popüler kültürde’de kanla ilgili ritüeller toplum bilincine sıkı sıkıya kazınmaktadır. 1940lardan günümüze kadar gelip devam eden özel bir kan serumu elitler için üretilmeye devam etmektedir. Bu seruma kısaca Adrenochrome denmektedir. Adrenochrome, 1950’lerde ve 60’larda yapılan çok küçük çalışmalarda incelenen bir adrenalin metabolitidir. Adrenalinin oksidasyonu ile üretilen C₉H₉NO₃ moleküler formülüne sahip kimyasal bir bileşiktir. İncelenmiş olmasına rağmen bilimsel olarak asla sınıflandırılmamış psikosomatik bir ilaçtır. Kimyasal isimlerdeki benzerliklere rağmen, krom veya kromla ilişkili değildir. 0 – 1 yaş arası bebeklerin belli kan gruplarına göre sınıflandırarak alınan kanları ve böbrek üstü bezlerinden elde edilen saf adrenalin özel methodlarla harmanlanarak üretilir. Hunter S. Thompson’ın “Las Vegas’ta Korku ve Nefret” adlı kitabı adrenochrome kullanan insanların yaşadıkları kapsamlı olarak anlatılır. Adrenochrome, yetişkinlerde şizofreninin gelişiminde rol oynadığı varsayılmaktadır.

Amerika Ve Avrupada bu bileşen defalarca polis baskınlarında ele geçirilmesine rağmen her defasında ortadan kaybedilmiştir ve sıradan insanların elinde bulunmamaktadır. Adrenachorome Darkwebte bazı sayfalarda 30.000$ civarı bir fiyattan satılmaktadır. Serumun etkileriyse saymakla bitecek gibi değildir. En belirgin olanları çok etkileyici görsel renk, hareket ve mesafe algısı sunuyor oluşudur bir dozun etkisi haftalarca devam eder. Serumun başlıca etkilerini maddelendirmek gerekirse;

Kontrol edilebilir Halüsülasyon

Düşünce Bozukluğu

Tuhaf Fikirler ve İcat yeteneği

Erkeklerde olandan 2 kat fazla cinsel güç

Acıya ve mutsuzluğa Duyarsızlaşma

Hyper-Mania / uygunsuz uyaranlara etkiler.

Yaşlanmanın %35 ila %45 arasında yavaşlaması

Adrenochrome’un elitler tarafından tercih edilmesinin sebebi katıldıkları ritüellerde ve kendi yaşam döngülerinde onlara eşsiz ve tarifi olmayan bir deneyim yaşatmasıdır. yüksek adrenalin vermek için tüketildiği düşünülmektedir. Bu ilacın etkileri ve sınıflandırılmasının tartışmalı olduğu söylenir çünkü deneyimlenmesi etik değildir. psikoaktif veya halüsinojenik etkileri olup olmadığı bilimsel olarak tartışılmaktadır. Adrenochrome (en azından tıbbi / bilimsel uygulamalarda) mikro dozlarda bir iğne ile enjekte edilir. Adrenochromeun bir defa kullanımından sonra insan kanında küçük dozajlarda doğal olarak oluştuğu bulunmuştur. Elitler Adrenochrome’u Adrenalini düzgün bir şekilde sentezlemesi için gerekli olduğuna inandığı, insanların Şeytani Ritüeller ve İstismarları içerdiği düşünülen organizasyonlarda korku ve deliliğin eşiğine korkutulması tecrübesini yaşayarak farklı bir tekamül boyutuna ulaşmak için gerektiği düşünülmektedir. Böyle bir çıkarımın bir örneği, “Labirent Koşucusu: Ölüm Tedavisi” filminde ki bilinçaltı sahne boyunca gösterilmiştir. Minho karakteri, canavar gibi devasa bir örümcek tarafından kovalanmanın sanal / sahte bir gerçekliği ile aşılanmıştır. Bu kısa sahnede, onun adrenalini ‘tedavi’ olarak tüplerden çıkarılır. Diğer birçok film de Adrenochrome çağrışım yapan oldukları senaryo ve sahnelerinde yüceltici şekilde işlemektedir. Ritüellerde gerçekleştirilenlerin çoğu zaman olağanüstü sapkın yöntemlerle korkmak için bilerek yapıldığını onaylar niteliktedir. Ayrıca, hastanelerin ve kliniklerin, ciddi duygusal travmalar yaşayan hastalardan zorunlu olarak kan almaları, bunun için gerekli tıbbi bir ihtiyaç olmamasına rağmen bunu yapmaları da şüpheleri arttırmaktadır. Adrenkojen yüklü insan kanının, Kızıl Haç gibi kan bağışı toplayan hayır kurumları kullanılarak alınıp satıldığı da iddia edilmektedir. Örneğin, Clinton Vakfı, Kızıl Haç ile yoğun olarak çalışmıştır. Ancak bu iddia ispatı için daha fazla kanıt gereklidir. Adrenacharome’un ilk olarak nasıl üretildiği hakkında ise komplo teorisyenleri farklı fikirler ortaya atmaktadır. Bazı teorisyenler CIA’nın 1940 larda yaptığı etik dışı ilaç deneyleri sayesinde ortaya çıktığından bahseder. Bir diğer kısımsa serumun ilk olarak M.Ö. Babilde ortaya çıktığını hatta bir adım ileri giderek bu serumun vampirlere özel üretildiğini anlatırlar. Bir görüş olarak serumun sağladığı özellikler Vampir efsanesinin doğmasına da elverişli niteliktedir. Üçüncü bir görüş ise Serumun 1900 lerin başlarında İlluminatiye bağlı bilim adamlarınca üretildiğidir.

Nitekim Rockefeller ve Rothchild ailesi bireylerinin serumu kullandığına yönelik çok ciddi iddialar vardır. Aileler her zamanki gibi iddialar karşısında suskun kalmıştır. Ayrıca illuminati oyun kartlarında da seruma ait bir kart vardır. Birkaç sene evvel bir barmen bu konuda kurulmuş forumlardan başından geçen tecrübeyi paylaştı… 2000 senesinde çalıştığı cafeye bir kadın gelir ona oldukça yüksek ücret karşılığında özel partilerinde çalışıp çalışmayacağını sorar. İki şartı vardır Brooklyn de gerçekleşecek bu parti ye gözleri kapalı şekilde götürülüp getirilecek ve partiden gördüklerini kimseye anlatmayacaktır. Adam başlarda çekinse de bu teklifi kabul eder gece yarısı olup parti başladığında sıradan bir maskeli balodur. Bir süre sonraysa özel görevliler tarafından misafirlere Adrenachrome ikram edilmeye başlar. Buradan sonra gece farklı bir hal alır. Partiye çift olarak gelenler ayrılır farklı kişilerle temasa geçer kimileri kapalı localarda garip kelimelerle bazı dualar ederken bazıları da değişik ruh halleriyle farklı hareketler sergilerler. Sonrasında aşırı seviyede cinsellik içeren bazı oyunlar oynanır toplu olarak. Gecenin ilerleyen saatlerinde önünde görevliler bulunan bir odaya sadece davet edilen bazı konuklar girer. Ortamın havasından buraya davet edilmenin bir prestij meselesi olduğu anlaşılmaktadır. Barmen yaptığı yoruma şu çarpıcı gözlemiyle son vermiştir. Bu maddeyi kullananlar adeta insan benliklerini aşarak yarı tanrımsı bir kisveye bürünüyor, yapabileceklerinin hiçbir sınırı yokmuş gibi hissettiriyorlar. Serumla ilgili göz ardı edilen bir başka iddia daha vardır. Bazı hertzlerdeki müziklerin insan bedeninde ve zihninde çeşitli tepkimelere yol açtığı bilinmektedir. Atomlarımız sürekli titreşim halindedir ve bu titreşimin hızına frekans denir. Bugün internette Frekans Müzikleri diye arama yaparsanız pek çok farklı amaç için dizayn edilmiş farklı hertzlerde müzik bulabilirsiniz. Bu müziklerin genelde beynin alıcı konuma geçtiği uyku halindeyken dinlenilmesi önerilmektedir. Serumun kullanımıyla dinlenen müziklerin anında etki göstererek insan vücudunu amaçlanan konu için gerekli frekansa anında senkronize ettiği daha açıklayıcı bir değişle Atomlarımızı istediğimiz seviyede ve hızda titretme yetisi kazandırdığı anlatılmaktadır.

CEVAP VER

*